• 13 Aralık 2018, Perşembe 16:57
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

CUMHURİYET GAZETESİNİN YENİ ÇİZGİSİ!

Bir süredir sağlık sorunlarım nedeniyle Giresun dışındayım. Son yazılarımı önceden hazırlayarak gazeteye bırakmıştım. O nedenle güncel konulara pek giremedim. Fakat aslında, Kemalizm hakkında yazdığım yedi yazının da, günceli anlamamıza yardımcı olacak yazılar olduğunu belirtmeliyim. Son yazım “Dünyada Böyle Bir Demokrasi yok” başlığını taşıyordu ve aslında, Cumhuriyet Gazetesi yazarı sayın Bartu Soral'la, gazete yönetimi ve 'Atatürkçü' yazarları arasındaki nahoş tartışmaya denk düştüğü için çok anlamlı bir ironi olmuştu.
Gözümü Cumhuriyet gazetesi ile açtım diyebilirim. İlkokul öğrencisi iken,  Gazetenin ikinci sayfasındaki “Prof. Nimbüs” isimli yazısız karikatürün müptelâsıydım. 1962 yılının bir bahar ayında, Cumhuriyet Gazetesinde yazmaya başlayan İlhan Selçuk'un ilk, 'Pencere' yazısını okumuştum. 1971 12 Martı'nda ve 12 Eylül döneminde gazete yönetimine müdahaleler olunca,  binlerce okurla birlikte gazeteyi ben de bırakmıştım. Uğur Mumcu idolümüzdü. Fakat ne var ki, menfur bir suikastla,  hunharca katledilmesinden sonra, giderek Cumhuriyet gazetesinde bazı şeylerin değişmekte olduğunu gördüm.  Oral Çalışlar gibi,  Cumhuriyetimizin temel değerlerine, Millî Devlete, Türklüğe ve Türk Milleti kavramlarına karşı bir yazarın, bu değerleri savunmak amacıyla bizzat büyük Atatürk tarafından kurulan ve ismini de Atatürk'ün verdiği bir gazetede yazılarına yer verilmesini ve bölücülüğü, 'özgürlük mücadelesi' gibi gören; etnikçiliği yüreklendiren değerlendirmeleri  kabul edemiyordum. Bu düşüncelerimi rahmetli İlhan Selçuk'a da yazdım. Bana doğrudan cevap vermedi. Fakat köşesinde yayınladığı bir yazıda hatırımda kaldığı kadar, Oral Çalışlar'ın varlığını şu sözlerle savunuyordu: “Cumhuriyet gazetesi demokrasiyi savunur. Bu bakımdan gazete sayfalarında farklı görüşlere de yer vermesi doğaldır!”
Sayın İlhan Selçuk'un o yazısından sonra, Cumhuriyet Gazetesini almayı bıraktım. Ta ki, Gazetenin, mahkeme kararı ile, 2. Cumhuriyetçilerin elinden kurtarılmasına kadar. Bunu, 15 Ekim tarihinde yayınlanan “CUMHURİYET KURTULDU; CHP KURTULABİLECEK Mİ?” başlıklı yazımda da kısaca belirtmiştim.  
O yazıda özetle şunları söylemiştik: “Yıllar sonra ilk kez bir Cumhuriyet Gazetesi aldık. 2. Cumhuriyetçiler kovulunca gazete bayağı bir değişmiş. Kuvayı Milliye çizgisine dönüşün işaretlerini gördük ve bu bizi çok sevindirdi. Umarım Kuvvacı çizgiyi sürdürmeyi başarırlar.” 
Ne yazık ki, Kuvvacı Çizgiyi sürdürmeyi başaramadılar. Çünkü Kemalist değiller. Atillâ İlhan bu zihniyet için 'Gardırop Atatürkçüsü' derdi!
Kemalizm'i özümsemiş bir Türk Aydını olarak değerlendirdiğimiz Sayın Bartu Soral'la gazete yönetimi ve yazarları arasında başlayan Osman Kavala tartışmasına gelecek olursak: Sayın Soral, malum zihniyetin, bir 'özgürlük mücadelesi havarisi' olarak yücelttiği, hâlen tutuklu olan Osman Kavala hakkında bir yazı yazmış ve Kavala'nın Soros ve Açık Toplum Vakfı bağlantılı faaliyetlerinden örnekler vererek; henüz hakkında bir iddianame düzenlenmeyen Kavala için, “Hukukun üstünlüğünü savunmak ve mağduriyetleri herkes için dile getirmek başka, Osman Kavala gibi bir profili, yargı hatasından ötürü sürekli gündeme taşıyarak, masum göstermek başka” şeklinde bir değerlendirme yapmıştı. 
Sayın Bartu Soral'ın, Osman Kavala'nın mağduriyetinin istismarını haklı olarak eleştirdiği  bu yazısı, Cumhuriyet Gazetesinin 'Demokrat' yazarlarını ayağa kaldırdı.
Yazısında, bir 'demokrasi dersi veren' sayın Ali Sirmen, konuyu tartışmış ve şöyle noktalamış: “Uzatmaya gerek yok. Açıkça görülüyor ki, Selahattin Demirtaş'ın, Osman Kavala'nın haklarını savunmak, onların görüşlerini paylaşmak değildir. Demokrasiyi savunmaktır!”
Sayın Orhan Bursalı da, Osman Kavala için şu anlamsız savunuyu yapmış: “İktidarın, barış sürecinde Kavala ile bir sorunu yoktu. Soros'un ülkede, vakfı aracılığı ile gerçekleştirdiği projelerine de itirazı yoktu. Dahası bizzat Cumhurbaşkanı Soros ile Davos'ta toplantı yapmış ve Avrupa Birliği için büyük desteklerini almıştı!”
Yani demek istiyor ki, sayın Bursalı, Osman Kavala nasıl Sorosçu olduğu için suçlanabilir?  Soros bir zamanlar, bu iktidarın da itibar ettiği bir şahsiyetti! 
Bu ne kadar sığ bir demagoji? Bu iktidarın, başta Alman Vakıfları olmak üzere, birçok ABD ve AB merkezli sivil toplum örgütünün,  ülkemizdeki, 'Demokrasimizin Gelişmesi Maskesi Altında' sürdürdükleri faaliyetlere nasıl müzahir olduğu bilinmeyen bir şey değil. Nitekim, 'bugün yeniden, suni solunumla, canlandırılmaya çalışılan' o meşum Açılım Sürecini de bize bu iktidar yaşatmıştı! Fakat bütün bunları, vatan ve millet şuuruna sahip Türk aydınlarının şiddetle eleştirdikleri ve bu yüzden büyük bedeller ödedikleri de bir vakıadır.
 AKP iktidarı, geçmiş yıllarda, gerçekten çok vahim hatalar yapmıştır. Bu durum iktidarın birçok mensubu tarafından da itiraf edilmektedir. İktidarın nihayet bunların üzerine gitmeye başlaması nedeniyle  Soros'un, Türkiye'deki faaliyetlerine son verme kararı aldığını da hatırlatalım! Şimdi nasıl olur da, Atatürkçü Cumhuriyet Gazetesinin bir yazarı çıkıp, iktidarın geçmişteki Soros'la diyalog hatasını, Osman Kavala savunusunda kullanabilir? Hiç kötü ve yanlış emsal olabilir mi? Kriter olabilir mi?
Yazık! Görülüyor ki, Atatürk'ün, Cumhuriyetin Temel Değerlerini Savunmak amacıyla kurduğu Cumhuriyet Gazetesi de artık, Batı'nın, aydınlarımızı avlamakta kullandığı, 'Evrensel Değerler' saplantısının esiri olan yazarların hâkimiyetindedir! 
Bizim temel sorunumuz tarihimizi iyi bilmemektir. Osmanlı'nın niçin ve nasıl yıkıldığını unuttuk! Bakınız Atatürk bu konudaki zaafımızı nasıl eleştiriyor: “Özellikle bizim milletimiz, milliyetini unutuşunun çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli milletler hep millî inanışlara sarılarak, milliyet ülküsünün gücüyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopayla içlerinden kovulunca anladık. Anladık ki, suçumuz, kendimizi unutmaklığımızmış. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce kendi benliğimize ve milletimize bu saygıyı duygu, düşünce ve davranışta gösterelim. Bilelim ki, millî benliğini bulamayan milletler, başka  milletlerin şikârıdır” (H.İ.Dinamo, Kutsal Barış, s. 353)!
Ahmet Hamdi Tanpınar, 30 Temmuz 1960 tarihli günlüğündeki şu tespitiyle,  aydınlarımızı ne de güzel tahlil ediyor:  “Solcu; gizli, ısrarcı ve cahil! Sağcı, milliyetçi geçinenlerin hepsi cahil ve kupkuru.  Ortadakiler darmadağınık!”
Tanpınar'ın bu tespitlerinin üzerinden yaklaşık 60 yıl geçmiş. Fakat değişen bir şey yok! Kemalizm'in Millî Sentezimiz olduğunu; bu Cumhuriyetin ideolojisi olduğunu hatırlayan yok! Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki, Atatürk'ün ölümünden sonra yaşadığımız bütün felaketlerin sebebi,  K
emalizm'in yerine Emperyalizmin Evrensel Değerlerini rehber edinmemizdir! Batılı 'DOSTLAR', Kemalizm'in kendileri için ne kadar tehlikeli bir ideoloji olduğunu biliyorlar. 
Yugoslavya'nın kurucusu Mareşal Tito'nun Türkiye'den beklentilerine bakar mısınız: “Bu küresel hâkimiyete karşı ayaklanma yine Mustafa Kemal'in ülkesinde başlayacaktır. Mazlum milletlerin öncüsü yine Türkiye olacaktır.”
Emperyalizm boş durur mu? Tabiî ki, Kemalizm'in yeniden rehber edinilmemesi için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Kemalizm'in unutturulup; 'modası geçmiş bir ideoloji' olarak etiketlenip, yerine, 'Gardırop Atatürkçülüğünün' popüler bir hâle getirilmesinin sebebi de budur! Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, Kemalizm'in ışığı  aydınlatmaya devam ediyor!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık