• 21 Ekim 2013, Pazartesi 9:19
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ÇİN'LE FÜZE ANLAŞMASI ÇOK ÖNEMLİ
Ülkemizin “Uzun Menzilli Füze Savunma Sistemi” ihalesinin Çin’e verilmesi ortalığı karıştırdı. Yunanistan’ın Rusya’dan S-300 füzeleri almasına ses çıkarmayan  ABD ve NATO sözcüleri tepkilerini açıkça dile getirdiler. Galiba esas mesele Çin’in teknoloji paylaşması ve bunun Türkiye’ye kazandıracağı güç! CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loloğlu da “İhalenin Çin’e verilmesinin Türkiye’nin çıkarlarına uygun olmadığını ve Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştıracağını” iddia etmiş! ABD’nin ve diğer ‘müttefiklerimizin’ itirazlarını anladık da, sayın Faruk Loloğlu’nun bu çıkışına doğrusu bir anlam veremedik. Öyle ya, hem ‘Atatürk’ün kurduğu partiyiz’ diyeceksiniz, hem de bizi bağımlılıktan kurtarmak yolunda önemli bir adım olan, Millî Harp Sanayimizin gelişmesi yolundaki önemli bir atılıma karşı çıkacaksınız! Bu nasıl bir Batı tutkusudur? Evet; bu sevda dengemizi öylesine bozmuştur ki, zamanın meşhur komutanlarından Orgeneral Cemal Tural “Amerika’yı sevmemek komünistliktir” diyebilmişti! Cemal Paşa’yı kınamayın; o bu sözü Soğuk Harp’in en şiddetli olduğu bir dönemde söylemişti.  Sayın Doğu Perinçek’in yazdığına göre, Silivri Cezaevi’ndeki en yüksek rütbeli komutanlardan biri “NATO’ya girmeseydik, Ordu mağarada kalırdı” diyormuş! Soğuk Harp sona erdikten sonra bile gerçeklerin görülememesi çok hazin.
Ne yazık ki, ‘Küçük Amerika olmak Hayali’  bize Millî İdeallerimizi kaybettirmenin yanında, madden de çok pahalıya mâl oldu. ‘Küçük’ bir örnek verelim. Amerikan yardımıyla yapılan Ereğli Demir Çelik fabrikalarının, bize maliyeti tam 3 milyar dolardır. Hâlbuki, aynı tesislerin Japon veya Doğu Alman firmalarına l-l.5 milyar dolara yaptırılması mümkündü (Onur Öymen, Çıkış Yolu, s. 368)! ‘Ama, canım, Amerika da bizi Rus tehdidine karşı korudu’ diyeceklere, önce Rus Tehdidi’nin ABD vesayetinin ve sömürüsünün kamuflajı olduğunu belirtelim ve sonra da, NATO kararına göre, Türkiye’nin savunmasının Torosların güneyinden geçtiğini hatırlatalım!
Evet! Amerika bizi fena kazıkladı ve hâlâ daha kazıklanıyoruz! Fakat sevindirici olan şu ki, her şeye rağmen, bu devlette hâlâ daha millî menfaatlerimizin nerede olduğunu görecek ve Çin’le Füze Anlaşması örneğinde olduğu gibi, bu tür kararlar alınabilmesini sağlayacak bir idrakin kalmış olmasıdır. İnancımız odur ki, Türkiye er geç, Atatürk’ün millî politikalarından uzaklaşmakla neleri kaybettiğini anlayacak ve gereken adımları atacaktır. Bugün, Atatürk Dönemi’nin karalanmasının temel sebebi de esasen bu korkudur. Türkiye’yi dünyanın en itibarlı devletleri arasına sokmayı başaran o fedakâr insanlar, Türklükleriyle iftihar ediyorlardı. Çalışkandılar! Bütçemizin dörtte biri Osmanlı borçlarının ödenmesine ayrıldığı hâlde yine de, Cumhuriyet tarihinin en yüksek kalkınma hızını yakalamayı başarmışlardı. Bu Devleti ve bu Vatanı kutsal bellemişlerdi. Millet âşığı idiler. Tek emelleri, Türk Milleti’nin yükselmesi ve ileri gitmesiydi. Atatürk bu inançla 1 Kasım l937’deki Meclis açış konuşmasında Milletine şöyle seslenmekteydi: “Endüstrileşmek, en büyük millî davalarımız arasında yer almaktadır. (…) Bu yıl içinde denizaltı gemilerini memleketimizde yapmaya başladık. (…) Bundan sonrası için bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve harp hava sanayimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder (Kâzım Öztürk, “Atatürk’ün TBMM Açık ve Gizli Konuşmaları”,  s. 1122, 1132).  Bunları sadece bir temenniden ibaret zannetmeyin. Nitekim, 5 Şubat l948 tarihli Ulus gazetesinin birinci sayfasında yer alan bir haberden  “Çiftlik yakınlarındaki Uçak Motoru Fabrikası’nın tamamlandığını, tezgâhların montajının bittiğini” öğreniyoruz. Sonrası mâlûm! “Amerika’dan çok daha ucuza alınan silâhları Türkiye’de üretmeye ne gerek var?” mantığı ile, Millî Sanayi’den vazgeçilir! Soyadını, demiryolu yapılmasında gösterdiği üstün gayretler sebebiyle Atatürk’ün verdiği Nuri Demirağ, 1939 yılında ilk yerli paraşütü üretir; uçak imalâtına başlar. Türk Hava Kurumu, Demirağ’a verdiği siparişlere rağmen, imâl ettiği uçakları almayarak iflâsına sebep olur. Devir, İnönü devridir! Şakir Zümre, ilk Türk denizaltı su bombalarını imâl eder. Ancak ABD yardımları başlayınca kuzine ve soba üretir; Kırıkkale silâh fabrikaları da, gaz ocağı yapmaya başlar! Prof. Bilsay Kuruç’un belirttiğine göre, 1940 yılında millî tank yapılır. Bunun sadece Ford motoru dışarıdan getirilir. Dizaynı, zırh levhası, topu, paleti, aktarma organları hepsi bizim üretimimizdi! Bu tank 1946’da Cumhuriyet Bayramı töreninde geçit resmine katılır.
Amerika sömüreceği ülkelere Serbest Piyasa Ekonomisini ve özelleştirmeyi dayatır. Bize de aynı şeyi yaptılar! Amerikalı uzman Maks Weston Thornburg, 1940’ların sonunda meşhur “Thornburg Raporu” diye anılan raporu ile Türkiye’nin bir lokomotif fabrikası kurmasına, makine, uçak ve dizel motoru yapımı projelerine de karşı çıkar. “Böyle düşünenleri Amerikalılar iyi çalışma arkadaşları saymazlar” der. Fakat, devletçiliğe karşı çıkan Thornburg bile raporunda, KİT’lerin senelik satış miktarının l milyar lira tuttuğunu belirtir ve bu kuruluşlarda çalışan idarecileri “Zekâları yüksek, tahsilleri esaslı ve bir grup olarak, Amerika’da kendi işlerini yapanlar kadar sanayi faaliyetlerini idare edebilecek kabiliyette insanlar” olarak vasıflandırır (Emin Değer, “Oltadaki Balık, Türkiye”, s. 360, 362)!  Çünkü o yıllarda işler ehline verilmekteydi! İlerleyen yıllarda ise, bu kuruluşların başına partili yandaşlar getirilerek, KİT’lerin verimlilikleri yok edilecektir.
Savaş sonunda, 250 milyon dolar döviz rezervi bulunan ve 1946 yılında l00 milyon dolara yakın bir dış ticaret fazlası veren Türkiye’nin, önce Truman Doktrini, sonra da Marshall yardımı almaya başlaması Gaflet Ötesi Bir Durumdur.
Adnan Menderes, Amerika’nın, İktisadî Devlet Kuruluşlarımıza kredi vermemesi üzerine Almanya’ya gider ve Alman Başbakanı Erhard’dan kredi ister.  Fakat o da  “Türkiye’nin hızla sanayileşmesine gerek olmadığı, tarımsal yatırımlara öncelik verilmesi”  aklını verir! Batı’nın gerçek yüzünü kavrayan Menderes bundan sonradır ki, kaynak arayışlarını Sovyetler Birliği’ne çevirir ve bu da sonun başlangıcı olur! NATO üyeliğimizin ve İkili Anlaşmaların sağladığı imkânlarla, bütün hücrelerimize kadar sızan Amerika böyle bir şeye izin verir miydi? Menderes’in hazin sonunu biliyorsunuz fakat asıl sebepler hiç yazılmaz!
Amerika ile flörtün neticeleri meydandadır. ABD’ye bağımlı bir Silâhlı Kuvvetler,  dışa bağımlı bir ekonomi, gelir dağılımında dünyanın en adaletsiz ülkeleri arasında yer alan ve Millî Birliği darmadağın olmuş bir ülke!
Bugün, dünya devi Amerika ile her alanda yarışan ve teknoloji paylaşmak teklifiyle bizim Füze sistemimizi kurmaya talip olan Çin’de, 1950’li yıllarda açlıktan 20 milyon Çinli ölmekteydi! Çin bu başarıyı 1978’de, Deng Hisaoping önderliğindeki yenilikçilerin uygulamaya başladığı “Toplumcu Piyasa Ekonomisi” ne borçludur ki, Atatürk’ün Plânlı Karma Ekonomi siyaseti ile müthiş benzerlikleri vardır. Evet! Biz Serbest Piyasa Ekonomisine geçerek Batı’nın Açık Pazarı hâline gelirken, Çin Plânlı Karma Ekonomi ile bu düzeyine ulaştı! Bugün uçaklarımız ABD’nin istemediği hedefleri vuramıyor! Neden? Çünkü yazılımlar bize ait değil! Ne yazık ki, Çin’le çok münasip şartlarla Füze Anlaşması yapılmasına, hâlâ daha “Türkiye Batı’dan kopacak” diye karşı çıkanlar var! Batı ile kurulan bu haysiyetsiz ilişkileri sorgulamanın zamanı artık gelmedi mi?
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık