• 07 Mayıs 2018, Pazartesi 9:34
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ÇIKIŞ YOLU BÖLGESEL İŞBİRLİĞİDİR (3)
 Prof. Mehmet Yuva, Atatürk'ün Suriye hakkında söylediği şu önemli sözleri hatırlatmış:
“Fransızlar Suriyelileri ADAM yapmak istiyorlarmış. Fakat evvelâ kendileri ADAM olsunlar. Suriyeliler zeki, modern ve nazik insanlardır. Fransızların terbiyesine ihtiyaçları yoktur. Suriyeliler böyle düşünmelidirler. Ben Suriye'yi bilirim. Gençliğimde Şam'da bulundum. Bütün kabahat Osmanlı İmparatorluğu'ndadır. Balkan Harbi sonunda Gelibolu'da idim. Talât Paşa'ya teklif ettim. Suriye'ye ve Irak'a Bağımsızlık veriniz dedim. Talât Paşa bana, 'Bunu sakın başkasına söyleme, seni asarlar' dedi. Fakat, yapılacak şey bu idi. Eğer yapılsa idi Türkiye, Suriye ve Irak ki, zaten kardeştirler; bugün daha samimî kardeş olacaklardı!”
Atatürk'ün en büyük arzusunun bu iki kardeş devletle bir konfederasyon kurmak olduğunu; nitekim, daha 1907 yılında, yakın arkadaşı Ali Fuat Paşa'ya, “Halep ve Musul bizde kalmak şartıyla Irak ve Suriye'ye bağımsızlık vermek gerektiğini” söylediğini de biliyoruz.
Talât Paşa her ne kadar, Balkan Harbi sırasında, Atatürk'ün kendisine açtığı, Irak ve Suriye ile bir Konfederasyon kurulması fikrine karşı çıkmış olsa da, Balkan Harbi yenilgisinden sonra bu düşünce İttihatçılar arasında da taraftar bulmaya başlamıştır. Bu konuda Falih Rıfkı Atay bize şu önemli bilgiyi veriyor:
'(…) İttihatçıların milliyetçiliği ne Ermenistan ne Kürdistan bağımsızlık veya otonomisini akla bile getirmeğe elverişli değildi. Fakat, Arap mem-leketlerine tavizlerde bulunmağa başlamışlardı. Arapça konuşan nüfuslu ilçe ve bucaklara Arap kaymakam ve müdür tayin etmek gibi… Öyle görünüyordu ki, Türkçülük hareketi, Osmanlı-İslâmcılık fikir akımını gevşettikçe Hicaz, Suriye ve Irak Araplığı ile, Anadolu ve Trakya Türklüğü arasında, bir federasyon yapmak imkânsız bir şey olmayacaktı. Türkçülerden ileri görüşlüler bu fikirde idiler. Ben Şam'da iken, oraya gelen Mustafa Kemal'in konuşmaları üzerine işittiklerimden, onun da, bu kanaate iyice meyilli olduğunu anlamıştım” (“Çankaya”, s. 118,120)!
Atatürk'ün, 29.2.1920 tarihinde, Berlin'deki Talât Paşa'ya yazdığı mektuptaki şu ifade de bunu göstermektedir: “Araplara karşı başından beri ifade ettiğimiz siyasî formül şudur: Her millet kendi dahilinde bağımsızlığını kurduktan sonra, konfederasyon hâlinde birleşmek. Bu esas Araplarca memnuniyetle kabul edilmiştir. Emir Faysal'ın mutemetleri dahi bu esas dahilinde birleşmek üzere müracaat eylemişlerdir” (Atatürk'ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt 16. s. 407-408. Aktaran Rafet Ballı, Aydınlık, 6.01.2018)
Fakat asıl bilinmesi gereken, üstün dehası sayesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurmayı başaran Atatürk'ün, Emperyalist Devletlerin kaos plânlarını önleyecek Bölgesel İşbirliği çabalarıdır. Bunun ilk ayağı 1934'te kurulan Balkan Paktı, ikinci ayağı ise, Temmuz 1937'de, o günün yegâne bağımsız Müslüman Devletleri olan İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla kurduğu Sadabat Paktı'dır. Ne var ki, Atatürk'ün ölümünden sonra -Sovyet Tehditleri Yalanları ile aklanmak istenen- çok vahim bir hata ile, bu güzel ülke yeniden, Emperyalist Devletlerin etki alanına sokulacaktır!
İşte bunlar bilinmesi istenmeyen tarihî gerçeklerimizdir. Atatürk'e ve Kemalizm'e yapılan bütün saldırıların sebebi de işte budur! Bunlar bilinmemeli ki, Batı'nın, bizim kendisine boynumuzu uzatmamız sayesinde boynumuza geçirdiği vesayet halkasından kurtulmamız mümkün olmasın! Bunları yeterince bilmeden iktidar olanların, bu güzelim ülkeyi Batı Emperyalizminin tasallutundan kurtarmalarının mümkün olamayacağı da bilinmelidir. Bu tarihi iyi bildiğimiz takdirde, başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleriyle işbirliğinin hayatî önemi de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Atatürk döneminde Rusya, İran ve Irak'la nasıl yakın ilişkiler kurduğumuz çok iyi bilinmelidir. Suriye Fransız Mandası altında olduğu için Sadabat Paktı'na katılamamıştı! Fakat Atatürk'ün 1937 yılında Çankaya'da kendisini ziyaret eden Suriye Başbakanı Cemil Merdam'a “Ben önce Anadolu'yu kurtarmak zorundaydım. Ama şimdi artık din kardeşlerimize yardım edecek duruma geldik. İcap ederse Fransızlardan kurtulmanız için ordumuzla yardımınıza geliriz” dediğini de biliyoruz! Ne var ki, NATO'ya üye olan Türkiye, 1955 yılında, Suriye sınırımıza mayınlar döşeyecek; AKP iktidarında da beton duvarlar örülecektir!
Rusya ile ilişkilerimiz aslında akademik çalışmalara konu olmalı; Atatürk zamanındaki bu derin dostluk ilişkilerinin nasıl çok derin bir düşmanlığa dönüştüğü araştırılmalıdır. Bu milleti onlarca yıl, 'Komünizm Tehlikesi' yalanları nasıl kandırdılar? Atatürk döneminde yakın dostluk ilişkileri geliştirdiğimiz Rusya Komünist değil miydi? Batı Hegemonyası öylesine güçlü ki, bunların sorgulanması bile engelleniyor!
'Efendim, Rusya da Emperyalist değil mi? Bir Emperyalist Devletin (Amerika kast ediliyor), kucağından kalkıp, bir başka Emperyalist Devletin (Rusya kast ediliyor) kucağına mı oturacağız?' denilerek, aslında Batı Emperyalizmi ile halvet hâlimizin sürmesi arzu ediliyor!
Şu kurnazlığa bakınız! Hâlbuki, Rusya da bizim gibi, Batı Finans Kapitalinin tasallutu ile karşı karşıya! Fakat, bizden farklı olarak, devasa bir Millî Askerî Güce ve çok zengin doğal kaynaklara sahip! Bizim başarılı girişimcilerimiz; onların da zengin doğal kaynakları var!
Tarih ve coğrafya bize işbirliği yapın diyor!
Volkan Özdemir'in yazdığı, ilk fırsatta alıp okuyacağımız, “Rusya'nın Kodları” isimli bir kitap var. Yazarla yapılan mülakâttan bazı satır başları şöyle: “Türkiye güvenlik paradigmasında tehdidi Batı'dan gördüğü zaman 90 küsur yıl sonra ilginç bir şekilde Rusya ile işbirliği yapıyor. Türk ve Rus aydınları maalesef Batı kontrolünde eğitim aldıkları için, oraya yönelim yaşadıkları için, ikili ilişkilerin bir üst düzeye çıkmasının fikrî yapısı eksik kalıyor! Rusya'nın Finans Kapital karşısındaki çaresizliği aşmasının yolu yeniden sanayileşerek, Çin'in yaptığı başarılı modeli sergilemesidir. Putin aslında Batılılaşmış, orada para tuttuğu için oranın kurallarına göre iş gören Rus elitlerini millîleştirebilecek mi? İki ülkede de yatırım olmamasının nedeni iki ülke elitlerinin Batılı Finans Kapitaline ciddî bağımlılığı, borçluluğu! İkincisi, bu ülkede faizden kazanmak teşvik edilen bir politika olmuş yıllar yılı! Sermaye çevrelerini Batı'nın eline kaptırmışlar!”
İki ülkenin de durumlarının ne kadar benzediği görülüyor! O hâlde iki ülkenin de yapmaları gereken, Batı'nın Etki Ajanlarını bertaraf ederek Stratejik ortaklıklar geliştirmek olmalı değil midir? Bugün, milletimizin yüzde 94'ü bütün kötülüklerin ve felâketlerin kaynağının Amerika olduğunu artık anlamıştır. Fakat iktidar hâlâ daha, Amerika'ya karşı açık bir tavır koyamamakta; Bölgesel İşbirliğinin ülkemiz için hayatî önemini kavrayabilmiş olmaktan uzak görünmektedir!
CHP'den beklentimiz, İYİ Parti'nin seçimlere katılmasında gösterdikleri basireti, Bölgesel İşbirliğinin önemini idrakte de göstermeleridir. Bir diğer beklentimiz de, 24 Haziran'la birlikte, İlkelerin ve Millî Değerlerin bayrağını yüksekte tutacak siyasetçilerin önlerinin açılması; Milletimizin de artık kılavuzlarını seçmekte daha özenli davranmasıdır.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık