• 30 Nisan 2018, Pazartesi 9:31
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ÇIKIŞ YOLU BÖLGESEL İŞBİRLİĞİDİR (1)
Yakın tarihimiz konusunda sağlıklı bir bilgiye sahip olmadan sağlıklı bir gelecek tahlili de yapamayız. Osmanlı Devleti nasıl ve niçin çöktü? Cumhuriyet hangi temeller üzerinde yükseldi? Atatürk'ün Bölge Merkezli siyasetinin ana hatları neydi? 1933 yılında uyulamaya konulan Plânlı Karma Ekonomi siyaseti ile neler başarıldı? Atatürk niçin Tek Parti yönetimini tercih etti? Atatürk'ten sonra devletimiz yeniden, Batı'nın yörüngesine nasıl sokuldu? Plânlı Karma Ekonomi siyasetini niçin terk ettik? Millî Eğitim ve Millî Tarım siyaseti nasıl iğdiş edildi?
Devletin başına, bunları ayrıntılı olarak bilmeyenler geldiği müddetçe, sık sık tökezlememiz kaçınılmazdır. İşte, geçmişte yaşadığımız onca krizden sonra yeni bir ekonomik kriz ile karşı karşıyayız. Batı ittifakı içinde kalmayı sürdürdükçe, onların reçetelerine bel bağladıkça, krizlerden kurtulmamız da mümkün değildir.
Osmanlı'nın yetiştirdiği büyük devlet adamlarından, yazdığı Tarih-i Cevdet ile bize büyük bir miras bırakmış olan Ahmet Cevdet Paşa, 'Devlet Adamları'na şu önemli tavsiyeyi yapmış: “Siyaset işlerinde maharet ancak tecrübe ile olur. Her şeyi tecrübe etmeye insan ömrü yeterli ve bir asrın tecrübesi kâfi değildir. Arif olanlar her şeyi nefsinde tecrübeye kalkışmayarak, içi ibret, nasihat ve tecrübelerle dolu olan tarih okurlar!”
Günümüzde bu ülkeyi, 'her şeyi kendi nefislerinde tecrübe ederek' yönetmeye kalkanlar, eğer tarih okumuş olsalardı, herhâlde, Cumhuriyetin yerine koymaya kalktıkları Osmanlı'nın, 1838 Ticaret Antlaşması ile nasıl Batı'nın Açık Pazarı durumuna geldiğini ve bu durumdan ancak Cumhuriyetin Millî Ekonomi Politikaları ile kurtulduğumuzu görerek, Batı'nın Serbest Piyasa Ekonomisi ile kalkınma masallarını dinlemez; Cumhuriyete dört elle sarılırlardı.
Eğer tarih okumuş olsalardı, herhâlde, Osmanlı'nın Ümmetten Millete geçmeyi başaramadığı için yıkıldığını; Atatürk Cumhuriyetinin o muazzam gücüne Millî Devlet (Ulus Devlet) modelini benimseyerek ve güçlendirerek ulaştığını görür ve Milleti yeniden, Ümmetleştirmek çabasında ısrar etmezlerdi.
Eğer tarih okumuş olsalardı, Müslüman Devletlere uzak duruşumuzun Atatürk'ten sonraya ait olduğunu; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Atatürk'ün Bölge Devletleriyle işbirliğini geliştirmeye büyük önem verdiğini anlarlar ve Atatürk'e bu kadar saldırmazlardı.
Tabiî, yalnız tarih okumak da yetmez; tarihin ışığında millî politikalar uygulayabilmek için önce bunu gerçekten arzu etmek; sonra da Atatürk'ün bize bıraktığı gibi, Tam Bağımsız bir Devletimizin olması ve bu devletin Ehliyet ve Liyakata önem verilerek, adaletle yönetilmesi gerekir.
Zaman zaman hatırlatıyoruz Atatürk Batıcı değildi; O'nun amacı Türk Milleti'ni, Çağdaş Milletler seviyesinin üzerine çıkarmaktı. Nitekim, 29 Ekim 1930 gecesi Ankara Türkocağı'nda, A.P. muhabiri ABD'li gazeteci Miss Priscilla Ring'in, “Türkiye'nin hangi bakımlardan Amerikanlaşmasını düşünüyorsunuz” şeklindeki sorusuna şu muhteşem cevabı vermişti:
“Türkiye bir maymun değildir ve hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir! Biz Türk'üz; tam manası ile Türk'üz, işte o kadar. Bize Müslüman olmak yeterlidir. Asya için, Avrupa için bizim kanunlarımız aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, egemenliğimizi eksiksiz muhafaza etmek, her şeyi Türk cephesinde mütalâa etmek…”
Büyük Atamızın bize gösterdiği yol bu! Peki, günümüzün 'Batıcı Atatürkçülüğü' buna uymakta mıdır? Ne yazık ki, Atatürk'e rağmen, 'Çağdaşlaşmamız ve gelişmiş bir ekonomiye sahip olmamız için Batılılaşmak'; yani Batı taklitçiliği 'Atatürkçülük' olarak kabul edilince, Atatürkçülüğe de 'Batıcılık' elbisesi giydirilmiş; bu da Batı hegemonyasının sorgulanmasını engellemiştir!
Öyle ya, 'Batıcılık Atatürkçülük olunca'; bir Atatürkçü Batı'ya nasıl karşı çıkar? Atatürk'ten sonra yaşadığımız millî refleks kaybının temel sebebi de budur!
Her zaman söylediğimiz gibi, bugün bu iktidar sebep değil, sonuçtur. Atatürk'ün yolundan ayrılmış olmamızın bir sonucudur. Türkiye Atatürk'ün yolunda ilerlemesini sürdürmüş olsaydı her şey çok farklı olurdu. Türkiye'nin bu çemberi kırabilmesi için önce Atatürkçülerin Atatürk'ü doğru tanımaları zorunludur.
Bu konuda çarpıcı bir örnek: Halk TV'de 12 Kasım gecesi Cüneyt Akman ve program konuğu, İslâmcı yazar Levent Gültekin'i dinliyoruz. Levent Gültekin şu tuhaf sözleri söylüyor: “Ulusalcılar Batı düşmanı! 'Emperyalistler Türkiye'yi bölecek' paranoyasından kurtulamıyorlar!” Akman da şu sözleriyle bu kanaati destekliyor: “Onlar bir avuç Avrasyacı!”
Yani Batı'nın bizi bölmek gibi bir niyeti yokmuş! Avrasya'yı bir avuç Ulusalcı savunuyormuş! Mübarekler Etki Ajanı mıdır nedir?
Bu sözde İslâmcılar ve sözde Atatürkçüler, anlaşılan o ki, günümüzün gerçeklerinden haberdar değiller. Avrasya günümüzün bir gerçeğidir ve Türkiye Avrasya'nın önemli bir ülkesi durumuna gelebilir. Tabiî, bunun için önce, zihnen ve madden Batı'nın hegemonyasından kurtulmaya karar verilmelidir; Batı'nın Etki Ajanları behemehâl bertaraf edilmelidir…
Prof. Birgül Ayman Güler, Türkiye'nin gelecekteki yeri konusunda şu çarpıcı tahlili yapmış: “Şimdi ya Atlantik ülkeleri ile berabersin ve boynunda Irkçı-Faşist-Yalancı-Saldırgan-Terminatör-Sorosçu yaftası taşıyacaksın; ya da Avrasya dünyasıyla berabersin ve elinde Ulusal Birlik, Bağımsızlık, Egemenlik, Uluslararası Dayanışma ve İşbirliği pankartını taşıyacaksın!
Evet, çıkış yolu önce başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleriyle işbirliğini geliştirmek ve sonra da hep birlikte Avrasya'da yerimizi almaktır! Fakat bunun o kadar da kolay olmayacağı bilinmelidir. En büyük engel, içimizdeki Etki Ajanlarıdır. Bunlar her zaman olduğu gibi, 'Batısız yaşayamayacağımız, Batı'dan koptuğumuz takdirde aslâ çağdaş bir devlet olamayacağımız' türküsünü söyleyeceklerdir. Kendilerini Atatürkçü zannedenlerin bile, “Demokrasi Batı'da, bizim Doğu'da ne işimiz var” diyerek Avrasya yoluna tıkaç olmaya çalıştıklarını da hatırlatalım!
Evet, en büyük sorun içimizdeki Batıcılardır; Batı'nın Etki Ajanlarıdır.
CNN Türk'te, Hakan Çelik konuşuyor: “İngiltere bir Akdeniz gücüdür. Çünkü Kıbrıs'ta üsleri var. Amerika desen 6. Filo'yu bu yüzden kurdu; o da Akdeniz gücü. Ama ya Rusya? Ne işi var burada? Rusya Akdeniz gücü değil. 'Esad ile anlaştım' diyerek burada güç bulundurmak olur mu?”
İşte, söz ettiklerimiz bu gibilerdir. Amerika, İngiltere, Fransa'nın Akdeniz'de olması gayet normal; fakat Rusya'ya gelince olmaz! Peki, niye olmaz? Cevap yok!
Bu milleti yıllarca, 'Rusların sıcak denizlere inmek hayali var' diyerek korkuttular! Fransız tarihçisi Lamartine'in, bunun, 'Türklerle Rusların arasını açmak isteyen İngilizlerin bir yalanı olduğunu' yazdığını hatırlatalım!
Bizi nelere inandırmadılar ki! ./…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık