• 31 Mart 2019, Pazar 18:50
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ÇIKIŞ YOLU ARARKEN HATIRLAMAMIZ GEREKENLER ! (3)

 Prof. Ahmet Bican Ercilasun, bir makalesinde  (Yeniçağ, 17 Şubat 2019), şu akıl almaz değerlendirmeyi yapabilmiş: “Dünya için de büyük bir tehdit olan Çin, şu anda Uygur Türklerini ezmektedir!”
 Çin'i dünya için bir tehdit olarak gören zihniyetin Amerika'yı, 'Hür Dünyanın Kurtarıcısı' olarak görmesi de kaçınılmazdır! 
Yeniçağ Gazetesindeki 19 ve 20 Şubat tarihli yazılarında, Prof. Esfender Korkmaz da benzer düşünceleri savunmaktaydı!  Sayın Korkmaz,  'Osmanlı'nın ve Türkiye'nin yönünün Batı olduğunu; Türkiye'nin katılmak istediği Şangay İşbirliği Örgütüne üye ülkelerde, demokrasi kültürünün oluşmadığını' hatırlatarak, 'Çin'den ve Rusya'dan uzak durmamız gerektiği' uyarısını yapmış!  Bakış Atlantik eksenli olunca normal değil mi?
 Rusya ve Çin'i düşman belleyen; aynı zamanda, komşumuz Arap Devletleriyle ve İran'la  işbirliğine karşı olan Atlantikçi anlayış, ne yazık ki, aydınlarımız arasında oldukça yaygındır. Demek ki, ortada çok derin bir aydın sorunu var! Demek ki,  Atatürkçü ve Milliyetçi aydınlarımız Atatürk'ü zerre kadar anlamamışlar!
Ne yazık ki, milliyetçilik, anti emperyalizmden değil de, 'Amerika'nın dizayn ettiği bir Komünizm karşıtlığından beslenince';  Atatürkçülük de, 'Batı'yı taklit ve Batı'ya benzemek' olarak anlaşılınca; milli çıkarlarımızın yerine, Amerika'nın çıkarlarına hizmet edecek düşünceler savunulabiliyor! 
1980'den önce, Solun, Sovyetler Birliği tarafından organize edildiğine inanılırdı.  Hâlbuki, arka plânda, Solu da, Sağı da yönlendiren güç Amerika'ydı! Bir taraf, 'Kahrolsun Komünistler'; diğer taraf ise 'Faşizme karşı omuz omuza' diyordu! İki taraf da Amerika tarafından yönlendirilmiş ve silâhlandırılmış ve Türk Gençliği birbirine kırdırılmıştı. 
Prof. Erol Manisalı, bu konuda, Prof. Mahir Kaynak'tan şu önemli bilgiyi aktarmış: “1970'lerin ortasında Sovyetler Birliği büyükelçiliğinin kritik adamlarından birisi, Mahir Kaynak'tan randevu ister ve buluşurlar. Rus diplomat  “Bu Sağ-Sol çatışmasının içinde biz yokuz, Türkiye'deki solculara destek vermiyoruz. Bu desteği başkaları veriyor” der. Mahir Kaynak bu söylenenleri, MİT Müsteşarlığı'na bir raporla bildirir. Fakat ses seda çıkmaz.  Rus yetkili bir süre sonra Mahir Kaynak'la tekrar buluşur ve aynı şeyleri söyler.  Kaynak, bunları rapor hâlinde Ankara'ya bildirir ancak yine ses çıkmaz” (“Hayatım Avrupa”, Cilt I, s. 224)!  
Anlaşılan o ki, Mahir Kaynak'ın gönderdiği raporlar sumen altı edilmiş! Peki, niçin? Çünkü Amerika'ya güven var; Amerika'ya 'Hür Dünyanın bekçisi' olarak bakılıyor! Amerika bizim 'dostumuz'!  Hiç bizim için kötü şeyler yapar mı? Prof. Mahir Kaynak'ın 12 Mart 1971 öncesi ile ilgili olarak verdiği şu bilgi de, her şeyin ABD'nin kontrolünde olduğunu gösteriyor: “1969'da Çavuşesku'nun himaye ettiği Dünya Komünist Gençlik Toplantısı'na gittim. Orada bir Sovyet istihbaratçısı yanıma geldi.  Dedi ki: 'Sen akıllı bir adamsın. Bu darbenin içinden çık, sıyrıl. Türk ordusu komünist darbe yapmaz.' Türkiye'de sol bir hareket var içinde Sovyetler yok” (Selcan Taşçı ile mülâkat, Yeniçağ, 1 Mart 2010)!
Yıllar sonra eski, Emniyet Genel Müdürlerinden ve İçişleri Bakanlarından Mehmet Ağar'ın, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu'nda söyledikleri de, Mahir Kaynak'ı doğruluyor. Ağar, komisyonda şu açıklamaları yapmış: “Ben şube müdürlüğündeyken sol örgütlerin ardında Rusya var sanırdım. Meğerse sadece TKP'yi desteklermiş. Zaten sol örgütler de bizim sandığımızın tersine, zararsız, eline bıçak almamış insanlar çıktı. Temiz fikir adamlarıydı. Solcuların şiddete bulaştığı önyargısını yıllarca gözümüzde büyüttük.”
Acı ama, gerçek bu! Bilinmelidir ki, bizim böyle düşünmemizi sağlayan 'dostumuz' Amerika'ydı! Amerika'nın 'dost', Rusya'nın 'düşman' olarak bellenmesinin bedelini çok ağır ödedik. Hâlbuki, Emperyalist Batı; Rusya için de, Türkiye için de büyük bir tehdit unsuruydu ve bu iki devletin, Batı Emperyalizminin tahakküme karşı işbirliği yapmaları gerekiyordu. Bu dün de böyleydi; bugün de böyledir.
    Evet, ne acıdır ki, bugün bile, tüm bu yaşadıklarımıza rağmen, Amerika'yı bir 'Hürriyet Meleği' ve ülkemiz için 'vazgeçilmez' olarak görenler var! Bir Milliyetçinin ya da bir Atatürkçünün böyle düşünmesi Atatürk'ü hiç anlamamış olduklarını göstermez mi? 
1960'ların ve 70'lerin Sağı koyu Amerikancı; Solu ise anti emperyalistti. Bugün ise durum gerçekten oldukça karışık!  Sol Atlantikçi! Sağ ise -akılları Amerika'da olanların sayıları az olmamakla birlikte-, büyük ölçüde Rusya ve Çin'le işbirliğinden yana! 
Yani kafalar gerçekten oldukça karışık! 'Sol bir parti' olarak lanse edilen HDP'nin sempatizanları, Biji Serok Obama diye slogan atıyorlar! Hâlbuki, 1960'lardaki solun sloganı, “Amerika Go Home” idi! Nereden nereye! 
Bir başka gerçeğimiz; Atatürkçülerin bile Atlantikçi olmalarıdır! Hem Atatürkçü hem Atlantikçi nasıl olunabilir? Sayın Cumhurbaşkanı, Şangay işbirliği örgütüne (ŞİÖ) başvurmak için Putin'in aracılığını istediğinde, CHP sözcüleri hep bir ağızdan, 'Demokrasi Batı'da bizim Doğu'da ne işimiz var' diye ayağa kalkmışlardı!   
AKP, Avrasya ülkeleri ile yakınlaşıyor.  Bu güzel bir şey. Fakat, aynı zamanda, hem Amerika'yla hem de Avrasya ile birlikte olmak istiyor!  Bu yüzden de, ülkemiz için, Beka  Meselesinin kaynağı  olan Amerika'ya karşı bir tavır içine giremiyor! 
CHP de -Atatürk'ün dış politikası doğrultusunda-, İktidarın -şartların zorlaması nedeniyle benimsemek durumunda kaldığı-, Bölge Devletleriyle ve Rusya ile işbirliği politikalarına destek vermiyor!
ÜLKEMİZİN JEOPOLİTİK GERÇEĞİ RUSYA İLE STRATEJİK ORTAKLIKTIR
Daha önceki bir yazımızda kendisinden söz ettiğimiz, “Rusya'nın Kodları” kitabının yazarı sayın Dr. Volkan Özdemir, Avrasya seçeneğinde şu iki noktanın üzerinde duruyor:
 “l. Türkiye egemenliğini Rusya veya Çin'e devretmek durumunda değildir. 
   2. Türkiye Avrasya'ya yönelirken kardeş cumhuriyetlerle kuracağı ilişkiyi, Rusya ve Çin'i rahatsız edecek şekilde değil; bu ülkelerin hassasiyetlerini gözetecek şekilde geliştirmelidir.” 
Evet, Türkiye Doğu ile ilişki kurarken -Amerika ile ilişkilerinde olduğu gibi-, egemenliğini devretmek durumunda değildir. Ayrıca, Rusya ve Çin'le kuracağımız yakın ilişkiler, Orta Asya Türk Devletleriyle ve Başta Uygur bölgesinde yaşayan soydaşlarımız  olmak üzere, Çin Türkleriyle ekonomik ve kültürel ilişkilerimizi geliştirmemize de yardımcı olacaktır. Bu iki ülkede yaşayan Türk soylular, aramızda bir köprü oluşturabilirler.  Bu bakımdan, Çeçenistan örneğinden ders alınarak, Çin'in Uygur Özerk bölgesinde, Amerika tarafından örgütlenen İslâmcı akımların desteklenmesi tuzağına yeniden düşülmemelidir.  
E. Tümamiral sayın Soner Polat'ın Aydınlık'ta, 22 Mart tarihli yazısında hatırlattığı, Kazakistan Devlet Başkanı Nur Sultan Nazarbeyev'in şu sözleri, bu ilişkilerde bize ışık tutmalıdır: “Özal zamanında hep Avrupalı ve Amerikalı taşeronlarınızla girdiniz Kazakistan'a! Daha sonra Kazakistan'a ABD emperyalizminin okullarını açtınız! Tanrı aşkına söyleyiniz! Siz ne zaman ata topraklarına Türk olarak gireceksiniz?” 
Başta Amerika olmak üzere,  Batılı 'Dostlarımızın' en büyük korkuları, Rusya ve Çin'le ekonomik ve kültürel ilişkilerimizi geliştirmemizdir.   
Soğuk Harp döneminde, Rusya düşmanlığını 'Milliyetçilik' zannederek; Amerika'nın anti Komünist politikalarına âlet olanlar; aynı hataları tekrar edecekler mi? Ne yazık ki, öyle görünüyor! Bu nedenle, bazı tarihî gerçeklerin sık sık hatırlatılması önem kazanıyor!
 AKP iktidarı, Rus uçağının düşürülmesinin ne kadar vahim bir hata olduğunu zaman içinde gördü ve -şartların zorlamasıyla- geç de olsa, Avrasya doğrultusunda adımlar atmaya başladı. Ne var ki, iktidar, Rusya ve Çin'le Stratejik Ortaklığın önemini hâlâ daha tam kavrayabilmiş değil.  Nitekim,  S-400'lerle ilgili olarak, “Satın aldık. Bu iş artık bitti!” denildiği hâlde, Amerika'nın tehditlerinden sonra, sayın Cumhurbaşkanı,  “Bu iş aklıselimle hâlledilecektir” açıklamasını yaptı!  İş bitti ise, aklıselimle hâlledilecek olan nedir? 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık