• 11 Kasım 2018, Pazar 16:39
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

CEMAL KUTAY'IN HATIRALARINDA ATATÜRK !

Çok üretken bir yazar olan Cemal Kutay, ünlü bir tarihçimizdir. Atatürk'ün kurduğu Hâkimiyet-i Milliye Gazetesinde çalışmıştır. Kendisini aydınlarımız pek sevmezler. Nedenini hemen belirtelim: Cemal Kutay, Atatürk'ten sonra O'nun yerine gelen İsmet Paşa'yı hep eleştirmiştir de ondan! Peki, Cemal Kutay haksız mıydı? Bize göre haklıydı. Çünkü Kemalist Devrim'in saati 10 Kasım 1938'de ebediyen durmuştur! Artık yaşanan sessiz bir Karşı Devrimdir! Fakat ne hikmetse, mahalle baskısından olsa gerek, bunu dile getirebilen aydınlarımızın sayısı bir elin parmaklarından daha azdır!
Cemal Kutay, Atatürk'ün üç gazete sahibi olduğunu hatırlatıyor.  Evet, Atatürk'ün üç  gazetesi olmuştur. Birinci gazete, işgal altındaki İstanbul'da, Türklerin hukukunu  savunmak için, arkadaşı Ali Fethi Okyar'la birlikte 1918'in sonlarına doğru çıkardıkları Minber gazetesidir. İkinci olarak çıkardığı gazete, Sivas Kongresi sırasındaki İrade-i Milliye;  Üçüncüsü de, Ankara'da Meclis açıldıktan sonra, -hâkimiyetin kayıtsız şartsız milletin olduğunu savunan- Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi'dir! 
Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Başkanlık kürsüsünün arkasındaki duvara, bu gazetenin logosunda bulunan “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesi yazılmıştı! 
 Cemal Kutay'ın, Atatürk hakkında anlattıklarını  Nazmi Kal'dan okuyalım:
 “1935'de Habeş Harbi başladı. Habeş-İtalyan Harbi. Daha evvel Mussolini Akdeniz için, 'Bizim Deniz' demişti. Atatürk, devrin diktatörlerine kendi ölçülerine göre isim koymuştu. Meselâ Mussolini'ye 'palyaço' derdi. Stalin'e 'haydut' derdi ve ondan nefret ederdi. Vahdettin'e 'zavallı' derdi. Hitler'e ise 'ehliyetsiz çavuş'”. 
Mussolini Habeşistan'a taarruz etmiş. Hızla ilerliyor. Cemiyeti Akvam (Milletler Cemiyeti) de bugünkü gibi çaresiz. Habeşler mücadele ediyorlar. Başlarında da bir Türk komutanı olan Vehip Paşa var. 7 ayda Habeş ordusunu hazırlamış, durdurmuş İtalyanları! Mustafa Kemal onlarla çok yakından alâkalı.  Neden yakından alâkalı? Çünkü O'da, Ali Fethi, Enver;  bunlarla beraber 1911'de Derne'de İtalyanları durdurmuş! Emir var bize.  Gece Anadolu Ajansı'nın en son verdiği haber, eğer ertesi gün çıkacak Hâkimiyet-i- Milliye'ye girmezse nöbetçi yaverine telefonla bildirilecek! 
Gece saat 12'yi geçmiş. Gazete ancak saat 3'te bağlanıyor. Rotatif Yunanistan'dan yeni  gelmiş. Gece, pata pata motosiklet sesleri. Atatürk geldi! Kimse yok benden başka!  Bir de düzeltmen! Ratip Tahir Burak büyük bir Habeş harp sahası haritası yapmış. Gece  en son habere göre  onu işaretliyoruz.  Atatürk içeri girdi.  Yanında Cevat Paşa,  Kılıç Ali, Nuri Conker, Kurmay Albay  Şükrü Ali Ögel vardı.  MİT'i kuran adam! Atatürk bana, 'Ne var ne yok' dedi. Ben, hepsi ezberimde, 'Efendim, şuradan çekilmiş, işte bu cepheyi terk etmiş' diye anlatmaya başladım.”
 Atatürk sorar: “Vehip ne yapıyor?”
Cemel Kutay,  “Vehip Paşa dayanıyor Efendim” diye cevar verir.
Atatürk, “Tabiî” der, “Türk!'
Cemal Kutay, “Hiç unutmuyorum 'Türk' dedi” diye vurguluyor.
Atatürk, “Gazetelerde ne var ne yok?” diye sorar.
Cemal Kutay önündeki ajans haberlerine göre savaşın seyrini anlatır.
Atatürk Cemal Kutay'ın verdiği ayrıntılı bilgilerden çok memnun olur ve   yanındaki Cevat Paşa'ya dönerek Kutay için şunu söyler: “İşte bunlar da benim kurmayım!”
Evet, bizim için ne büyük gurur vesilesi. İtalyan saldırganlara karşı savaşan Habeş Ordusunun başında bir Türk Komutan var ve Atatürk olayla bu kadar yakından ilgileniyor! 
Aklınıza 'Haydut Devletler' tarafından Irak'ın ve Libya'nın işgaliyle,  Suriye'de yaşananlar  karşısındaki yüz kızartıcı tavrımız geliyor mu?
Yukarıda Cemal Kutay'ın pek sevilmediğinden ve bunun sebebinin de İsmet Paşa'ya karşı olan düşünceleri olduğundan söz etmiştik. Nitekim, Nazmi Kal'la mülâkatında  bizzat kendisi de bunu söylüyor.  Şu zıpkın gibi sözler Cemal Kutay'a ait: 
“Türkiye, Mustafa Kemal'den sonra, Mustafa Kemal'in açtığı yolun daha ilerisinde diyemiyorum. Atatürk'ü anlamak, Atatürk'ü kavramak onun apaydınlık izlerinde gitmek kâfiydi. Bu yapılmamıştır. Çok acı ama, tekrar ediyor; ispat hakkım saklı olarak söylüyorum: Atatürk'ün  devri 10 Kasım 1938 Perşembe  günü saat 9'u 5 geçe kapanmıştır!” 
Cemal Kutay  Atatürk sonrası için de şu eleştirileri yöneltiyor: 
Atatürk'ün tam ve kâmil olarak bıraktığı öğrenim birliğini ne hâle getirdiler? 
Tarikatları, zaviyeleri nasıl hortlattılar?
Nasıl bu memleketi kadın eli sıkmaz valiler ve kaymakamlar; namaz vakti geldi diye Meclis'in toplantısına 'başka birisi yerime gelsin' diyen garip insanlara mahkûm ettiler?
Kadın hürriyetlerini yok ettiler. Bir metre bez parçası ile fırtınalar koparıp, lâikliğe karşı çıktılar.  Bayrak olarak da türban ve baş örtüsünü kullandılar. 
(Bizim notumuz: Baş örtüsü ve örtünme Nur Suresi 31. Ayete dayandırılır. Hâlbuki, bu ayette 'örtünün' buyruğu yoktur! Bu ayet, kadınların başlarında bulunan örtülerin uçlarının sırtlarına değil, göğüslerine sarkıtılarak, ziynet yerlerinin örtülmesini buyurmaktadır! İslâm dini kadın haklarına büyük önem verdiği hâlde, Arap coğrafyasının antik kültüründen ve İsrailiyattan kaynaklanan Kur'an dışı bir anlayışla, kadın ikinci sınıf bir varlık olarak görülmekte; bu gerici anlayış, 'Kur'an buyruğu' gibi gösterilip, kadınlarımız sosyal hayatın dışına itilmek istenmektedirler.)
Cemal Kutay'ın bir de, Ankara İmar Plânı hakkında söyledikleri var ki, biz şahsen bugüne kadar başka hiçbir yerde bu bilgilere rastlamadık. Kutay, İstiklâl Harbi'nin başından ölümüne kadar Atatürk'ün yanında olan Falih Rıfkı Atay'ın bilmediğimiz bir görevinden söz ediyor. Meğer Falih Rıfkı Atay, Ankara İmar Komisyonu Başkanı imiş iyi mi?
Şimdi bir düşününüz: Ankara'da kolay kolay  imar  yolsuzluğu olabilir mi? 
Evet, hani o 'Tek Parti Diktatörlüğü' diye karalanmak, küçümsenmek istenen Atatürk  Dönemi var ya, o dönem gerçekten de bir Atın Çağ'dır.  Atatürk Dönemi Türkiye'si, Osmanlı dönemi dahil, Nisa Suresi 58. Ayette belirtildiği gibi, ülkemizin ehliyet ve liyakate önem verilerek, adaletle yönetildiği yegâne dönemdir. Günümüzdeki sistem ise, “efradını cami, ağyarını mani” yani yandaşları kollama yandaş olmayanı budama anlayışıdır!
 Atatürk Döneminde, büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlı'nın da İstanbul İl Meclisi üyesi olduğunu da hatırlatalım! Yahya Kemal İstanbul Boğazı'nda denize paralel yol yapılmasına karşı çıkar. Bunun, yapılaşmayı arttıracağını belirtir ve denize dikey yollar yapılmasını savunur! Yahya Kemal İstanbul'un siluetini bozacağı gerekçesiyle Boğaz'a köprüye de karşıdır. Ona göre, denizin altından tünel yapılmalıdır.
Cemal Kutay, Atatürk'ün müthiş öngörüsüne ilişkin şu çarpıcı örneği veriyor: 
“Ankara imar Plânı üzerinde çalışılıyor. Plânı yapan Prof. Jansen ve Prof. Holzemeister.  Soruyorlar: 'Ankara 50 yıl sonra kaç nüfuslu olacak?' Yıl 1928! '200 bin' diyorlar. Gelişme bölgesi olarak da, Çubuk Barajı'nın yapılmasına başlandığı için, Çubuk bölgesi gösteriliyor. Mustafa Kemal Paşa paftayı istiyor. Falih Rıfkı götürüyor. İmar Müdürü Seyit Bey. Atatürk 200 bin rakamına bakıyor ve önüne bir sıfır ilâve ediyor. Sonra da Polatlı'ya doğru bir ok çekiyor ve el yazısı ile, 'Polatlı'ya doğru' diye yazıyor!
 Atatürk böylece şehrin Polatlı'ya doğru akması gerektiğini belirtiyor!” 
 Ankara'daki Atatürk Bulvarı'nın bugünkü genişliğinde olması da Atatürk'ün sayesindedir.
 Bir o dönemin, Millet Bahçeleri ile bezenen güzelim, yemyeşil  şehirlerine bakınız, bir de günümüzde etrafımızı kuşatan çok katlı beton binalar çılgınlığına! 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık