• 15 Eylül 2019, Pazar 17:14
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

CELÂL BAYAR'IN HATIRALARI (6)

Yunan işgalinin büyük bir hata olduğunu, bunun Millî Direnişi tetikleyeceğini  bizzat bazı İngilizler bile görmüş ve bunu raporlarında belirtmişlerdir. Nitekim Amiral Richard Webb'in, Lord Curzon'a, 17 Ağustos 1919 tarihli mektubunda da bunu açıkça görmekteyiz: “Bugün Müttefiklerin Türkiye'de karşılaşmakta oldukları müşkül durumun, Yunan ve İtalyan kuvvetlerinin Küçük Asya'dan geri çekilmelerini sağlayacak bir anlaşmaya varılması ile bir hayli düzeleceğini zannediyorum. Bu geri çekilme keyfiyeti ayni zamanda Hükümetin prestij ve otoritesini kuvvetlendireceği gibi, dayandığı başlıca gerekçelerden Müdafaa-i Millî Komitesini mahrum edecek ve doğrudan doğruya bu kuvvetlerin karaya çıkarılması neticesi olun bugünkü durumun sona erdirilmesine geniş ölçüde etkili  olacaktır” Cilt III, s. 330). İngiltere'nin, Türk düşmanı Dışişleri Bakanı Lord Curzon bile, Yunan işgali konusundaki bir muhtırasında şu uyarıyı yapmaktadır: “Selânik'in iki adım dışında bile bir düzen sağlamayı beceremeyen Yunanlıların Anadolu'nun böyle önemli bir kesimini yönetebileceklerine nasıl inanılabilir?”
Curzon, Yunan işgali gerçekleşince de şu uyarıyı yapar: “Milliyetçilerin memlekette çıkaracakları karışıklığın sonucu, değil yalnız Osmanlı İmparatorluğu, hattâ Hilâfet bile bilfiil ortadan kalkar!”
Bayar'ın belirtiğine göre,  bütün bunlar -azılı bir Türk ve Müslüman düşmanı olan-,  Başbakan Lloyd George üzerinde hiçbir bir etki yapmaz (Cilt,  III, s. 484). 
CELÂL BAYAR AKHİSAR CEPHE KOMUTANI  OLUYOR!
Celâl Bayar, Balıkesir Kongresinde alınan kararla, Manisa-Akhisar Kuvayı Milliye Komutanlığının başına getirilir.   Akhisar'da yeni millî görevine başlar başlamaz, ilk iş olarak, Galip Hoca adını bırakarak, gerçek hüviyeti ile meydana çıkar. 
Celal Bayar'da Sünnî Bağnazlığının kırıntısı bile yok! 
Celâl Bayar'ın, Akhisar'da, Alevî vatandaşlarımızın gereği kadar millî harekete katılmadıkları dikkatini çeker ve köyleri dolaşarak onlarla görüşür. Bayar, günümüzdeki birçok muhafazakâr siyasetçinin aksine, o gün de, bugün olduğu gibi  dışlanan  Alevî vatandaşlarımız hakkında şu çok anlamlı tespitleri yapmış:  “Bunlar hiçbir suretle diğer ırklarla karışmamış saf Türklerdi. Temiz kanlarının icabı, bunların Türk egemenliği ve özgürlüğünü korumak için geride kalmalarına bir sebep yoktu. Köylerine kadar gidip kendilerini ziyarete karar verdim. Beni sevinç içinde karşıladılar. Misafir ettiler. Evleri dikkati çekecek kadar temizdi. Beyaz hasseden minder örtüleri ve perdelerinde en ufak bir leke görünmüyordu. Onlara siyasi durumu anlattım. Kurtuluş çaresinin silâha sarılmak olduğunu söyledim. Buna rağmen cephede kendilerinden beklediğim sayıda gönüllü er görmediğimi anlattım. Bunun sebebini sordum. Kısaca şu cevabı verdiler: 'Bizden istediler de vermedik mi?'
Bu cevabın altında, asırlık bir kompleksin, yerinde olmayan bir düşüncenin yattığı görülüyordu. Yani, 'bizi adam yerine koymadılar ki' demek istiyorlardı. Mahiyeti bilinen manasız bir Sünnî-Alevî çekişmesi karşısında idim. Gereken teminatı verdim. Kendilerine karşı bir dikkat ve saygı işareti olmak üzere karargâhımda, gelecek gönüllülere yer ayıracağımı vaad ettim. Millî mükellefiyet namına hiçbir hususta diğer vatandaşlarından geri kalmayacaklarını söylediler ve sözlerini yerine getirdiler” (Cilt III, s. 391).
Atatürk Nutuk'ta Bayar'dan övgü ile söz ediyor!
Atatürk Büyük Nutuk'ta, Celâl Bayar hakkında şunları söylemektedir: “Aydın ve havalisinde İzmir'in işgalini müteakip asker ve ahaliden bazı vatanperverler, Yunanlılara karşı müdafaa ve ahaliyi teşvik ve silâhlı millî teşkilâtı tesis etmek için çalışıyordu. Bu meyanda İzmir'den tebdil-i nam ve kıyafet ederek o havaliye gitmiş olan Celâl Bey'in gayret ve fedakârlığı şayan-ı takdirdir” (“Ben de Yazdım”, Cilt III, s. 251). 
Millî Şehit Gökçen Efe
Celâl Bayar, Ödemiş çevresinde, 
16.11.1919'da başlayan Yunan saldırısı sırasındaki çarpışmalarda şehit düşen Gökçen Efe'nin Kuvayı Milliye'ye katılması hakkında şunları anlatmış: “Gökçen, Fata köyündendi. Yunan işgalinden sonra bir gün, Yunan zabitleri Gökçen'i Fata'ya davet ettiler. Gümüşlü tüfengini alarak tek başına gitti. Sevenleri, 'Efem, sana bir zarar etmesin bunlar' derler. Efe onlara, 'Haydi ülen, serçeden korkan darı ekmez' diye cevap verir.  Fakat bir müddet sonra işitirler ki, Gökçen yine zeybekliğe çıkmış. Bunu şöyle anlatırlar: 'Rahmetli Efem, Yunanlıların içine girer. Rakı masası kurmuşlar. Cennetlik rakıdan hoşlanmazdı. Ayağa kalkmışlar rakı sunmuşlar. 'içmem' deyince gülmüşler. İçlerinden biri Efe'nin önüne 'sar bakalım bizim tütünden' diye bir kese atmış. Gökçen Efe 'neye gülüyon' diye sormuş. Zabit, 'onu sorma, Aydın'da bir kızın kadife ceketinden kestim, bu kumaşı… ' demiş.
Burada hikâyeyi anlatan adam hıçkırmaya başlar. Dinleyenler 'Anlat kardeşim' deyince, 'Gari neresini anlatayım, kestiği kızın mintanından yaptırmış işte' der. 'Efe ne yapmış?' 'Ne yapacak kardaşlık? Ülen kızı çevirdiğinizde size ne deyüdu' diye sormuş. Kız, 'Yunanlı! İntikamımı size komazlar'  cevabını vermiş. Kese sahibi oracıkta kanlar içinde kalmış. Efem de ortadan kaybolmuş!” 
İşte, Gökçen Efe'nin Kuvayı Milliye'ye katılmasının hikâyesi böyle! Cumhuriyet, Gökçen Efe'ye minnetini, Efenin doğduğu Fata köyünün ismini (sonra Bucak merkezi)  “Gökçen” olarak değiştirerek gösterir (“Ben de Yazdım”, Cilt III, s. 116). 
Bunları okurken ister istemez, “Yunan kazansaydı dinimizi daha hür yaşardık” diyen; 30 Ağustos'ta kazandığımız Büyük Zafer'i, 'Ormancılar günü ile eş tutan',  Türk Milletinin  acılarına ve millî günlerine duyarsız bazı gafiller  geliyor! 
Eğer, Gökçen Efe gibi kahraman Kuvayı Milliyeciler olmasaydı, bu zavallılar kim bilir hangi kilisenin cemaati olurlardı? 
İSTANBUL'DAKİ PROTESTOCULAR!
Celâl Bayar, 3. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a hareket etmeden önce, Padişah Vahdeddin'i ziyaret ettikten sonra, Bâb-ı Âliye de uğrayan Mustafa Kemâl Paşa'nın, burada karşılaştığı Hükümet Erkânı hakkındaki gözlemlerine de yer vermiş.  
Mustafa Kemâl Paşa, geldiğini duyan bazı nâzırların heyecanla salona geldiklerini görerek, biraz şaşırır. Dahiliye Vekili Mehmet Ali Bey'in şu sözleri Mustafa Kemâl'i bu şaşkınlıktan kurtarır. 
“Allah Allah! Ne küstahlık! İşittiniz mi efendim? Yunanlılar İzmir'e çıkıyor!”
  Mustafa Kemâl Paşa şöyle düşünür:  “Ben memleketin başına neler geleceğini tahmin etmemiş değildim. Fakat kimseye anlatamamıştım. Nâzırların telâşı karşısında ağlamak mı, gülmek mi lâzımdı. Kendimi tutuyordum. Fakat, bu emri vaki karşısında ben 'Allah Allah' demekten başka bir şey düşünmeyen nâzırlara ibretle bakıyordum. İtidalden ayrılmamağa pek dikkat ederek, “Ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordum.
-'Protesto edeceğiz!' cevabını verdiler.
- “Bu lâzımdır, doğrudur. Ancak böyle bir protesto ile Yunanlıların İzmir'den çekileceklerine veya İngilizlerin onları geri çekeceklerine ihtimal veriyor musunuz” dedim!
  Yüzüme baktılar ve “Fakat başka ne yapabiliriz?”  dediler,
  Ben, “Belki daha kati tedbirler düşünülebilir” dedim.   -“Meselâ ne gibi?”
 O zaman bir ses, eğer yanlış hatırımda kalmamışsa, Mehmet Ali Bey cevap verdi:  “Öyle hareketlere kalkarsak bize ne yaparlar bilir misiniz?”
Tabiî, ben,  “Kalkar, benim yanıma gelirsiniz” diyemedim!  “Anadolu'ya beni götürecek vapur hazır değil mi?” diye sordum” (Cilt III, s. 489)! ./…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık