• 12 Eylül 2019, Perşembe 16:25
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

CELÂL BAYAR'IN HATIRALARI (5)

Celâl Bayar, Saray ve Hükümet hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade etmiş: 
“Büyük Türk Milleti'nin kaderini ellerinde tutan bu bedbahtlar da, İngiliz Casusu Papaz Fruw'un cazibesine tutulmuşlardı. Osmanlı Devleti'nin hükümet mekanizması İngilizler hesabına işletilmek isteniliyordu. Bundan Yunanlılar hesabına da kâr ayrılacaktı. Bu kadar kötü ve derin bir siyaset çukuruna memleketin öz evlâtlarından bazıları da maalesef bilerek ve ya bilmeyerek sürükleniyorlardı. Bunun misallerinden maddî delillerinden biri, burada gözümün önünde idi. İstanbul Hükümeti propagandasının nüfûzunun girmediği yerlerde ise, yurduna bağlı vatandaşlarımız yedisinden yetmişine kadar, bulabildikleri silâhla düşmanın karşısına çıkıyorlar, ihtilâle karışıyorlardı” (Cilt III, s. 27).
Celâl Bayar'ın anlattıklarına göre, Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efenin çetelerinin de aralarında bulunduğu İzmir yöresindeki Kuvayı Milliye kuvvetleri yaklaşık beş bin kişidir.  Düzenli orduya geçilene kadar Celâl Bayar bir süre Demirci Mehmet Efe'nin danışmanı olarak çalışacaktır (Cilt III, s. 73). 
57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey'in, aralarında  çekememezlik olan Yörük Ali Efe ile Demirci Mehmet Efe'nin barıştırılmasında büyük payı bulunan  Celâl Bayar hakkında yaptığı şu değerlendirme de, Bayar'ın Kuvayı Milliye içinde önemli bir yeri olduğunu göstermektedir:  “Galip Hoca adı ile Kuvayı Milliyemiz  arasında en nurlu dimağ olarak çalışan Celâl Bey'in verdiği nasihatlerle, bu iki efe  barıştırılmış ve bu veçhile millî kuvvetler arasındaki hasmane ikilik kaldırılmıştır” (Cilt III, s. 83). 
Harbiye Nâzırı'nın 14. Kolordu Komutanlığına 29 Haziran 1919 tarihli tebliği ile, Celâl Bey'in tutuklanması isteniyor!
“….İttihat ve Terakki İzmir Kâtib-i Mes'ulü Celâl Bey'le beraberindekilerin mıntıkanızda, halkı mütarekenin 7. Maddesinin uygulanmasına fiilen mani olmağa teşvik edip, teşkilâtlandırdıkları bildirilmektedir. Adı geçenlerin tevkifleri için harekete geçen jandarma ve polis kuvvetlerine askerî makamların da azamî yardımının temin edilmesi talep edilmektedir. Önemle tebliğ olunur.”
 Bu emre, 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa, vatanseverlik dersi dolu şu cevabı verir: “Mütareke hükümlerinin uygulanmasına dayanan tedbirler arasına adları geçen bazı şahısların tutuklu olarak İstanbul'a gönderilmeleri hakkındaki emrin yerine getirilmesi mümkün değildir. Mümkün olsa da, memleketin menfaati ve millî haysiyet ile telif olunamaz. Bu kişiler arasında yakalanıp gönderilmesi. Özellikle, ısrarla emir ve talep edilen Celâl Bey,  İzmir'in işgalinden sonra geçen elemli olaylara karşı millî kıyamı düzenleyip, temsil etmekten başka bir fiilin, sahibi değildir. Kendisinin tevkifi ise bütün vatanseverleri ayaklanmaya ve hükümete yönelik taşkınlığa, karışıklığa sebep olabilir. Askerî makamların, halkın, haysiyet ve namusunu koruma yolunda giriştiği meşrû harekete yardım etmemek hususunda, hükümetin tekrarlanan emirlerine tâbi olmak görevi arasında ise de, milletin tabiî haklarını müdafaa yolunda giriştiği meşrû harekete istikamet veren, yol gösteren vatanseverlikleri ve faziletleri bilinen kimselerin tutuklanmasının maddî ve manevî sorumluluğunu üstlerine almanın mümkün olmadığına arzetmek isterim”  (Cilt III, s. 138).
Görüldüğü gibi, Celâl Bayar Kuvayı Milliye günlerinin Batı Cephesindeki önemli bir  elemanıdır.  Fakat her nedense aydınlarımız bunu bir türlü görememişlerdir!
Mütareke Döneminde İngiliz Muhipleri Cemiyeti: Atatürk Nutuk'ta, bu cemiyet hakkında şunları söylüyor: “Bu cemiyete intisap edenlerin başında Osmanlı Padişahı ve Halife-yi ruy-i zemin unvanını taşıyan Vahdeddin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nezareti'ni işgal eden Ali Kemâl Bey'ler ve Sait Molla bulunuyordu” (“Ben de Yazdım”, Cilt III, s. 147).
Celâl Bayar'ın hatıralarındaki şu satırlardan,  bu cemiyetin Kurucu Üyesi Sait Molla'nın kendisini de hedef gösterdiğini öğreniyoruz: “Sait Molla 13 Mart 1920'de İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin yöneticilerinden Papaz Frew'e şu jurnali verir: Dünkü mecliste hükümeti acizlikle itham eden ve çetecilerin harekâtını 'millî kıyam' mahiyetinde  göstermeye çalışan Saruhan  (Manisa) mebusu Celâl Bey, İttihat ve Terakki'nin  başta gelenlerindendir. İzmir ve havalisinde çete hareketini bu adam tanzim ve teçhiz etmiştir. Bu gibi kimselerin mebusluk sıfatı munzam olarak meclis kürsüsünde, Mustafa Kemâl'e kalben zahir olan matbuat vasıtasıyla bizzat Hilâfette Merkezinde faaliyetine müsamaha gösterilirse, Anadolu'da çetecileri tenkil için başvurduğumuz bütün çareler sonuçsuz kalır”  (Cilt III, s. 149)! Damad Ferit Hükümetinde İçişleri Bakanlığı da yapan gazeteci Ali Kemâl Bey, 7 Ağustos 1919 tarihli Sabah Gazetesinde İngiliz Mandasını şöyle savunmaktadır: 
“İngilizler zabıtamızı, adliyemizi, maliyemizi, nafıamızı düzene koyacaklar ve Türkler de gelecek endişesinden uzak kalarak, fıtrî ve ırsî meziyetlerini, kabiliyetlerini inkişaf ettirmeğe muvaffak olacaklardır” (“ Ben de Yazdım”, Cilt III, s. 170)! 
Dahiliye Vekili Ali Kemâl Bey, Bergama Kaymakamlığına çektiği telgrafta, 'Yunan'a direnmeyin, sadece protesto edin' diyor!
 “Osmanlı Hükümeti, Yunanistan ile harp hâlinde olmadığı için ve mütareke hükümlerine göre, İtilâf Devletleri tarafından bütün teşkilat, teçhizat tahdit edildiği için, bu yolda vukua gelen tecavüzlere karşı tabiatıyla protesto etmekten başka bir çareye tevessül edilemez. Şayet Yunan işgal kuvvetleri tarafından böyle bir taarruz vukua geliyorsa tarafınızdan hükümet namına şiddetle protesto edilsin. Fakat fiilen mukavemet sulh konferansında Yunanlılara karşı ileri süreceğimiz hukukî savunmamıza ve haklılığımıza sekte vuracak demektir” (Cilt III, s. 411).
Saray ve Hükümet Anadolu'daki Millî Mukavemeti kırmak için bilindiği gibi birçok yerlerde isyanlar çıkartmışlar ve 'Kuvayı İnzibatiye' adıyla bilinen Anzavur Ordusu, bizzat Sultan Vahdeddin ve eniştesi Damat Ferit tarafından hazırlanarak Kuvvacıların üstüne gönderilmiştir (Cilt III. s. 433)!
Celâl Bayar hatıralarında bu gerçekleri hatırlatıyor. Bugün hâlâ, Vahdeddin zavallısından bir  'Kahraman' yaratmak gayreti içinde olanlar için ne söyleyebiliriz!
 Diğer taraftan, Ege'nin işgali sırasındaki Yunan zulmünün yarattığı öfke ve nefretin, Millî Mukavemet ateşini tüm yurt sathına yaydığını da belirtmek gerekir. Nitekim, Ege Bölgesindeki İngiliz kontrol subayının, Amiral Webb'e gönderdiği 10 Eylül 1919 tarihli raporda da bunu görmekteyiz: “Yunan işgali vuku bulduğu zaman bile teşkilâtlı bir mukavemet yoktu. Tâ ki, Yunanlılar mezalimlerinde ısrar edip, köyleri yakmağa, Türkleri katletmeğe, kadınlarına ve kızlarına tecavüz edip öldürmeğe, çocukları boğazlamaya devam eylediler. Şimdi ise Türkler, Yunanlılara karşı nefret hislerinin o derece artmış olduğunu söylemektedirler ki, asla bunların kontrolü altına girmelerine imkân bulunmadığını göstermektedirler.  Memleketi bir 'İkinci Makedonya'  hâline getirmekten ise hayatlarına pek az ehemmiyet ve kıymet veren bu insanlar Yunanlılara karşı savaşarak ölmeyi tercih etmektedirler.” Hâlbuki, Anadolu'da bu zulümleri yapan Yunanlılar,  “Biz, Türkleri medenileştirmek için Anadolu'ya ayak bastık' diye propaganda yapmaktaydılar (Cilt III, s. 400)! ./…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık