• 08 Eylül 2019, Pazar 16:20
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

CELÂL BAYAR'IN HATIRALARI (4)

Ahmetli ilçesinde  Yunan katliamı!
Celâl Bayar'ın belirttiğine göre, Alaşehir'den gelmiş altmış kişilik müfrezeye iltihak eden gönüllülerle, seksen kişiye yükselen bir kuvvetimiz, Ahmetli ilçesine sevk edilirler. Bunlar maalesef Yunanlıların bir alayının baskınına uğrayarak kısmen dağılır ve kısmen de esir düşerler  (21 Haziran 1919).  Esirler arasında tümen karargâhından millî kuvvetlerimize katılan altı subay da vardı. Bu esirler kasabada 28 kişi olarak idam edilirler. Celâl Bayar bu olay hakkında şunları yazmış: “Hâlbuki, bunlara, özellikle subaylara esir muamelesi yapmaları lâzım gelirdi. Yunanlılar küstahça ve bizleri korkutmak amacıyla bu cinayetleri işlediler. Kamuoyunda bu cinayetler büyük bir heyecan ve öfke yaratmıştı” (Cilt III. S. 417).
Menemen'de Yunan katliamı! 
“Günlerden beri hazırlanan plâna göre Türklerin imhasına başlanıldı. Evvelâ gece vakti yerli Rum izcileri tarafından Hıristiyan mağazalarına 'Salip'  (Haç) işareti konuldu. Rum gençlerine asker elbisesi ve silâh dağıtıldı. Şehrin hâkim mevkilerine mitralyözler yerleştirildi. Katliama hükümet önünden ve ilçe kaymakamı Kemâl Bey'den başlanıldı. Kaymakam gece elbisesiyle hükümet içinde öldürüldü. Bu arada altı Türk jandarması da katledildi. Servet sahibi şahısların malları yağmalandı. Ertesi gün Yunan erleri, yerli Rumlar Hükümet önünde, çarşıda, mahallelerde bir hayli Türkü imha ettiler. Şose üzerindeki büyük çukur öldürülen Türklerin cesetleri ile dolu bir hâle geldi. Şehit edilen Türklerden bir kısmı da Gediz Köprüsü başında nehre atıldı. Kız Kuyusu'nda ve Çerkez Mahallesinde şehit edilenlerin sayısı yüzleri aşmıştır. Salhane civarında Kovacı denilen yerde Türk cesetleri yakılmak suretiyle imha edildi. Yıkık Değirmen Tepesi'nde birçok Türk cesetlerinin gömülü olduğu görüldü” (Cilt III, s. 451). 
Celâl Bayar'ın belirttiğine göre, İstanbul'da Fransız işgal kuvvetleri komutanı Francet d' Esperey dahi, İzmir'den yükselen feryatlara kayıtsız kalamaz ve hakikati öğrenmek için General Bunoust'u İzmir'e gönderir.  Generalin burada, Yunanlıları müthiş surette suçlayan raporu Fransız Dışişleri Bakanlığı tarafından titizlikle örtbas edilir (Cilt II, s. 730)!
Bilindiği gibi, Mütareke Döneminde, ülkenin kurtuluşu için silâhlı bir mücadelenin doğru olmadığını, ancak Amerikan ya da İngiliz Mandası ile emniyet altında olabileceğimizi savunanlar vardı. Padişah Vahdeddin bile, İngiliz Mandasını savunan İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin bir üyesiydi! İstanbul'da Saray'da toplanan Saltanat Şurâsında savunulan mandaya karşı, bu toplantıya kendisi de katılan ve mandaya karşı çıkarak,  kayıtsız şartsız istiklâl isteyenlerden Prof. Selâhattin Bey şunları yazacaktır: “Bizce, Türk ülkesinin ve nüfusunun evvelkinin beşte veya altıda birine inmekte olduğu bir sırada, Avrupa'ya karşı milleti idareden aciz olduğumuzu söyleyemeyiz. Kim ne derse desin, elimizde kalacak mülkü idareye yetecek sayıda adamımız vardır. Mandacılar diyorlar ki: 'Bizi müstakil bırakmayacaklar.' Onlar ne düşünürlerse düşünsünler, meydanda bir hakikat var. Her millet bir devlet hâlini alıyor ve bir Türk Milleti mevcuttur. 'Bizi müstakil bırakmazlar mülâhazası'  maneviyat bitkinliğinden doğan bir iman zaafıdır.  Bir an için kabul ve teslim edelim ki, bizi devlet hâlinde yaşatmayacaklar! O hâlde buna biz mi talip olalım? Bu adeta harp meydanında bir askerin intihar etmesine benzer” (“Ben de Yazdım”, Cilt II, s. 800)! 
Hürriyet ve İtilâfçılar Millî Mücadeleye karşıydılar!
Celâl Bayar hatıralarında, Isparta'da Kuvayı Milliye örgütlenmesine karşı çıkan Hürriyet ve İtilâf Partisi temsilcisi ile, Isparta'nın Şeyh Mahallesindeki camide yaşanan bir tartışmayı da vermiş. Kuvayı Milliyecilerle, Saray'ın ve Hükümetin yanında yer alarak, yurdun işgaline karşı çıkılmamasını savunanlar arasındaki farkı anlamak bakımından özetleyerek verelim: 
 Hürriyet ve İtilâf Partisi'nin başkanı Şeyh mahallesindeki camide Cuma namazı kılındıktan sonra ayağa kalkarak “Ey cemaat dağılmayınız. Bugün okunan hutbeyi Türkçe olarak size izah edeceğim” der ve cebindeki Hürriyet ve İtilâf Partisi'nin beyannamesini okumaya başlar ve özellikle bu çetelerin silâhlı mücadele teşkilâtının bu milleti izmihlâle mahva ve yok olmaya sürüklediğini, bunlara maddî ve manevî yardımın asla doğru olmadığını söyler. 
Camide hazır bulunanlardan Hoca Şerif Efendi de buna cevap olarak şunları söyler: “Ey cemaat! Bu beyanname bizleri gaflet içinde bırakmak için yazılmıştır. İzmir ve Aydın gibi yerlerimizi düşmanın ayakları altında çiğnetmekten başka bir şeye yaramaz!”
Hürriyet ve İtilâf İl Başkanı sorar: “Hükümet senin kadar mı bilir?”
Şerif Efendi ona, şu tokat gibi cevabı verir: “Yunan gibi bir milletin ayakları altında ezilmemizi hoş gören bir hükümeti dinlemek ve tanımak istemiyoruz.” 
Bundan sonra Hoca Şerif Efendi halka dönerek, “Vatandaşlar!  Görüyorsunuz. İzmir'den Aydın'dan bize sığınanlar vardır. İstilâ altında kalan kardaşlarımızı kurtarmak için maddî ve manevî yardımda bulunmak, düşman ile savaşmak farz olmuştur.” 
Denizli'de düşmanla mücadele fikrini savunanların başında Müftü Ahmet Hamdi Efendi gelmektedir.  16 Mayıs tarihinde Kayalık camisindeki sancağı alıp, Belediye önünde toplanan halka hitap eder ve sözlerini şöyle bitirir: “Her ne bahasına olursa olsun, Yunanlılara karşı koymak lazımdır. Yunanlıların işgal ettiği memleket halkı için 'cihat farz-ı ayındır.'  İşgale uğrayan memleketler halkı için de 'farz-ı kifayedir'.  Ben fetva veriyorum: silâh ve cephane azlığı veya yokluğu hiçbir zaman kavgaya mani olmayacaktır. Hiçbir müdafaa vasıtası olmayan bir Müslüman dahi, yerden üç taş alıp düşmana atmağa mecburdur” (Cilt II, s. 863). Bayar'ın anlattığına göre, Saray yanlıları, bu vatansever müftüyü ölümle tehdit etmişler fakat o halkı aydınlatma yolundaki gayretinden vazgeçmemiştir! Denizli'nin Hürriyet ve İtilâfçılarına göre, “İzmir faciaları Yunanlılara karşı koyma hareketinin  neticesiydi.  Padişah ve onun hükümeti uslu oturmayı emrediyordu!”
ELİ ÖPÜLECEK ANADOLU KADINI!
Celâl Bayar, kendisine yardım eden ve evinde saklayan Germencik Bucak Müdürü Emin Bey'in (Ulucan) ailesinin Yunan işgalinde bulunan Germencik'ten çıkarmaya çalışmaktadır. Bunun için, Reis Köy'deki Kuvvacı arkadaşlarından yardım ister.  Kuvvacıların lideri Hulûsi Bey, Celâl Bayar'a,  köyden çıkmakta olan üç dört kadını göstererek: “Şu gidenleri görüyor musun? Şimdi alıp getirecekler” deyince,  Anadolu kadınının bu korkusuzluğu ve fedakârlığından çok duygulanan Celâl Bey şunu düşünür: “Bir insanın iyiliğine misal olarak 'eli öpülecek adam' derler ya; bunlar için de 'ayakları öpülecek kadın' demek yerinde olur!”
AYDIN'IN İLK KURTARILIŞI
 57. Tümen Komutanı Şefik Aker Bey komutasındaki askerler ve milis kuvvetlerinden oluşan yaklaşık bin kişilik bir grup, Aydın'ı işgal etmiş olan Yunan kuvvetlerine saldırır ve iki gün süren bir çatışmadan sonra, 30 Haziran 1919'da Aydın kurtarılır. Aydın'a giren milis kuvvetlerinin arasında Celâl Bayar da vardır. Fakat birkaç gün sonra Yunanlılar daha üstün kuvvetlerle saldırarak Aydın'ı yeniden ele geçirirler. Ancak bu başarı, Kuvayı Milliyecilere büyük moral verir. Birçok yerde, silâhlanarak direnmek fikri güçlenir (Cilt II, s. 885). ./…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık