• 02 Eylül 2019, Pazartesi 9:06
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

CELÂL BAYAR'IN HATIRALARI (2)

Mütareke Döneminde Damat Ferit Paşa Hükümeti birçok muhalifi Bekirağa Bölüğüne kapatmıştı. Kendisi de bu tutuklulardan birisi olan Tevfik Rüştü Aras, Celâl Bayar'a verdiği bir bilgide, İzmir'den getirilerek Bekirağa bölüğüne kapatılan Şükrü Kaya'nın, koğuşa girdiğinde şunu söylediğini yazmış: “Düşmanlarımızın akılları varsa bizi asarlar. Aksi takdirde kendilerinden biz hesap soracağız” (“Ben de Yazdım”, Cilt II. s. 466)!
Kuvayı  Milliyecilerde bu îman olmasaydı İstiklâl Harbi'ni kazanabilir miydik? 
Tevfik Rüştü Aras, Atatürk'ün değişmez Dışişleri Bakanı;     Şükrü Kaya da değişmez İçişleri Bakanıydı. Ege Denizindeki, bugün Yunan işgali altında olan birçok ada, Şükrü Kaya tarafından numaralanmış ve bize ait olduğu tescil edilmiştir. 
Bekirağa Bölüğüne hapsedilenler daha sonra, İngilizler tarafından,  Malta Adası'na götürüleceklerdir. Muhaliflerin Bekirağa Bölüğüne hapsedilmeleri; Boğazlıyan Kaymakamı Kemâl Bey'in idam edilmesi ve İttihatçıların ünlü Diyarbakır vâlisi Dr. Reşit Bey'in intiharı, Padişah Vahdeddin'in ve İstanbul Hükümetinin, İşgal Kuvvetlerine yaranmak için uyguladıkları sefil politikanın sonucudur. 
Kaymakam Kemâl Bey'in idamı konusunda, Celâl Bayar'ın verdiği şu bilgileri okurken, hüzünlenmemek mümkün değil: “Kemâl Bey 10 Nisan 1919 Perşembe günü akşam üzeri Beyazıt Meydanı'nda asıldı. Ertesi gün nâşı ailesine teslim edildi. Tıbbiye öğrencileri cenazeyi, üzerinde, 'Türklerin büyük şehidi Kemâl Bey' yazılı bir çelenkle karşıladı. Kadıköy İtfaiye Karakolu önünden geçerken bir takım asker kendiliğinden cenazeyi selâm durdu. Her adımda artan cenaze alayının geçtiği sokaklardaki evlerden kadınlar hıçkırarak, gözyaşları ile mateme iştirak ediyorlardı. Sıra rahmetlinin tezkiyesine gelmişti. İmam Efendi sordu: 'Merhumu nasıl bilirsiniz?'
Bütün cemaat birden gürledi: 'Büyük vatanperverdir, iyi biliriz, Allah rahmet eylesin'” (“Ben de Yazdım”, Cilt II, s. 461)!
Padişah Vahdeddin'in, işgal güçlerini memnun etmek için kurdurduğu Harp Divanı'nın, Ermeni Tehcirinden sorumlu tutarak, tutukladığı; tutuklu iken firar eden ve yakalanacağını anlayınca intihar eden eski Diyarbakır valisi Dr. Reşit Bey'in üzerinde çıkan vasiyetinde şunlar yazılıydı: “Pek sevgili refikam ve çocuklarım! Firarımdan dolayı… Muhafız Paşa ile Polis Müdürü bütün şiddet ve kuvvetleriyle beni arıyorlar. Ermeni tazıları da bunlara iltihak etmişlerdir. Gayretsiz ve hissiz bazı dostlarımın  ihmâli programımı sekteye uğrattı. Utanmadan, teslim olmamı tavsiye ediyorlar. Neticeyi karanlık görüyorum. Yakalanıp hükümetin oyuncağı, düşmanlarımın eğlencesi olmamak için, son dakikada intihar etmek fikrindeyim. Hayatımın bence hiçbir kıymeti kalmadı. Bir müsait vakitte milletime son vazifemi yapar ve hayatımın bakiyesini tamamıyla size hasr ve tahsis ederim ümidiyle yaşamak isterdim. Ne çare, her istenilen olmadı. Sizi milletim için ihmâl ettim. İstikbalinizi düşünemedim. Herkes beni Ermeni malı ile zenginleşmiş biliyor. Hâlbuki, sizi temin-i maişetten (geçiminizi sağlamaktan) aciz bırakıyorum…” (Cilt II, s. 462).
Celâl Bayar, Bekirağa Bölüğüne hapsedilenlerin Malta'ya sürülmeleri konusunda da şu  bilgileri veriyor: “Vâli Reşit Bey'in intiharı, mahkeme safhaları ve nihayet bütün bunların üstünde olarak birçok kimselerin düşmanların arzu ve siperine gizlenerek mahvedilmek istenilmesi halk arasında heyecan uyandırıyordu. Vahdeddin hükümetlerinin bu yolda düşmanlara âlet oluşu da millî vicdanı sarsıyordu. Çünkü adalet baskı altında idi. Bir gün eski Babıâli Baskını gibi (13 Ocak 1913), bir kısım halkın, İttihatçıların toplanıp hapishaneye hücum ile mahpusların kurtarılması mümkün görünüyordu. Damad Ferit Paşa Hükümeti –kendi hesabına- böyle bir kuşku içindeydi. Divan-ı Harp kararı ile, siyasî hasımlarını topyekün mahvetmek cesaretini kaybetmişti. Çıkar yol olarak, bunların İngilizlere teslimini muvafık buldu. Damat Ferit Paşa ve Dahiliye Nâzırı Ali Kemâl  Bey, Vahdeddin'le görüştü.  Onun da muvafakati alındı. Memleket çocuklarının hapisten alınıp istedikleri yere götürülmeleri  İngilizlerden rica edildi. Bunun üzerine İngilizler Bekirağa bölüğündeki nöbetçileri değiştirdi ve yerlerine kendi askerlerini koydular. Akabinde de mahpuslar Evvelâ Mondros'a, sonra da Malta'ya götürülerek San Salvador Kalesi'ne kapatıldılar”  (“Ben de Yazdım”, Cilt II, s. 468).
Celâl Bayar'ın verdiği bu bilgiler önemlidir. Çünkü, muhafazakâr kesimlerin bayrak yaptığı isimlerden biri olan Bayar, günümüzde, neredeyse bir kahraman mertebesine çıkarılmak istenen Vahdeddin'in gerçek kimliğine ışık tutmaktadır!
CELÂL BAYAR'IN MİLLÎ EKONOMİ ÖZLEMİ 
İş Bankası Genel Müdürü; İktisat Vekili ve daha sonra da Atatürk'ün Başbakanı olarak  ülkeye büyük hizmetlerde bulunan Celâl Bayar'ın, ekonomimiz üzerindeki yabancı hâkimiyetine karşı mücadelesinin, daha İzmir yıllarında başladığı görülüyor. Bayar  I. Dünya Harbi öncesinde, ekonomimizin durumu konusunda özetle şu değerlendirmeyi yapmış:  “İzmir'de Yunanlıların birkaç tane bankası vardı. Bunların özellikle sahil ilçelerde normal kredi muamelesinden ziyade siyasî bir gayenin peşinde oldukları görülüyordu. Bizimkilere ipotek karşılığında yüksek faizle ikrazda bulunuyorlardı. Vadesi gelip borç ödenemeyince mal daha elverişli şartlarla Rumlara aktarma edilirdi. Çok çalışmamız ve her şeyden önce millî ekonominin temellerini atmamız, müstahsilin kazancı başta olmak üzere her işin bünye ve mahiyetine göre teşkilâtlanmamız, hiç olmazsa memleketimizin bol nimetlerinden eşit haklarla faydalanmamız gerekiyordu. Dış Ticaret için İhracat ve İthalât Anonim Şirketi, Türkiye Palamutçular Ortaklığı, Satış Kooperatifleri, küçük de olsa mahalli bankalar kuruldu. İdealist milliyetçi gençleri yetiştirmek için ayrı ve özel teşebbüslerimiz olmuştu. Hususî karakterde yatılı bölge okulları açacaktık. İzmir'de idare ve himayemizdeki okuldan başka Emiralem İstasyonu'nda köy çocukları için yatılı bir okul binasını başlatmıştım.” 
İZİMİR'DE BİR ŞİMENDİFER MEKTEBİ AÇILIYOR!
 “İzmir bilindiği gibi Aydın, Afyonkarahisar ve Bandırma demiryollarının merkezi idi.  Aydın İngilizlerin diğer iki hat Fransızların imtiyazları altında işletiliyordu.  Personelin hemen hepsi Türk olmayan kozmopolit unsurlardı. Bizimkilere ancak, bekçilik, makasçılık gibi işler veriliyordu.  24 Haziran 1915'te bir Şimendifer Okulu açılmasına karar verildi. Birkaç devrede  okul sekiz yüz kadar Türk gencine diploma verdi. Bunların hatlarda staj görmeleri vazife almaları her defasında mesele oluyordu. Demiryollarını idare eden yüksek dereceli memurlar zorluk çıkarıyorlardı. Nafia Nezareti de bunları tutuyordu. Bir de vagonlar meselesi vardı. Savaş zamanı olduğu için vagonlar askeriyenin hizmetindeydi. Ancak boşta kalan vagonlar rüşvetle, tüccarın ürünlerinin taşınmasında kullanılıyordu!”
 Celâl Bey bu vagon suiistimali işine el atar. Bu yüzden de menfaat grupları, aleyhinde bir kampanya başlatırlar. İzmir'in güçlü İttihatçı vâlisi Rahmi Bey de Bayar'a karşı olanlardan biridir! İttihat ve Terakki Genel Merkezi, konuyu tahkik için, Teşkilât-ı Mahsusa'nın önemli isimlerinden Kuşçubaşı Eşref Bey'i İzmir'e gönderir. Eşref Bey'in raporu özetle şöyledir:  “Celâl Bey, İzmir'in iktisadiyatını, gayrı millî, hain ve kasıtlı ellerden ve menbalardan kurtarmak hareketine cesaretle girişti. İzmir ve hattâ bugünkü tabiriyle bütün Ege'de ancak ondan sonradır ki, Türkler iktisadi ve ticari hayata girebilmek için müsait zemin ve saha bulmuşlardır. Gâvur İzmir'in Türkleştirilmesinde bu hareket idarî hâkimiyete rağmen, bir toprağa asıl sahip olmanın  manasını bizlere ancak bugün anlatabiliyor. O da, kısmen. O devirde böyle bir zihniyete ve görüşe sahip olmak, müstesna fıtrî kabiliyet ve seziş meselesi idi. Celal Bey'in terbiye ve nezaketi nispetinde taviz vermez ahlâkı, en namüsait sanılan şartlar içinde dahi, hedefi malum seciyeli bir mücadelenin neticeleri bakımından emsal teşkil eder” (“Ben de Yazdım”, Cilt II. s.520).
Ne yazık ki, Celâl Bayar hiçbir zaman bu özellikleriyle anılmamıştır! Bu da, tarihimize tek taraflı bakışın bir sonucu değil midir? ./…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık