• 29 Ekim 2018, Pazartesi 8:13
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

CELÂL BAYAR VE ATATÜRK
 Bu yazı dizisini, eski TRT programcısı sayın Nazmi Kal'ın,
Atatürk'ün yakınında bulunmak bahtiyarlığına erişmiş insanlarla yaptığı mülâkatlarını derlediği, “Atatürk'ten Duymadığınız Anılar” kitabından yararlanarak hazırladık. Kitapta, 'nereden nereye geldiğimizi anlamamızı ve bazı sorgulamalar yapmamızı gerektirecek' çok değerli ve çok anlamlı anılar var. İlk olarak, Atatürk'ün 1932 yılında İktisat Vekilliğine ve daha sonra da 1937 yılında Başvekilliğe getirdiği, Atatürk'ün son Başvekili Celâl Bayar'la başlıyoruz. Bayar Atatürk'ün hastalığı ile ilgili olarak şunları söylüyor:
“Ben başvekil olduktan az sonra, Atatürk'ün hâlinde bir durgunluk, bir yorgunluk görülüyordu. Ara sıra da burnundan kan geliyordu. Tabiî biz bunun manasını anlamıyorduk. Sabahleyin ilk iş olarak uyumadan Çankaya'ya çıktım. 'Atatürk'ü göreceğim' dedim.
-'Giyineyim de, öyle kabul edeyim' diye haber gönderdi. Çok nazik adamdı, terbiyeli adamdı.
-'Ben onun evlâdıyım, giyinmesin, yorulmasın' diye haber gönderdim. Kabul etmedi. Yarı giyinmiş hâlde, yatağından çıktı, şezlongun üzerine bağdaş kurarak beni kabul etti.
-'Ben bir evhama kapıldım, sizi muayene ettirmek istiyorum. Sizi muayene ettireceğim' dedim.
-'Ne yapacaksın?' dedi
-'İki mütehassıs doktor getirmeyi düşünüyorum. Birisi Alman, diğeri Fransız. Bunu tercihinize arz ediyorum' dedim.
Düşündü. -'Yapma bunu. Hatay meselesinin en hararetli müzakere edildiği zamandayız. Kararın arifesindeyiz. Eğer benim hasta olduğumu anlarlar ise, senin vazifen müşkülleşir' dedi.
Benimle iltimas ederek konuşuyordu. Hâlbuki, Hatay Meselesi'ni tâ başından sonuna kadar o devam ettirmiştir ve bize yalnız direktif vermiştir. Buna rağmen çok kibar insan, beni öne sürüyor. 'Sizin vazifeniz müşkülleşir diyor, sıhhatini ihmâl ediyordu! Atatürk işte böyle bir adamdı.
Doktorları seçti. Çankaya'ya geldiler. Atatürk'ü muayene ettiler. Ben de onun oğlu ve en yakını sıfatıyla onların peşini bırakmıyorum. Muayenelerinde de, aralarındaki konsültasyonlardaki konuşmalarıyla da takip ediyordum. Hepsi, uğursuz hastalığın teşhisini koydular. Tekrar çare arayışına girdim. Atatürk'e tekrar gittim. 'Size başka Avrupalı doktorlar getirmek istiyorum, hangisini tercih edersiniz?' dedim. Bu defa büyük bir teslimiyetle, boynunu bükerek, 'Ne yapacaksan yap çocuk, ben hastayım' dedi.
O sırada nasıl yere düşüp bayılmadığıma ben de hâlâ hayret ederim.
Atatürk, Fischer'i tercih etti. Onun da muayenesinde bulundum. Fischer'e muayeneden evvel şunu söyledim: 'Atatürk bizim için her şeydir. Türkiye'de benim için, Türk Milleti için ondan daha büyük başka bir kıymet yoktur. Milletine karşı onun hayat ve sıhhatinden ben sorumluyum. Her şeyden evvel doğruyu söyleyeceksin' dedim.
Araya girerek şunu belirtmek isteriz: Biz hep 'İnönü, Atatürk'ün yolundan gitti, Türkiye'yi Batı'nın yörüngesine Demokrat Parti soktu' yalanları ile yetiştirildik. Hâlbuki bunun baş mimarı İsmet Paşa'dır. Ne yazık ki, Demokratlar da onun açtığı yoldan ilerlemişlerdir!
Celâl Bayar'ı dinlemeye devam edelim: “Doktor muayene ederken dudağını ısırdı. Anladım ki, fena bir vaziyet var. Doktor muayenesini bitirdikten sonra Atatürk'e, 'Büyük kumandan, büyük asker, daima siz emredersiniz, ama bu işte ben kumandanım, bana tâbi olacaksınız' dedi. Atatürk'ün bu sözler çok hoşuna gitti. Ondan sonra alacağı tedbirleri söyledi. Hiç itiraz etmedi. Onun dediklerini yaptı. Fakat bu uğursuz hastalık hiç müsamaha etmedi. Onun bazı müddetleri oluyor. O müddetleri bile uzatmadı ve bildiğiniz netice hâsıl oldu.”
Bu arada şunu da özellikle belirtmeliyiz ki, Atatürk'ün hastalığının bu kadar hızlı bir şekilde ilerlemesinin sebebi, 1938 yılı Mayıs ayında, Hatay meselesinin hâlli için, Fransa'ya gözdağı vermek amacıyla yaptığı Adana ve Mersin seyahatleridir. Atatürk bu seyahatten döndükten sonra bir daha ayağa kalkamamıştır. Fakat Atatürk'ün ölümüne sebep olan bu kararlılık, Hatay'ın Türk topraklarına katılmasını garantilemiştir. Celâl Bayar'ın da belirttiği gibi, Atatürk bu seyahatiyle Fransızlara, “Dediğim olacaktır. Her şeye hazırım, her şeyi göze aldım” demek istiyordu. Atatürk o hasta hâliyle Mersin'deki askerî geçit törenini ayakta izlemiş; hatta gücünün tükendiği görüldüğünde, son kalan kıtalara 'marş marş' emri verilerek, askerler hızla tören geçişini tamamlamışlardır!
Celâl Bayar'ın Atatürk hakkındaki sözleri samimiyet dolu. Gerçekten Bayar Atatürk'e karşı derin bir sevgi ve hürmet hissi ile dolu bir insandı. 70'li yıllarda, TRT'de yaptığı bir konuşmasında bizzat kendi ağzından duyduğumuz, “Atatürk! Seni sevmek ibadettir“ sözlerini hiç unutamam! Fakat ne yazık ki, İnönü de, Bayar da, Kemalist Devrimi sürdüremediler. Ülkemizi Amerika'nın vesayetine soktular. Bunun için haklı olarak onları eleştiriyoruz. Hazin olan ise, bu kadar yaşanmış acı tecrübeye rağmen, bugün, 'Atatürkçülerin' bile, tek kurtuluşumuz olan 'Atatürk'ün yoluna dönmek' gibi bir arzu ve çaba içinde olmamalarıdır. Batı'dan yediğimiz onca kazığa rağmen, yönleri yine Batı! Atatürkçüler bile, Atatürk'ün Bölge Merkezli siyasetinin önemini idrak edebilmiş değiller!
Celâl Bayar'ın, Kalkınma Plânı ile ilgili şu hatırası da önemli:
“Atatürk Dolmabahçe Sarayı'nda son günlerini yaşıyordu ve ben de kendisinden emir almak ihtiyacını duyuyordum. Beş senelik yaptığımız plân başarı ile bitmişti (1933 yılında uygulanmasına başlanan Birinci 5 Yıllık Kalkınma Plânı'nı kast ediyor).
İki buçuk senelik bir program hazırladım. Her şeyini tamamladım. İlân edeceğim.”
Bilmeyenler için hatırlatalım: Atatürk döneminde yatırımlar, kişilerin keyfi kararlarına göre değil, uzmanların hazırladıkları bir plâna göre yapılmaktaydı!
Bayar şöyle devam ediyor: “Atatürk hastalığı sırasında basını da takip eder; gözlüğünü takar, yatağının içerisinde gazeteleri gözden geçirirdi. Emrini almadan gazeteyle ilân edersem kendisini ihmâl ettiğim manası çıkar. Ona izah edersem memleketin hayrına bir iş yapıldığını görmekten manen çok büyük bir zevk alır diye düşündüm ve doktorlardan izin istedim. Vermek istemediler. Israr ettim, 'böyle bir vazifem var, bunu arz edeceğim' dedim. Nihayet bana 15 dakika süre verdiler. Hazırlanmış beni bekliyordu. Anlatmaya başladım. 15 dakika dolduğu hâlde, anlattıklarımdan zevk alıyordu. Devam ettim. Dışarıdan doktorlar, 'Yoruldunuz Paşam' diye müdahale ettiler. Onlara kızdı. 'Ben bu işten yorulmam. Oturunuz bakınız bu adam ne anlatıyor, siz de dinleyiniz' dedi.
Ne yazık ki, Atatürk'ün ölümü ile birlikte, bu 2.5 yıllık program rafa kaldırılacaktır!
Nazmi Kal'ın verdiği bir önemli bilgi de şöyle: “Fransız Forum dergisinde 'Le Curdism et Les Curdes' başlıklı bir yazı okumuştum. Yazıda, 1946'da doğudan sürülen şeyh ve ağaların Demokrat Parti döneminde affedilip geri dönmelerinden Kürt davası adına çok yararlandıklarını yazıyordu. O yıllarda (1970'ler) doğuda hareketler yeni başlıyordu. Bayar'a 'Efendim, ben böyle bir yazı okudum, sizin bu uygulamanızdan yararlandıklarını söylüyorlar ne dersiniz' diye sordum. Bayar, 'Biz o zaman, onların sürülmelerine sebep olan olayların nedeninin ortadan kalktığını düşünüyorduk' diye cevap verdi!”
Nazmi Kal, daha sonra, birkaç hafta önce vefat eden Kürt isyanının elebaşısı Şeyh Sait'in torunu Nizamettin'in evine, Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel'in başsağlığı için ziyarete gitmesini doğru bulup bulmadığını, bu partinin milletvekili olan, Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy'a sorar. Nilüfer Gürsoy şu cevabı verir:
“Bizim için bir oyun kıymeti vardır!”
İşte, siyasî partilerimizin, kendi menfaatlerini ülke menfaatlerinden üstün tutan bu anlayışları, bizi her yıl Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden biraz daha uzaklaştırmıştır. Bugünlere işte böyle geldik!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık