• 31 Mayıs 2020, Pazar 15:32
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ÇARE PLÂNLI KARMA EKONOMİ ! (1)

Korona Virüs Salgını birçok şeyi sorgulamamızı sağladı. Bunların başında elbetteki, Sağlık Sistemi geliyor. Amerika ve İngiltere'nin virüsle mücadeledeki düşük performansları, Sağlık Sisteminin özelleştirilmesinin ne kadar sakıncalı olduğunu da ortaya koydu. Bu salgın, tabiatı yok eden ve insan fıtratına da aykırı olan vahşi kapitalizmin, tabiatla uyumsuz bir şehirleşmenin, bize neleri kaybettirdiğini görmemizi sağladığı gibi, Kamucu bir Ekonominin, Sosyal Devletin ve Plânlamanın önemini de bize hatırlattı. 
Aslında bu kavramlar bize yabancı değildi. Plânlı Ekonominin dünyadaki ilk örneklerinden birinin ülkemiz olduğunu kaç kişi biliyor? Atatürk Türkiye'si, 1933 yılında uygulamaya başladığı I. 5 yıllık plânla çok büyük başarılara imza atmıştı. Ne var ki, Atatürk'ün ölümünden sonra, Batı ittifakına dahil olarak, onların reçetelerini uygulamaya başlayınca, Plân anlayışını da rafa kaldırdık! Bugün içinde bulunduğumuz durumun nedenlerini anlayabilmek ve bir Çıkış Yolu bulabilmek için, öncelikle, Atatürk'ün yaptıklarının ve Atatürk'ten sonra yaşadığımız serüvenin çok iyi bilinmesi zorunludur. 
Batılı dostlarımız bize, Serbest Piyasa Ekonomisini, Özelleştirmeyi, Devletin Küçültülmesini; Merkezî Yönetimin yetkilerinin YERELE devredilmesini dayattılar. Büyük Şehir, Bütün Şehir, Köylerin Mahallelere dönüştürülmesi uygulamalarını yaşadık. Bunlar yapılınca, daha demokratik ve daha çağdaş bir toplum olacağımıza inandırıldık! Şimde de,  Covit-19 salgınından sonra ise,  Devletin Güçlendirilmesinin gerekli olduğu dile getiriliyor!
Prof. Ali Çarkoğlu, Prof. Daral Acemoğlu gibi birçok akademisyen, Korona'dan sonra devletin güçlendirilmesinin gündeme geleceğini; devletleştirmelerin kaçınılmaz olacağını söylüyorlar! Sözcü Gazetesi'nin liberal ekonomi yazarı Ege Cansen bile, ekonomide devletin ağırlığının artması gerektiğinden söz ediyor! İktidara yakın bir akademisyen olan Prof. Murat Ferman, 24 Ocak kararlarını ve Turgut Özal'ı eleştirerek,  “Korono'dan sonra çok şey değişecek.  Kamucu Ekonomiler,  Millî Devletler daha da güçlenecek. Bu yanlış bir şey de değil” diyor!  
Hürriyet Gazetesi'nde Ahmet Hakan bile, “Salgından sonra şu iki alanı ulusal güvenliğimiz açısından kritik saymalıyız:  Bir: Gıda alanı,  2: Sağlık Alanı” diye yazıyor!
Hani “Allah'ın sopası yok ki” derler ya aynen öyle oldu. Biz dünyada ilk Plânlı Karma Ekonomi modelini başarı ile uygulayan bir ülkeydik. Sonra efendim, 'daha çağdaş bir ülke olmak için' Batı'nın dediklerini yapmaya başladık ve sonuçları meydandadır! Batı'nın zihin kontrolü öylesine güçlü ki, bunun anlaşılmaya başlanması bile önemlidir. 
Tesadüf bu ya, Kanal A Haber'de yayımlanan Yap-Boz programında, kendisi ile bir mülâkat yapılan, “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabının yazarı John Perkins,  TELEKOM'un özelleştirilmesini kast ederek, “Telekomünikasyonu satmakla doğru yapmadınız!” demekteydi!  
Daha ne yanlışlar yapmadık ki!
Batı Finans Kapitali, Özelleştirmeyi dayatarak, Borçlandırarak devletleri kontrol ediyor. 
Bugün, tüm dünyadaki gayrisafi millî hasıla toplamı 90 trilyon dolar fakat borçlar 255 trilyon dolar! Tuhaf olan ise, Millî Ekonomilerin güçlenmesinin önündeki en büyük engel olan bu politikaların inatla sürdürülmesi! Peki, niçin böyle oluyor? Çünkü, sistem kendini, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve -Millî Devletlerden bağımsız olmaları gerektiğine inandırılan- Bağımsız Merkez Bankaları ile sağlama almış!  Millî bir ekonomi politikası uygulamak ne mümkün! Bu çemberin dışına çıkmak isteyen yönetimlere en büyük muhalefet de yine kendi ülkelerinin içinden geliyor ki, bunları iki kategoriye ayırmak mümkün: 1. Batı'ya olan hayranlıkları nedeniyle millî çıkarlarımızı düşünemeyenler,  2. Batı'nın içimizdeki görevlileri!
Ecevit'in Başbakanlığı sırasında yaşadığımız 2001 krizini hatırlayınız! 1999 seçimlerinde  yüzde 22 oyla birinci parti olmayı başaran DSP, ekonomik krizin hemen ardından,  3 Kasım 2002'de yapılan erken seçimlerde, ancak yüzde iki oy alabilmişti! Demek ki, güçlü bir Millî Devletimiz olması için bağımsız, güçlü bir Millî Ekonomimizin olması gerekiyor! Bunun yolu ise, dünyada ilk örneğini bizim başarı ile uyguladığımız Plânlı Karma Ekonomi! Ne var ki, bunlar bize unutturuldu! O nedenle, Atatürk'ten sonraki serüveni tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var.
 LİBERAL EKONOMİ İLE KALKINMA MASALI
 Osmanlı Devleti'nde liberal ekonomi yanlıları oldukça etkiliydiler.  Tabiî bunda, Batı'nın propagandasının büyük payı vardı. Cumhuriyetin ilk yıllarında da, Liberal Ekonomi ile kalkınma hayâli hâkimdi. Hem 17 Şubat 1923'de başlayan İzmir İktisat Kongresi'nde ve hem de Kâzım Karabekir'in Genel Başkanı olduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın programında, bu açıkça görülmektedir.  İzmir İktisat Kongresi'nde ilk defa, İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt devletçilik fikrini ortaya atmış, fakat bu fikir taraftar bulmamıştır. Özel Teşebbüs Temsilcileri ve büyük toprak sahipleri “Devlet bize yardım etsin, ötesini bize bıraksın” anlayışındaydılar! Nitekim, ancak, 1929 Dünya Buhranının, liberalizm taraftarlarının seslerini kısması sayesinde, ilk devletçilik uygulamaları başlayacaktır. 
Falih Rıfkı Atay, Liberal Ekonomi yanlılarını şöyle karikatürize etmektedir: “Mekteplerde okudukları veya okuttukları on dokuzuncu asır iktisat teorileri ile yeni devlete nasihat verenleri dinlesek, kollarımızı kavuşturup bir asır beklemeli idik. 'Devlet demiryolu yapamaz. Kitapta yeri yok' sesleri geliyordu. Demiryolunu İmtiyazlı Yabancı Şirketler yapmalı idi” (“Çankaya”, s. 451, 544)!
 Osmanlı'nın son dönemlerinde ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında hâkim olan bu hastalıklı anlayış, ne yazık ki,  Atatürk'ten sonra yeniden benimsenecektir!
TERAKKİPERVER FIRKA LİBERALİZM YANLISIYDI!
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Atatürk'e muhalif olanların 1924 yılı Kasım ayında kurdukları bir siyasî partidir. Bu parti, Atatürk'e karşı olan İttihatçıların, iktidarı ele geçirmek için yaptıkları son meşru çıkıştır. Bu hareket başarılı olamayınca, 1926 yılında, İzmir'de bir suikast düzenleyerek, Atatürk'ün ortadan kaldırılması teşebbüsüne girişilecektir!
 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın programından vereceğimiz şu satırlar, bu partinin ülke gerçeklerinden ne kadar kopuk bir anlayışa sahip olduğunu göstermektedir: “…Parti, limanlara giriş ve çıkışta alınan gereksiz gümrük vergilerinin derhâl kaldırılmasını savunur… İç ve dış transit ticaretinin gelişmesini önleyen tüm kısıtlama ve engeller kaldırılacaktır. Ulusal sanayinin korunması için getirilen kısıtlamalar kaldırılacak, ithalâttan alınan gümrük vergileri azaltılacaktır. Ekonomiyi yeniden inşa etmenin zorunluluğu karşısında, yabancı sermayenin güvenini kazanmaya çalışılacaktır. Her türlü tekelin, bu arada devlet tekellerinin de çoğalmasına karşı çıkılacaktır. Merkezî yönetim biçimi yerine yerel yönetimler gerçekleştirilecektir. Ülkede liberalizm uygulanacak, devlet küçülecektir. Halkın dinî inançlarına saygı gösterilecektir.  İdare, ademi merkeziyetçi olacak, eğitim alanında mahâllî makamlara daha çok yetki tanınacaktır” (Lord  Kinross, “Atatürk”, s. 602).  İşte, 1920'lerde, Atatürk'e muhalif Liberal Demokrasi âşıklarının düşünceleri bunlardı! 'İktisadî ve siyasî liberalizm uygulanacak, mahâllî idarelerin yetkileri arttırılacak, devlet küçültülecek' ve ülke bu anlayışla kalkınacak; birlik ve bütünlüğümüz de korunmuş olacaktı! Böyle bir anlayış maazallah l920'lerde iktidar olsaydı acaba bugün, bu sınırlara sahip, Türkiye adıyla bağımsız bir devlet var olabilir miydi? 
Bu bağlamda, iktidarın, bazı ithal ürünlerine yüzde otuzlara kadar varan ek Gümrük vergisi getirmesi, Millî Üretimi destek açısından önemli bir karardır. Devamını dileriz. ./…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık