• 11 Haziran 2012, Pazartesi 9:21
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ÇARE NE?
Suriye'de yaşananlar hakkında Batılı ülkeler, tüm dünyayı bir yalan haber bombardımanına tâbi tutuyorlar. Bizim basınımız da, Ortadoğu ülkeleri ile doğrudan irtibatları olmadığı için, Batılı ülkelerin, tüm dünyayı manipüle etmek amacıyla verdikleri bu yalan haberleri alıp kullanıyorlar! Geçenlerde BBC televizyonu, Suriye ordusunun yaptığı iddia edilen katliam görüntülerini yayınlamıştı.  Bu, kefenlere sarılmış onlarca cesedin görüntülerini basınımız da verdi. Sonra bu fotoğrafın Irak'ta yapılan bir katliama ait olduğu meydana çıktı! BBC sözde dünyanın en 'saygın' haber kuruluşu!
108 kişinin katledildiği Hula katliamı da elde hiçbir somut belge olmadan hemen Suriye ordusuna mal edildi! Ve biz de, aslını astarını araştırmadan, derhal Suriyeli diplomatların 72 saat içinde ülkemizi terk etmesini istedik! Ne var ki, bunun da aşağılık bir yalan olduğu meydana çıktı! Bu katliamı 'Hür Suriye Ordusu' diye adlandırılan katil çetesi yapmış. Suriye kökenli gazeteci Hüsnü Mahalli, “Hula halkının büyük bölümünün Alevî ve Şiî olduklarını ve Esad'ı desteklediklerini; tehditlere rağmen seçimlere katılıp parlamentoya bir de milletvekili gönderdiklerini; öldürülenlerin çoğunun bu milletvekilinin akrabaları olduğunu; Hula ve çevresinin Suriye ordusunun değil, Suriyeli asilerin kontrolünde olduğunu” yazdı da, Batılı ajansların ve onların her dediğini papağan gibi tekrarlayan basınımızın yazmadığı bir gerçeği öğrenmiş olduk.
Hula katliamı hakkında Rus Dışişleri Bakanlığı sözcüsü şu anlamlı açıklamayı yapmış: “Hula trajedisi, görev verilen paralı askerlerle, militanlara kaçak modern silahlar ve mâli yardım sağlanmasının ve her türlü aşırılık yanlılarıyla flört edilmesinin nelere yol açabileceğini gösterdi!”
Ne var ki,  'Uluslararası Toplum' denilerek maskelenen Haçlı Çetesi bu zalimlere desteğini sürdürmekte ve ne acıdır ki, bizi de zulmüne ortak etmektedir!
 Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç, hükümetin Suriye politikasına şu sözlerle itiraz ediyor: “Türkiye'nin NATO'yu, bundan yüz sene önce bir parçası olan Suriye'ye müdahale etmeye çağırması utanç vericidir. Bu, bizi 'bölge halkını Batılı ağabeylerine dövdüren zayıf mahalle çocuğu' durumuna düşürür!”
Peki, Batı neden Suriye'nin üzerine bu kadar düşüyor? 'Demokrasi Aşkı' yüzünden mi? Yaşanan bunca hâdiseye rağmen hâlâ daha bu yalanlara inanacak kadar nasıl saf oluruz?
Banu Avar “Böl ve Yut” isimli kitabında Batı emperyalizminin, bulunduğumuz coğrafyayla ilgili senaryolarını hatırlatmış ve Ortadoğu'da bugüne kadar çevrilen dolaplardan örnekler vermiş. Sayın Banu Avar'ın belirttiğine göre, İsrail'in ünlü Kivunim adlı enformasyon dergisinde, eski İsrail Dışişleri Bakanı Odet Yinon,  1982 yılında yayınlanan bir makalesinde, Ortadoğu hakkında şu niyetlerini ortaya koymuş: “Lübnan, din ve mezheplere göre beş bölgeye bölünecek. Katolikler,  Maruniler, Müslümanlar, Dürziler ve Şiîler belli bölgelerde toplanacak. İsrail işgalindeki topraklar, İsrail denetiminde ayrı bir bölge olacak.”
Irak için düşünülenler de l980'lerde açıklanmıştı: Buna göre, Irak üçe bölünecekti; Güneyde Şiî, ortada Sünnî, kuzeyde Kürt devletleri olacaktı! Suriye topraklarında ise, Kuzeyde bir Alevî devleti yaratılacak, Halep bölgesinde bir Sünnî devleti kurulacaktı. Şam'da bir başka Sünnî devleti ortaya çıkacak; İsrail sınırında bir Dürzi devleti kurularak Suriye en az dört parça olacaktı! Plân buydu!
Nasıl? 'Arap Baharı' demek ki bir anda ortaya çıkmış bir şey değil. Adamlar kendi çıkarlarına göre bizim coğrafyamıza şekil vermek hesabı içindeler. Dün, 1916 yılında İngiltere ve Fransa Sykes-Picot anlaşmasıyla aynı şeyi yapmak istemişler fakat Sovyet Devrimi bütün hesaplarını bozmuştu. Sonra bilindiği gibi Anadolu'yu işgal ederek bize Sevr'i kabul ettirmek istediler. Onu da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde verdiğimiz bir İstiklâl Harbi ile tarihin çöplüğüne göndermeyi başardık. Sonrasında bu cumhuriyetin kurucusu aziz Atatürk, emperyalistlerin bu coğrafyada her zaman bir tehdit unsuru olacağını çok iyi bildiği için, bölge devletleriyle ittifak arayışına girdi. Bilindiği gibi Atatürk, Sovyetler Birliği'nin siyasî modelini topraklarımızdan uzak tutmakta son derece hassas davranmış fakat Sovyetlerle iyi ilişkiler kurmaya özen göstermiştir. Nazilli ve Kayseri bez fabrikaları l930'lu yıllarda Sovyetler tarafından kurulmuştur. Komünizmle Mücadele görüntüsü altında Türkiye'nin Batı'ya peşkeş çekilmesi O'nun ölümünden sonra başlayan bir hâdisedir.  Atatürk Sovyet Dostluğu ile yetinmemiş, 1935'de Balkan Paktını, l937 yılında da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla Sadabat Paktı'nı gerçekleştirmiştir.  Atatürk'ün bir tek Batılı ülke ile herhangi bir ittifak anlaşması söz konusu değildir! Fakat Atatürk Batı'ya karşı mıydı? Tabiî ki hayır!  Atatürk Batı emperyalizmine ve  Batı'nın körü körüne taklidine karşıydı; Batı'nın ilmi ve fennine değil. Türk sanatçıların sahnelediği yabancı bir opera eserini seyrettikten sonra zeybek oynadığı bilinir. Atatürk bu hareketiyle, “taklitçiliği bırakın, kendi tarihimizden esinlenen operalar yazın, bunları oynayın” demekteydi.  
Günümüzdeki emperyalist tezgâhın adı Büyük Ortadoğu Projesi'dir. Hani, şu, bölgeye 'Barış' ve 'Refah' getireceği iddia edilen mâlûm proje.
 Banu Avar'ın Avrasya Hareketi lideri Alexander Dugin'le Moskova'da yaptığı bir mülâkatta, Dugin Çağdaşlaşma hakkında şu tespitleri yapmış: “Çağdaşlaşma sürecini ve mânâsını dikkatle gözden geçirmek gerek.  Çünkü çağdaşlaşma Batı'nın âdetlerini, kültürünü, müziğini, alışveriş merkezlerini, modasını taklit etmek değildir. Çağdaşlaşma, kendi değerlerini ileri götürmektir.  Bu kavramın ideolojik bir temele oturması gerekir.”
Dugin, “Çağdaşlaşma kavramının ideolojik bir temele oturması gerekir” derken haklıdır fakat aslında 'Avrasya Hareketi'nin asıl kurucusu olan Atatürk bunu daha 1930'lar da gerçekleştirmiştir. Diğer taraftan günümüzün dünyası elbette ki 1930'ların dünyası değildir; tabiî ki, bugün dünyanın içinde bulunduğu gerçeklere uygun yeni millî politikalar geliştirilmelidir. Fakat bunu yaparken, 'Dünya İle Bütünleşmek Adına' emperyalizmin tuzaklarına düşülmemelidir. Millî hassasiyet kaybedildiği taktirde, bu coğrafyada bağımsız bir millet olarak varlığımızı sürdüremeyeceğimiz iyi bilinmelidir. Eğer bugünkü sınırlarımızı korumak ve bölgede güçlü bir devlet olarak varlığımızı sürdürmek istiyorsak bölge devletleri ile ilişkilerimizi geliştirmek zorunda olduğumuzu anlamalıyız. Ne yazık ki, 'Komşularla Sıfır Sorun' denilerek bugün  'Komşularla Sıfır Barış'  aşamasına kadar gelmiş bulunmaktayız.  Türkiye'nin bugün karşı karşıya bulunduğu yakın tehlike Batı'nın tarihî projesi olan  'Büyük Kürdistan'ı kurma kararlılığıdır. 'Yok canım daha neler' diye düşünenlere, Barzani'nin, AB'nin Başkenti Brüksel'e Kürt bayrağını çektiğini ve FİFA'nın Kürt millî takımını resmen kabul ettiğini hatırlatalım! Bilindiği gibi bu devlet, İran, Irak, Suriye ve Türkiye'den koparılacak topraklar üzerinde tasarlanmaktadır. O hâlde aklın yolu Türkiye'nin bu devletlerle ve kuzey komşumuz Rusya ile işbirliğini geliştirmesi değil midir? 'Aklın Yolu' bu kadar açık bir şekilde meydandayken o zaman hâlâ daha 'Âkil Adamlar' aranmasını nasıl izah edeceğiz?
 Ne yazık ki Türkiye'yi ekonomik vesayet altına alan Batılı Güçler, kendi istemedikleri şeylerin görülmesine imkân tanımıyorlar. Bugün yüz milyar doların üzerine çıkmış olan Dış Ticaret Açığı sebebiyle, sürekli sıcak paraya olan ihtiyacımız, Batı'nın talepleri karşısında boynu eğik kalmamıza sebep olmaktadır.  Başbakanımızın, geçenlerde kamu personeline yapılacak zamlara karşı çıkarken söylediği “Bu zammı verirsek, Yunanistan'dan daha beter bir duruma düşebiliriz” mealindeki sözler, aslında bir gerçeğin ifadesidir. Ekonomik krize giren İtalya ve Yunanistan'ın başlarına geleni hatırlatırız; bu iki ülke de bugün Avrupa Birliği'nin atadığı hükümetler tarafından yönetiliyor!
Peki,  çare ne? Çare, bu milletin tarihinden ve değerlerinden beslenmiş insanların liderliğinde millî programların uygulanmasıdır. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık