• 29 Temmuz 2016, Cuma 8:58
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BÜYÜK UYANIŞ!
 Çok mutluyum! Şükür Allaha ki, milletimiz nihayet Amerikan emperyalizmin en büyük düşman olduğunu anladı; uyanış başladı. Atatürk, Millî Mücadele yıllarında şu sözleri söylemişti: “En büyük düşman, düşmanların düşmanı; ne filân ne de falan milletler, bilâkis bu, âdeta her tarafı kaplamış bir saltanat hâlinde bütün dünyaya hâkim olan 'Kapitalizm' âfeti ve onun çocuğu 'Emperyalizm'dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de idrâk ediliyor” (Attilâ İlhan, “Gâzi Paşa”, s. 11). 
Atatürk'ün ölümünden sonra. Emperyalist Devletleri 'DOST' bellediler!  Bu yüzden çok büyük bedeller ödedik. Fakat başarısız darbe teşebbüsünden sonra, milletimiz bu önemli gerçeği gördü! Büyük uyanış başladı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bir önceki yazımızda sormuştuk: “Kim, 1945'ten bu yana süren Amerika vesayetinin bu kadar ağır yara alabileceğini düşünebilirdi” diye! Kimin aklına gelirdi, iktidar yanlısı basında, Amerika'ya bu kadar ağır saldırılar yapılacağı? 
Takvim gazetesinde Ergün Diler'in şu tespitine bakar mısınız: “Şu anda ordudaki generallerin yüzde 90'ına yakını paraleldir! Bu bir sistemin sonucudur. NATO ile gelen konsept bunu doğurmuştur” (22 Temmuz 2016)! İktidar yanlısı basında bunun örnekleri çok. Fakat hâlâ daha akıllanmayanlar da var. Meselâ Akit! Bu 'gazete'nin yazarı Ali Karahasanoğlu şu zırvaları, yazı diye yazmış: “Halka hainlik açısından FETÖ ne ise.. Ergenekon'un baş failleri de odur. Balyoz'un baş failleri de odur…” 
Ne diyelim; Allah ıslâh etsin!
Bir de hayal kırıklığı yaşayan Amerikancılar var! Sabah'ta Mehmet Barlas, 22 Temmuz tarihli yazısında, “Keşke 'müttefik' diye bildiğimiz ve kader ortaklığı yaptığımız ülkeler, karanlık komploların arkasında bulunmasalardı…” diye yazıyor! Sanki, Komplo yapmak, kaos çıkarmak onların esas işi değilmiş gibi! Evet! Böyle düşünenler de az değil. 
Fakat önemli olan, yandaş basının kahir ekseriyetinde Amerika karşıtlığının açıkça vurgulanmakta olmasıdır. Bize göre önemli olan da budur. Bu bakımdan, geçmişte Amerikancı olanların yüzüne bunu vurmak yerine; artık geleceğe bakılmalı; Türkiye'nin bu coğrafyada bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesinin yegâne yolunun, Batı İttifakı içindeki durumumuzun sorgulanması;  Atatürk Dönemindeki tarafsızlık siyasetinin yeniden devletin ana politikası olarak benimsenmesi olduğu ve Cumhuriyetin Kurucu Değerlerinin önemi bıkmadan usanmadan anlatılmalıdır. 
Lozan Antlaşmasının 93. yıldönümü münasebetiyle sayın Cumhurbaşkanının yayınladığı mesajda kullandığı, “Türkiye Cumhuriyeti'nin sahip olduğu temel ilkelerin değerinin, bugünlerde çok daha iyi anlaşıldığı”  ifadesi bir Zihniyet Devriminin de göstergesidir. 
Sayın Cumhurbaşkanının darbe teşebbüsü sırasında kendisini arayan İran Cumhurbaşkanı Ruhani'ye, “Biz İran ve Rusya'nın işbirliği ile bölge meselelerini çözüme kavuşturmada el ele verip bölgede barış ve istikrarın yeniden sağlanmasındaki çabalarımızı arttırmaya kararlayız” sözleri de bu gerçeğin kavrandığını göstermektedir. 
İçimizdeki Amerikancılar Türkiye'nin Batı'nın yörüngesinde kalması için ellerinden geleni yapacaklardır.  Fakat bilinmelidir ki, bugün iktidarın arkasında millî bilinci tavan yapan bir halk vardır. Bu halka dayanılarak yapılamayacak şey yoktur. Yeter ki, iktidar bunu istesin! Bugün iktidar taraftarları ve meydanlardaki halk, “Kahrolsun Amerika” diye bağırmaktadır! Kısıklı'da sayın Cumhurbaşkanının konutunun ve Saray'ın önünde Onuncu Yıl Marşı çalınmaktadır! Bu menfur darbe teşebbüsü sayesinde, Türkiye, nihayet ayağa kalkacak özgüveni kendinde bulmuştur. Amerika hayranlarının; “Amerika karşımıza alınarak hiçbir şey yapılamaz” diyen psikolojik harp ajanlarının  etkileri sıfıra inmiştir. Fakat aslâ gevşememeli; Cemaatin ve Batılı 'DOSTLARIN' Psikolojik Harp unsurlarının devrede olduğu bilinmelidir.
CHP'nin Taksim mitingi önemliydi. Bu mitinge, iktidar  kanadından temsilcilerin katılmasıyla verilen Birlik Görüntüsü daha da önemliydi. Yalnız; mitingdeki coşkuyu kürsüde bulamadığımızı belirtmeliyiz! Sayın Kılıçdaroğlu'nun Demokrasi Manifestosu'nu internetten okuduk. Darbede, dış destek apaçık meydandayken daha ilk maddede şu tespit yapılıyor: “…Bu darbenin sorumlularını;  varsa iç ve dış destekçilerini kınıyor ve lânetliyoruz!” 
Biz o manifestoda, sayın Cumhurbaşkanının, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerine yaptığı vurgunun çok daha gür bir sesle dile getirilmesini  beklerdik. Ayrıca, sayın Muharrem İnce'nin, Sözcü gazetesine verdiği bir mülâkatta, Dört Partili bir Millî Hükümet modeli önermesini ve bu hükümete, -kapatılması gereken bir parti olan- HDP'yi de dahil etmesini şaşkınlıkla karşıladığımızı belirtmeliyiz. 
Başlangıçta  'Çakma Darbe' diyenler; 'Erdoğan'ın  tezgâhı' diyenler de artık  gerçeği görüyorlar. Ne var ki, şimdi de OHAL'e itirazlar var! Demokrasiyi, devletin varlığından daha önemli gören bir aydın kesimi, iktidarın bugüne kadarki uygulamalarından duydukları endişe ile, haklı olarak, OHAL'in baskıcı bir yönetime dönüşmesi korkularını dile getiriyorlar. Bu konuda, Vatan Partisi Genel Başkanı sayın Doğu Perinçek'in, 23 Temmuz 2016 tarihli Sözcü'de yayınlanan  mülâkatındaki şu tespitlerine aynen katılıyoruz: “OHAL kararı ile ilgili endişe etmeyelim. Endişe edecek bir uygulama olursa, hep beraber tavır alırız. Türkiye'nin birliğe bütünlüğe ihtiyacı var. Dışarıdan Amerika tehdit ediyor. Suriye'nin kuzeyinde Amerika ile Türkiye arasındaki cepheleşme daha ciddî olacak. ABD önce canlı bombalarını yolladı. Ancak Türkiye'deki İç Cepheyi bozamadı; başarılı olamadı.  Bu sefer darbe ile geldi. Önümüzdeki günlerde yine ABD kaynaklı İç Cephe'yi bozacak bir takım girişimlerle karşı karşıya olacağız.  Bunu görmemiz; âlet olmamamız lâzım!” 
Siyasî saflaşmanın katılığı, vatanın bütünlüğüne yönelik tehditlerin algılanmasını engelleyebiliyor. 'Demokrasi Demokrasi' diyenlere hatırlatalım ki, güçlü bir Millî Devletimiz olmazsa güçlü bir demokrasimiz de olamaz! Karşı karşıya bulunduğumuz olağanüstü tehlikeleri ancak olağanüstü bir yönetimle aşabiliriz. Bu olağanüstü yönetimin de Anayasal bir yönetim olacağı ve geçici bir süre ile sınırlı olacağı  unutulmamalıdır. 
Kumpas mağduru komutanlar göreve çağrılmaktadır. Kim böyle bir şeyi düşünebilirdi? Evet! Ordumuz büyük mağduriyetler yaşamıştır fakat asker üniforması giymiş bu çetenin temizlenmesi ile daha da güçlenecektir. Ancak, bu arada, Darbe Teşebbüsü bahanesiyle, Ordumuzun itibarını kıracak uygulamalardan kaçınılmalı; Ordumuzun yeniden düzenlenmesi konusunda acele edilmemeli; konunun uzmanlarının görüşlerine itibar edilmelidir. Kur'an Peygamberimize bile istişare etmesini buyuruyor! 
Darbe teşebbüsünden sonra, Abdullah Gül'ün ve Ahmet Davutoğlu'nun meydanlarda boy göstermeleri anlamlıdır. Hele Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'ın Abdulah Gül güzellemesi şaşkınlık vericidir. Fethullah'ın  en büyük müsamahayı kimin zamanında gördüğünü  sayın Hakan bilmiyor mu? Davutoğlu görevden alındıktan sonra, ABD'nin en etkili yayın organlarından Foreign Policy dergisinde, “Amerika Ankara'daki adamını kaybetti” yorumunun yapıldığını da hatırlatalım!  Bir de, Bülent Arınç'ın yaptığı bir değerlendirmeye  değinip geçelim. Sayın Arınç, darbe teşebbüsünden sonra, Fethullahçıları tanıyamaması konusunda, “Bana ahmak diyebilirsiniz” demiş!  
Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra, Sivas'ta bir devlet kuran Kadı Burhaneddin'in şu sözünü tekrar hatırlatalım: “Devlet adamının gözü dağın arkasını görür. Devlet adamının aklı nelerin olacağını bilir!” Devlet ahmaklık kabul etmez! 
Bir şeyin farkında mısınız? Darbe teşebbüsünden sonraki açık oturumlarda Ulusalcı-Atatürkçü isimler ve iktidar  yanlısı gazeteci ve aydınlar, -bazı istisnalar dışında-  ne kadar seviyeli tartışmalar yapıyorlar? Bu, gelecek  için umut vericidir. Türkiye gerçekten büyük bir dönüşüm yaşıyor. Bunu görelim ve köstek değil, destek olalım.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık