• 30 Aralık 2018, Pazar 16:39
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BUNLARI SAKIN UNUTMAYIN !

Soner Yalçın geçenlerde hatırlatmış: “Ferhat Sarıkaya fakir bir köylü çocuğu. Devlet yatılı okulunda okumuş. Din dersi öğretmeni vasıtasıyla cemaatlerle bağ kuruyor. Sonra Fetullah!  Peki, bunlar olup biterken devlet neredeydi? Devlet niçin çocuklarına sahip çıkmadı? Yoksul Anadolu çocukları cemaatlerin ağına nasıl düşürüldü?”
 Biz de soralım: Devlet parasız yatılı okullarının ve devlet yurtlarının sayıları niçin arttırılmadı? Çocuklarımız niçin emperyalist ülkelerin içlerinde cirit attıkları cemaatlerin ellerine terk edildi? Bunlar acaba, ülkemiz NATO'ya ve ABD vesayetine girdikten sonraki yıllarda  dış müdahale ile mi kotarıldı?
Soner Yalçın'la devam edelim: “Hatırlanacağı gibi, dönemin Van Cumhuriyet savcısı  Ferhat Sarıkaya Şemdinli'deki Umut Kitapevi'nin bombalanmasına ilişkin iddianameyi hazırladı. Astsubaylar Ali Kaya ve Ozcan ildeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş'in  sanık olduğu iddianame, astsubay Ali Kaya için 'tanırım iyi çocuktur' diyen zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt da, çete kurmak ve yargıyı etkilemeye çalışmaya teşebbüsle suçlandı! Sarıkaya, Büyükanıt'ın dosyasını ayırarak Genelkurmay  Askerî Savcılığı'na gönderdi. Başkanlığını İlhan Kaya'nın yaptığı Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, astsubaylar ve PKK itirafçısına 39 yıl 10 27'şer günlük hapis  cezası verdi. Dönemin HSYK'sı Sarıkaya'yı 20 Nisan 2006'da meslekten attı.  12 Eylül 2010'da yapılan anayasa değişikliğinin ardından cemaatin etkili olduğu HSYK, Sarıkaya'yı 26 Nisan 2011'de tekrar mesleğe kabul etti ve Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak görevlendirdi. Ferhat Sarıkaya boşta kaldığı dönemde Afrika'da lüks içinde yaşadı ve Fetullah örgütünden maaş aldı!  8.5 yıl hapiste kalan Astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz 15 Temmuz darbe girişiminin ardından geçen yıl tahliye edildiler. Nihayet Ferhat Sarıkaya yeniden meslekten çıkarıldı ve tutuklandı!
Şemdinli Umut Kitapevi olaylarında PKK'lılar mağdur olarak gösterildi. Amaç, terörle mücadele eden Kahraman Ordumuzu suçlamaktı. Türk yargısına ve emniyet kuvvetlerine sızan cemaat mensupları devletimize ve Silâhlı Kuvvetlerimize karşı bir operasyon yapıyordu! PKK'lılar mağdur; devletimiz ve güvenlik kuvvetlerimiz suçlu olarak gösteriliyordu. Bu operasyon bir yerde Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının da  hazırlığıydı.  Bir denemeydi. Cumhuriyete bağlı güçlerin direncini ölçtüler.  Açılım da bu süreçte başlatıldı!”
Biz de bazı gelişmeleri hatırlatalım: Önce Dinler Bahçesi'nde buluştuk! Hatırlıyor musunuz Diyanet İşleri Başkanımız, Hıristiyan, Musevi cemaatlerinin temsilcileri, 8 Aralık 2004 tarihinde  Hatay'da, 'Dinler Arası Kardeşlik' adı altında Hatay'da buluşmuşlardı. Başbakanımız sayın Erdoğan da burada bir konuşma yapmıştı.  O tarihlerde bir 'İbrahimî Dinler' muhabbetidir gidiyordu ve bu, CİA'nın Dinler Arası Diyalog Projesi'nin bir uygulamasıydı. Amaç İslâm'ı sulandırmak ve emperyalizmin güdümüne sokmaktı! Çok şükür bugün, bunlar artık geride kaldı. Gerçekler görüldü fakat ne bedeller ödendikten sonra! Bildiğiniz gibi, NATO'ya girdikten ve GLADYO'nun devletimizin içinde gizli bir örgüt olarak yapılanmasına izin verdikten sonra 'ki, 'Hizmet Hareketi' diye parlatılan, FETÖ Çetesi de dinî görünümlü bir GLADYO operasyonuydu'  sürüklendiğimiz 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü felâketinden bizi milletimizin feraseti kurtarmıştır!
Hatırlatmaya devam edelim: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne sızan, nerede ise devlete hükmeden bir pozisyona yükselen FETÖ Çetesi'nin devleti tamamen ele geçirmek için düzenlediği tertipler uzun yıllara saridir. Önce 'Ilımlı İslâm'ın Mimarı' olarak FETÖ onurlandırıldı ve itibarlandırıldı! Sonra da tertipler başladı. 
5 Şubat 2005 Trabzon'da Rahip Santoro'nun öldürülmesi hadisesi. O tarihte Ramazan Akyürek Trabzon Emniyet Müdürüydü! 
9 Kasım 2005 Şemdinli'de Umut Kitapevi bombalattırılarak Ordumuza çamur sürülmek istendi. Hatırlayınız o tarihlerde basında yer alan  Kahraman Ordumuzun aleyhindeki yayın furyasını!
 6 Mayıs 2006'da Cumhuriyet Gazetesi bombalandı!
19 Ocak 2007 Hrant Dink öldürüldü!  Suç Milliyetçi-Ulusalcılara yıkıldı!
18 Nisan 2007 Danıştay saldırısı! 
13 Haziran 2007 Ümraniye'de Astsubay Oktay Yıldırım'ın 6 ay önce terk ettiği gecekondunun çatısında bulunan el bombaları!
Şahit yok! Aramada Savcı yok! Polisler kendi aralarında konuşurlarken  “Açılacak davanın adının ERGENEKON' olacağını bile söylüyorlardı! 
Hatırlıyor musunuz 29 Nisan 2009 tarihinde Poyrazköy'de yapılan kazıda, 'polisler elleri ile koymuşlar gibi' gömülü mühimmatın yerini tespit etmişler ve televizyon ekranlarının önünde topraktan çıkarmışlardı. Hiç kimse, bu mühimmatın, bir gün önceki tarihli bir Yenişafak gazetesine sarılı olduğuna dikkat etmemişti! Yandaş basın 'topraktan silâh fışkırıyor' diye yayınlar yapmıştı!
Yukarıda anlattıklarımızın hepsi Ergenekon Davaları serisinin alt yapısı için oluşturulmuştu. 
Sayın Erdoğan'ın cemaat mensuplarının 'Ehli Sünnet' olduklarına inanması, 'alnı secdeye değen insandan zarar gelmez' yanılgısı ve tabiî ki, arkalarındaki CİA desteği FETÖ Çetesi'nin işlerini kolaylaştırıyordu. Sayın Erdoğan'ı önüne koydukları sahte delillerle, 'ordu darbe yapacak' yalanı ile kandırmayı da başarmışlardı. İşte o melun operasyonlar bu suretle hiçbir engelle karşılaşmadan gerçekleştirilmişti.
Yine hatırlayınız bugün, FETÖ'ye ateş püsküren yandaş kalemlerin bu operasyonları o zaman nasıl alkışladıklarını!  Ekranlarda Kahraman Ordumuzun vatansever komutanlarını nasıl yargısız infaz ettiklerini! Bu yalanlara milletimizi de inandırmışlardı.
 Şunu büyük bir mutlulukla belirtmek isteriz ki, biz FETÖ'ye hiçbir zaman kanmadık. 2004 yılından itibaren yazdığımız kitaplarda ve makalelerde bunların içyüzünü anlatmaya çalıştık. Rahmetli Necip Hablemitoğlu'nun 2000 yılında çıkan 'KÖSTEBEK' kitabını hemen alıp okumuş ve gerçekleri görmüştük!
Bugün acı olan, 2016'daki Darbe Teşebbüsünden sonra tutuklu olarak yargılanmalarına karar verilen malum şahıslara mağdur muamelesi yapılmasıdır. 
 Ergenekon operasyonları sırasında televizyonlarda ya da gazetelerdeki köşelerinde, ortada makul deliler olmamasına rağmen, Kahraman Ordumuzun vatansever subaylarını, vatansever aydınlarını yargısız infaz eden, Cumhuriyeti, Atatürk'ü ve Millî Devlet yapımızı bir türlü içlerine sindiremeyen gazeteci görünümlü tetikçilerin, sanki gazetecilik faaliyetlerinden tutuklu imişler gibi sahiplenilmeleridir! Meselâ sayın Kılıçdaroğlu'nun Adana mitinginde Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan gibilerin isimlerini okuyarak, mitingdeki kalabalığı alkışlatması gibi! 
Ergenekon sürecinde milletimizin fena halde kandırıldığından söz etmiştik. Burada bir Kur'an ayetini hatırlatalım: Kutsal kitabımız diyor ki, “Bir fasık (kötülük yapmayı alışkanlık hâline getiren kimseler) size bir haber getirirlerse hemen inanmayın, araştırın!”
Kıssadan hisse: televizyonlarda duyduğumuz ya da gazetelerde okuduğumuz her habere hemen inanmamak; araştırmak, soruşturmak gerekir. Bunun için de tek gözlü olmamamız gerekir. Sadece kendi siyasî düşüncelerine hitap eden yayımları takip edenlerin yanılmamaları mümkün değildir. 
Bu arada, asıl fecaatin vatandaşın aldanması değil; devleti yönetenlerin aldatılmaları olduğunu ifade etmeliyiz. Ahmet Cevdet Paşa'nın şu nasihatini hatırlatırız:
 “Siyaset işlerinde maharet ancak tecrübe ile olur.  Her şeyi tecrübe etmeye insan ömrü yeterli ve bir asrın tecrübesi kâfi değildir. Arif olanlar, her şeyi nefsinde tecrübeye kalkışmayarak, içi ibret, nasihat ve tecrübelerle dolu olan tarih okurlar!” 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık