• 08 Nisan 2013, Pazartesi 8:40
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BU ÜLKENİN VATANSEVER AYDINLARI DA VAR
 Nihayet aklı selim sahibi vatansever aydınlarımızın yayınladıkları bir bildiri ile bu meşûm gidişe dur denilmiştir. Siyasî düşünceleri farklı olan fakat tüm ayrıştırma çabalarına rağmen, Vatanın ve Milletin bütünlüğü söz konusu olduğunda bir araya gelme iradesini gösterebilen Bu Toprağın Organik Aydınları, seslerini yükselttiler işte. Milletin duygularına tercüman olan bu onurlu sesin yandaş medyadaki yankılarını görüyorsunuz. Türklük düşmanlıklarını 'demokratikleşme' safsatası ile kamufle eden güruh böyle güçlü bir millî tepki beklemiyordu.  Şaşırdılar! 
Zannediyorlardı ki, hapisler, baskılar ve tehditlerle bu ülkenin GDO'suz aydınları yılacaklar ve artık ses çıkaramayacaklardı. Fena hâlde yanıldılar!  
Sayın Hasan Celâl Güzel gibi, bu iktidara var gücüyle destek olan, sayın Prof. Halil İnalcık gibi, Prof. İlber Ortaylı gibi,  kimsenin 'IRKÇI' diyemeyeceği, bugüne kadar hiçbir siyasetin emrine girmemiş, dünya çapındaki tarihçilerimizin de aralarında bulunduğu bu ülkenin has aydınları bir bildiri ile Türkiye'yi salladılar; uyutulan milleti uyandırdılar. Amasya Tamimi'nden farksız, bu vatanın has evlâdlarının altına imzalarını gururla atacakları bu bildiri, millete rağmen bu ülkede gerçekleştirilmek istenen senaryolara Türk Milleti'nin itirazını dillendiren güçlü bir ses olarak Ankara'dan dalga dalga tüm yurda yayıldı. 
 “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu ve sahibi olan Türk Milleti'nin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa'dan çıkarılamaz!”
“Devletimizin eşit ve şerefli üyeleri olan aziz vatandaşlarımız, ırklara ve mezheplere ayrıştırılamaz!”
Anadolu coğrafyasında Selçuklu ile başlayıp, Osmanlı ile devam eden Türk Milleti'nin kesintisiz egemenliğini esas alan büyük Atatürk'ün kurduğu millî devlet yapısı ortadan kaldırılamaz!”
Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir çıkışı beklemekteydik. Bu ülkenin aklı selim sahibi vatansever aydınlarının, iktidarın da peşine takıldığı bu Ayrıştırma Süreci'ne sessiz kalamayacaklarına, bu vahim gidişe 'Dur' diyeceklerine inanıyorduk. 
Yayınlanan bu bildirinin ve MHP'nin Bursa Mitinginin Büyük Uyanışı tetikleyeceğine kuşku yoktur.        
  Bu bildirinin yayınlanmasından birkaç gün önce sayın Hasan Celâl Güzel'i Halk TV'de 'Barış Süreci'nin tartışıldığı bir programda izlemiştik.  Söylediği özetle şuydu: “Ben 12 Eylül 2010'daki referandumda evet oyu verdim. Fakat Türlüğün ve Türk Milleti'nin bulunmadığı bir anayasaya kesinlikle oy vermem!”
Bu iktidara destek veren saygın muhafazakâr isimlerden biri olan şair Sezaî Karakoç da “Türkiye bölünmeye götürülüyor. Uyarıyorum, Türk Milleti aldanmasın” uyarısını yapıyor!
Dileriz, bu muhafazakâr isimlerin uyarıları AKP tabanında da yankı bulur.
Türk Milleti yıllardır, bir Psikolojik Harekâta tâbi tutulmaktadır. Bu harekâtın amacı Türk Milleti'nin millî reflekslerinin yok edilerek, emperyalist senaryoların uygulanmasına müsait bir hâle getirilmesidir. Ceviz Kabuğu programında seyrettiğimiz ve bu programa neden çıkarıldığını bir türlü anlayamadığımız 'Amerikan atına binerek İslâm kılıcı sallayan', Atatürk'e 'İngiliz ajanı' demek cüretini gösteren zavallılar inanmasa da bu böyledir.
Batı destekli sivil toplum kuruluşları devreye sokularak devletimizi ve milletimizi bu tür operasyonlara karşı koruyacak kurumlar demokrasiye, insan haklarına karşı yapılanmalar  gibi gösterilerek ya yok edilmiş ya da işlevsiz bırakılmıştır. 
Türkiye'nin bölünmesini amaçlayan senaryoların uygulanabilmesi için   müthiş bir medya desteği sağlanarak Milliyetçiliği ve Ulusalcılığı karalayan;  'ezilen Kürtler' söylemiyle, Kürt etnik milliyetçiliğini aklayan  bir yayın furyası başlatılmış; Türk Milliyetçiliğine 'IRKÇILIK' yaftası yapıştırılmış; Türk Milleti ve Türklük kavramları 'Ayrılıkçı Terörün Sebebi' ve ülke barışının önündeki en büyük engel gibi gösterilmiş; Anadilde eğitim ve 'Türk Bayrağı' yerine 'Devlet Bayrağı' denilmesi gibi densizlikler televizyonlarda ve gazete köşelerinde 'Barış Sürecinin' olmazsa olmazları olarak dillendirilir olmuştur. 
Batılı namuslu aydınlar, 'IRKÇILIĞIN Batı'ya mahsus bir hastalık olduğunu' itiraf etseler de, millî vasfını kaybeden medyamıza yerleştirilen 'Etki Ajanları' vasıtasıyla  Türk Milliyetçiliğinin 'IRKÇI' olduğu yalanları sürdürülmekte; kamuoyu bir propaganda bombardımanı altında, 'şimdilik'  'Demokratik Özerkliğe' razı edilmeye çalışılmaktadır. 
2011 Türkiye Değerler Araştırması'na göre, Türk millî kimliğini reddedenlerin oranının yüzde 6; Açık Toplum Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre de bu oranın yüzde 5 çıktığını belirtelim!  2013'de yapılan Konsensüs araştırmasına göre de anadilim Kürtçe diyenlerin oranı % 5.6'dır! Yani bölücüler aslında toplumda o kadar da büyük bir desteğe sahip değiller fakat ellerinde bir silâhlı güç ve arkalarında Batı'nın desteği var! Biz ise bu eşkıyaya karşı topyekûn  bir mücadele yürütecek iradeden yoksunuz.
Bu niçin böyledir? Ne yazık ki (Tutuklu olarak yargılanan yüzlerce komutanımızdan birisi olan,  E. Korgeneral sayın İsmail Hakkı Pekin'in bir gazeteye yazdığı mektupta belirttiği gibi), NATO'ya girilmesiyle birlikte başlayan süreç içinde, 'kendi iradesi ile düşünemeyen, karar veremeyen' bir hâle getirildiği için, Türkiye Millî Devlet reflekslerini kaybetmiştir.  PKK terörünün 30 yıldır bitirilememesinin de, ekonomimizin iki yakasının bir araya getirilememesinin de temel sebebi budur. Fakat ülke yönetiminde söz sahibi olan güçlerin  'Madde Bağımlıları' gibi, Batı bağımlısı olmaları, ya da Batı karşısında dik duracak cesareti gösterememeleri sebebiyle, Batı'nın vesayetini ortadan kaldıracak adımlar atılamamaktadır. Batıya muhtaç olmadığımız, kendi kaynaklarımıza dayanarak ayakta durabileceğimiz ve bölgesel bir güç olabileceğimiz bu ülkenin millîci, vatansever aydınları tarafından kavranarak, milletimize inandırıcı bir şekilde anlatılabildiği takdirde, milletin de desteği ile, Batı'nın bu utanç verici vesayeti kırılarak, ülkemizin önünde yeni ufukların açılacağı muhakkaktır. 
Banu Avar, Ermenilere Soykırımı yaptığımız iddialarının Fransa'da bayraktarlığını yapan Ermeni asıllı bir Fransız parlamenter olan Patrick Deveciyan'a bir mülakâtında, “Siz bir Ermeni olarak 1915 olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sorar. Deveciyan “Ben Ermeni değilim, Fransız'ım” cevabını verir. Bu cevaba şaşıran  Banu Avar, “Ama siz Ermeni kökenlisiniz” deyince, Deveciyan bu defa “Burası bir ulus devlet ve ben de Fransız yurttaşıyım.  Yani Fransız'ım” cevabının verir. Avar'ın “Ama, siz değil misiniz Türkiye'de insanlara Kürt, Laz, Çerkez, Süryani denilmeli diyen” diye sorunca, Deveciyan şu ibretlik cevabı verir: “O başka!”
Evet, temel meselemiz Batı'nın bu ikiyüzlülüğünün bir türlü anlaşılamamasıdır. Bunu anlayabilirsek, bu ülkede 'Türk'üm' yerine 'Türkiyeliyim' denilmesini dayatanların, 'Türk Bayrağı' yerine 'Devlet Bayrağı' denilmesini önerenlerin nasıl bir gaflet ve ihanet içinde olduklarını da anlayabiliriz.
'Barış Süreci'ni halka anlatacak, halkı ikna edecek 'Âkil Adamlar' da nihayet açıklandı! İsimler bizim için sürpriz olmadı; bugüne kadar izlenen ayrıştırıcı siyasetle uyumludur! Sayın Hasan Celal Güzel, bu 'Âkil Adamları', “Bu isimlerin çoğu ile birlikte anılmak istemem” diye değerlendiriyor. Fakat özellikle  'Türk Bayrağı' yerine 'Devlet Bayrağı' denilmesini teklif eden Hilâl Kaplan gibi bir ismin bu listede yer alması geçekten inanılmaz bir şey! 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık