• 23 Şubat 2015, Pazartesi 9:21
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BU 'ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARINI' İYİ TANIYIN
 Kamuoyunu etkileme operasyonlarına şimdilerde 'Algı Yönetimi' diyorlar. Televizyonlarda, gazetelerde, bunun örneklerini bolca görüyoruz. Gerçek olmayan şeyler sanki gerçekmiş gibi zihinlere yerleştiriliyor. Ya da, zihinleri uyuşturmayı amaçlayan 'sade suya tirit' programlarla millet uyutuluyor; gerçeklerin görülmesi engelleniyor! 
Kur'ân'ı Kerim 'Sürü Olmayın' dese de, kendilerini 'Çoban' olarak görenler milleti sürüleştirmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. 
Haber Türk televizyonunda, Hasip Kaplan  konuşuyor; sanki bir 'Barış Meleği'! Ülkemize gerçek demokrasiyi HDP ile getireceklerini söylüyor! PKK çetesini 'Özgürlük Savaşçıları' gibi göstermek için müthiş bir algı yönetimi sürdürülüyor!
 'Çözüm Süreci mükemmel bir şekilde ilerliyor; barış yakın' diyorlar! Pişmiş aşa su katmış gibi olmayalım ama, biz, uyanıkken  rüya görmek durumunda olduğumuzu zannediyoruz. Bu bakımdan arada bir, kendimize iğne batırmakta yarar olduğunu düşünüyoruz ve aşağıdaki vahşet örneğini, 'iğne  görevi görür umuduyla' hatırlatıyoruz. 
1987 yılında Mardin Mazıdağı ilçesinde görevli bir astsubay, sivil olarak arkadaşları ile  avlanırken, bir grup PKK'lı ile karşılaşırlar. Teröristler diğer vatandaşları bırakır; astsubayı yanlarına alarak uzaklaşırlar. Bir ağaca bağladıkları astsubayımızın ayak parmaklarını bıçakla teker teker keserler. Gövdesinin iki yanını cep gibi oyarak, ellerini oralara sokarlar. Cinsel organını keserek ağzına tıkarlar ve erittikleri bir naylonu gözlerine dökerler. Astsubayımızın gözlerini oyup, kalbine şiş ve bıçak sokarak şehit ederler. 
Bu hunhar işkence, resimler ve otopsi raporları ile belgelenmiş ve ayrıca işkence sırasında olay mahallinde olan ve sağ olarak yakalanan bir teröristin ifadesi ile de tescillenmiş! İşte bu barbarlıkları unutturarak, terör örgütünü bize 'Özgürlük Savaşçıları' olarak yutturmaya çalışıyorlar! 
Diyarbakır cezaevinde 12 Eylül döneminde yapılan,  aslâ tasvip etmediğimiz ve yapanları lânetlediğimiz işkenceleri, temcit pilavı gibi milletin önüne getirenlerin, Ordumuzun mensuplarına reva görülen bu barbarlıkları lânetlediklerini gördünüz mü? Göremezsiniz! Çünkü,  BOP projesinde onlar da görevli!
 “Bu projenin bizimle ne ilgisi var” diyenlere, ABD Dışişleri Bakanı Condoliza Rice'nin,  “Bu proje kapsamında 22 ülkenin sınırları değişecek” dediğini ve Türkiye'nin de bu ülkelerden birisi olduğunu hatırlatırız! Bütün bu yaşadıklarımızdan sonra, hâlâ daha ayıkmayanlara da, bu projenin ve bölücü Kürtçülerin akıl hocası olan, “Kürt Baharı-Orta Doğu'nun Yeni Haritası” kitabının yazarı David L. Phillips'in şu tespitlerini hatırlatmak isteriz:  “Güney Kürdistan bir devletmiş gibi hareket etmeli…Suriye ve Irak devletleri çöktü. Kürdistan Bölgesi ile Rojava arasında bir çeşit konfederasyon ya da gayri resmî bir düzenleme olabilir. Eğer Ankara ve PKK konuşuyorsa, neden Batılı devletler hâlâ PKK'yı dışlamaya devam etsin” (Yeniçağ gazetesi, 8.02.2015)?
Mr. Phillps, 'IŞİD'in hiçbir Kürt liderin yapamadığını başardığını, Kürtlerin birliğini ve ortak bir amaca yönelmesini sağladığını, Kürtlerin terörizmle savaşta Amerika'nın en iyi ve  en vefalı dostları olduğunu da' itiraf ediyor!
Arapların, Türklerin ve Kürtlerin birlikte yaşadıkları ve Kürtlerin sadece bu nüfusun yüzde %25'ini oluşturduğu bir şehir olan Ayn-el Arap (Kobani), IŞİD sayesinde  bir Kürt şehrine dönüştürüldü.  IŞİD'in neye hizmet ettiğini anladınız mı? 
Diğer taraftan Batılı 'dostlarımızın', Kürdistan'ın yanında bir de, 'Büyük Ermenistan' projesi olduğunu ve inanılır gibi değil ama, bir Kürt-Ermeni işbirliğini de sağladıklarını hatırlatmak isteriz. Nitekim, İzmir Suikastı davasında yargılanan ilk Meclis'in ateşli hatiplerinden Kiğılı Hüseyin Avni Bey (Ulaş), İzmir İstiklâl Mahkemesi'nde yaptığı savunmada, Şeyh Sait isyanını değerlendirirken “Orada Kürtlük arkasında Ermenilik vardır” diyerek, Şeyh Sait isyanı ile Ermenilerin işbirliğine vurgu yapmaktaydı! 1927 yılında Beyrut'ta kurulan Hoybun örgütü bu işbirliğinin bir başka örneğidir. Yani karşımızda sadece Büyük Kürdistan yok; bir de Büyük Ermenistan projesi var! 
Pardon unutuyorduk! Bu toprakların, Siyonistler için 'Vaad Edilmiş Topraklar' olduğunu da unutmamak gerekir! Bölgemize Batılı 'dostlarımızın' ektikleri kaos tohumlarının,  dökülen kanların asıl sebebi budur. Irak, Suriye, Libya olayları, PKK ve IŞİD Emperyalist-Siyonist ortaklığının bir kurgusu!
Batı'ya bu bağımlılığımız ve 'İktidarı ve Muhalefetiyle' bu gaflet siyaseti sürerse, Irak Devleti yerine nasıl Barzani komşumuz olduysa; Suriye sınırımızda da Suriye  Devleti yerine  artık komşumuz yeni bir Kürt Devleti olacaktır. Adamlar zaten açıkça, kimseden çekinmeden açıklamıyorlar mı hedeflerini; “Dört parçaya bölünmüş Kürtleri birleştireceğiz” demiyorlar mı? Yani söz konusu olan İran, Irak, Suriye ve Türkiye topraklarından koparılacak parçalarda Büyük Kürdistan'ın kurulması!
Bu devleti Akdeniz'de bağlayacak liman sakın İskenderun olmasın! Suriye'den gelenlerle Hatay'ın nüfus yapısının değiştirilmekte olması bu ihtimali güçlendiriyor. 
Peki, böyle melûn bir proje söz konusu iken, bu devleti yönetenlerin her daim uyanık olmaları gerekmez mi? Böyle bir proje gündemdeyken, hangi sebeple olursa olsun,  nasıl Suriye ile husumet çıkarılarak Türkiye güç durumlara düşürülür?
 Düşünebiliyor musunuz? Batı emperyalizminin hizmetindeki Özgür Suriye ordusunun, Esat güçlerine karşı başarılı olmaları için ABD'nin geliştirdiği  Eğit-Donat projesindeki pürüzler giderilmiş! Bu isyancıları silâhla donatacak ve eğiteceğiz iyi mi!  Peki, o zaman PKK'yı donatıp üzerimize salanlara  kızmaya ne hakkımız var? 
“Camdan evde oturanlar komşunun evini taşlamazlar” diye bir söz vardır. Başımızda PKK gibi bir belâ varken, nasıl Suriye ile husumet siyaseti güdülür? Bizimle birlikte, bu melûn Büyük Kürdistan Projesi'nin muhatabı olan İran, Irak ve Suriye ile ilişkilerimizi geliştirmemiz ve aynı düşmana karşı ortak bir siyaset takip etmemiz gerekmez mi? Aklın yolu bu değil mi? 
Kur'ân  birçok âyette  'Aklınızı çalıştırın' diyor! Biz aklımızı vestiyere mi astık? Komşularımızla bu işbirliğini yapsaydık, PKK gibi,  IŞİD gibi, cinayet çeteleri bu coğrafyada bir varlık gösterebilirler miydi? Bu coğrafya kan gölüne çevrilebilir miydi? 
Atatürk'ü bir türlü sevemeyenler, O'nun Bölge Merkezli dış siyasetini incelemelidirler. Bugünkü  müttefiklerimizin hemen hepsi emperyalist devletlerdir. O büyük insan ise hiçbir emperyalist devletle ittifak ilişkisi içine girmemiştir. Her ne kadar bugün Atatürk'ü hiç tanımadıkları anlaşılan Atatürkçüler “Atatürk de Orta Doğu Bataklığına bulaşmamıza karşıydı” deseler de, Atatürk'ün temel siyaseti komşularımızla, başta Sovyetler Birliği olmak üzere dostluk ilişkilerini güçlendirmekti. Bu iktidarın Yeni Osmanlıcılık siyasetinin, Atatürk'ün Bölge Merkezli bu Millî siyasetiyle hiçbir ilgisi yoktur çünkü gerçekçi değildir ve ayrıca bize ait de değildir. Türkiye kendi hayat alanı olan bu coğrafya ile yakından ilgilenmelidir. Ancak önce Batı'nın vesayetinden kurtulmalıyız. Bunun için de, işe önce eğitimden başlanmalıdır. Çünkü bu ülkenin vatandaşlarına önce,  Bağımsızlığın, Millî Devletin, Millî Ekonominin ve Millî Kültürün önemi belletilmelidir. Batı hayranı olarak yetiştirilen nesillerle millî siyaset uygulanamaz. Yabancı dilde eğitim ancak eski sömürge ülkelerinde uygulanmaktadır. Biz hiçbir zaman sömürge olmadık. Fakat ne var ki, Batı hayranlığı kafaları sömürgeleştiriyor! 
Amerika'daki bütün üniversiteler Amerikan devletinin temel siyaseti doğrultusunda hareket ederler; emperyalizmin yok etmek istediği bu güzelim ülkede ise, Devletin Millî Siyaseti doğrultusundaki bir eğitim, üniversitelerin özgürlük alanına müdahale olarak değerlendirilir! Bu anlayışın neticeleri meydandadır; ortada Millî Devletten eser kalmamıştır! Üniversiteleri kozmopolit düşüncelerin etkisi altına giren bir devlet ne kadar  varlığını sürdürebilir? 
Ne zaman uyanacağız? Olanı biteni ne zaman kavrayacağız? 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık