• 29 Mart 2020, Pazar 15:58
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BU KADER ANLAYIŞINI MİLLETE SİZ DAYATMADINIZ MI? (2)

Millî Şairimiz Mehmet Akif,  din anlayışımızı şu şiiriyle eleştirmektedir: 
“Ya açar bakarız Nazm-ı Celil'in yaprağına,
Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına,
İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne fal bakmak için.
Ölüler dini değil, sen de bilirsin ki, bu din,
Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin…
Mehmet Akif, şu mısraları ile de, Kur'an'ın 7. yüzyılda dondurulamayacağını,  zamana göre yorumlanması gerektiğini savunmaktadır: 
 “Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı!” 
 Bu bakış, Muhammed İkbal'le aynı değil mi? 
 Şimdi soralım: Eğer, bu anlayış benimsenseydi, 'Uydurulmuş Din' bu millete yutturulabilir miydi?
Gerici takımının Atatürk'e bu kadar öfke duymasının esas sebebi de, inanınız, o yüce insanın, Kutsal Kitabımızı Türkçeye çevirtmesidir. 
Müslümanların gerçek dini öğrenmelerinden korkuyorlar. Çünkü, bu takdirde,  hacıların, hocaların, cemaat ve tarikatların, bilcümle din istismarcılarının saltanatları sona erecek! 
KURAN'DA BÖYLE BİR KADER ANLAYIŞI YOK!
Kutsal Kitabımızda, Müslümanlara öğretildiği gibi bir kader anlayışı yoktur.  Bazı örnekler verelim: 
ŞÛRA Suresi, 30. âyet: “Başınıza her ne musibet geliyorsa bu kendi ellerinizle kazandıklarınızın sonucudur.”
 İSRA Suresi, 13. âyet: “Her insanın vebalini, kendi nefsine bağladık. Her insan yaptıklarına göre muamele görür.” 
NİSA Suresi,  85. âyet : “Kim güzel ve hayırlı bir iş için kılavuzluk yaparsa ondan bir sevap kazanır. Kim de kötü bir iş için aracılık eder, o da bundan bir günah kazanır.”
Bu açık âyetlere rağmen, Müslümanları yüzyıllarca, Emevilerin İslâm'a soktukları  sapkın kader anlayışı ile uyuttular.  Hasan el Basri'nin Halife Mervan'a mektubundaki şu ifade, bu dayatmaya bir isyandır:   “Allah yapmıyor; sen yapıyorsun!”
Ünlü, İranlı Türk kökenli ilâhiyatçı Ali Şeriati, Müslümanlara dayatılan kader anlayışına şu eleştiriyi yöneltiyor: “Bugün bizim anladığımız manada 'Kaza ve Kader', Muaviye'nin maharetinin bir ürünüdür. Kader ve cebr inancını Emevîler'in icat ettiğine tarih şahitlik eder. Müslümanların cebre inanmakla her türlü sorumluluktan kurtulacaklarını, çaba gösterme ve eleştirme gibi bir mesuliyetlerinin kalmayacağını, evet, bütün bunları Emevîlerin ihdas ettiğini tarih bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Cebr, yani ne olursa olsun var olanı ve olacak olanı kabul etmek! Oysa, Peygamber'in ashabına baktığımızda yaşadıkları her an için sosyal sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini görürüz! Mevcut sistem, zorla ve maddî kuvvetle muhafaza edilemez hâle gelince, Şirk Dini, mevcut durumu koruma görevini üstlenir.  Bu dinin vazifesi halkı, başımıza ne geldiyse bunun Allah'tan olduğuna inandırmaktır. (…) Şirk dininin kaynağı ekonomidir. Bir grubun hâkimiyetine ve çoğunluğun mahrumiyet ve mahkûmiyetine dayanır. İşte bundan dolayı, kendi konumunu garantiye almak ve hayat tarzını sürekli kılmak için dine ihtiyaç duyar. Bir insanın kendi isteğiyle zillete razı olması için dinden daha iyi etken, daha iyi potansiyel ne olabilir ki?”
Ali Şeriati,  daha sonra şu önemli değerlendirmeyi yapıyor: “Müşrik dindarlar, yani şirk dininin tebliğcileri; halkın uyanmasından, bilinçlenmesinden, âlim olmasından ve vaziyeti fark etmesinden korkuyorlar. Halkın her zaman, sıradan ve sabit bilgilere sahip olmasını ve bunun da kendi tekellerinde olmasını isterler. Neden? Çünkü halkın ilmî seviyesi ve bilinci arttıkça, şirk dini yok olacaktır. Zira şirk dininin koruyucusu cehalettir. Dolayısıyla halk uyandıkça, halkın itiraz ve eleştiri ruhu geliştikçe, halkın idealleri ve adalet talebi arttıkça şirk dini sarsılacak ve yıkılacaktır! “
Ali Şeriati'ye göre bu din halkı şöyle uyutuyordu: “Siz sorumlu değilsiniz. Zira, olup biten her şey, Allah'ın (Levhi Mahfuz) iradesi dahilinde olmaktadır. Öyleyse yoksulluğunuzdan dolayı üzülmeyin. Zira, öte dünyada bunun karşılığı size verilecektir. Bu nedenle ne kadar darda olursanız olun, ses çıkarmayın. Sonra size bunun on katı verilecektir.”
Ali Şeriati'nin şu sarsıcı uyarılarına da kulak verelim: “Bugün artık Şirk ne yapıyor? Cihada gidiyor. İslâmî fetihler yapıyor. Mihrabı var.  Görkemli camiler inşa ediyor. Bu camilerde cemaat namazı ikame ediliyor ve Kur'an okunuyor…. Ancak, bu, işin şeklî boyutudur. İşin özü ve ruhu ise şirke dayanmaktadır.  Senin inandığın kaza ve kader der ki: olan her şey, herkesin yaptığı her şey, yapılan ve maruz kalınan bütün zulümler, kısacası her şey, benden ve senden önce yazılmıştır ve değiştirilemez. Dolayısıyla katil cinayet işlemezlik edemez. Maktul de öldürülmekten kurtulamaz. Günahkâr günahtan uzaklaşamaz, temiz olan kimse de günah işleyemez! Bu nedenle, geçmişte olan, şu an olmakta olan hiçbir şey, ne benim elimde ne de senin! Öyleyse katil suçlu değildir, maktul de kusurlu değil! Benim iradem, senin iraden, benim sorumluluğum, senin sorumluluğun, 'katil, ya da maktul olmayı seçmek', zalimin ve mazlumun alınyazısı, yani her şey önceden, değişmeyen cebrî ve kati bir nizamda yazılmıştır. Biz ise bizden önce yazılmış bu iradeyi yaşamakla mükellefiz!” 
Hâlbuki, bu anlayış, kesinlikle Kur'an'ın özüne aykırıdır. Kur'an'a göre, insan yaptıklarından sorumludur.
Değerli ilâhiyatçı Prof. Hüseyin Atay'ın, Kader konusundaki tespitleriyle bitirelim:
“Diyanet kadere iman yazılmayan kitabı basmıyor. Millî Eğitimde de kadere iman olmayan kitap basılmıyor! Kadere iman var demek, insanın özgür iradesi yoktur demektir.  İnsanın bütün işlerini Allah yapar demektir; Allah'a iftiradan başka bir şey sayılmaz. Bütün Müslümanları asırlarca perişan eden sorumsuzca davranmalarının sebebi bu yanlış inançtır. Bu yanlış inancın cezasını çekiyorlar. Memlekette ve İslâm dünyasında bu kadar akıl almaz bozuklukların ve bozgunculukların baş nedeni, kadere inanmanın getirdiği sorumsuzluk duygusundan başka bir şey değildir. 
Kaderin varlığı hem insanlığı, hem de vahyi ilahiyi temelinden yok eder; insanı hayvan gibi  sorumsuz yapar” (“Kur'an'da İman Esasları ve Kader Sorunu” s. 13).
İşte, yüzyıllardır, bu uğursuz anlayışın esiri olmanın bedelini ödüyoruz. Atatürk, Türk Milletini, Uydurulmuş Dinin cenderesinden kurtararak, Kur'an'la buluşturmuştur. O'na yapılan saldırıların esas sebebi de budur. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ÇETİN ÇETİN 31.03.2020 15:40

Yeni birşeyden söz yok... Hep aynı sözler...

SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık