• 01 Nisan 2013, Pazartesi 8:36
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BÖLEMEYECEKLER !
 Öcalan'ın basına sızdırılan 'Barış Mesajı'na öyle methi senalar düzüldü ki, cinayet şebekesinin başını bir 'Barış Meleği' yapıp çıktılar! Eyüp Can Radikal'de “Öcalan, resmen 'Biji Türkiye' dedi.  Allah aşkına söyleyin, daha ne desin?” diye yazmış! Nazlı Ilıcak Hanımefendi'nin yorumu evlere şenlik: “Bir anda barış çiçekleri açıverdi. Yepyeni umutlara merhaba diyoruz. Böyle bir noktaya gelinmesini sağlayan, bunun için risk alan, basiret gösteren herkese teşekkürler!” 
Yandaş kalem erbabına göre Diyarbakır meydanında 'Barış çiçekleri' açıvermiş! KCK Yürütme Kurulu üyesi Duran Kalkan ise, “Türk Ordusu ve Polisi Kürdistan'ı terk etmeli” diyerek gerçeği bir tokat gibi suratlarına çarpıyor.  Fakat umurlarında mı? Onlar yazmadıkça kaç kişi Duran Kalkan'ın bu açıklamalarından haberdar olabilir ki? Bir savaş kaybetmediğimiz hâlde, savaş kaybetmiş bir devlet gibi yapılan pazarlıklar işte böyle “Barış Çiçekleri' palavralarıyla örtbas edilmek isteniyor. Bir de utanmadan, Nevruz kutlamalarını kast ederek, “Sadece Diyarbakır meydanındakilerin değil, bütün insanların yüzünde ne zafer duygusu ne de yenilgi ifadesi vardı” diye yazabiliyorlar. Bre densizler, bre insafsızlar! Diyarbakır meydanındaki, o ellerindeki  paçavraları PKK bayrağı diye sallarken 'Zafer' işareti yapan kalabalık ve sahnede gösteri yapan, yüzleri poşulu teröristler neyin nesiydi peki? Diyarbakır'daki Nevruz görüntülerinin kamuoyunda yarattığı tepkiyi bastırmak için, gündeme ertesi gün İsrail'in özür telefonu düştü ve yandaş basının projektörleri bir anda buna odaklandı. Aslı Aydıntaşbaş'ın şu yorumu bir harikaydı: “Müthiş bomba! İsrail-Türkiye uzlaşısının ilk somut sonucu: Esad, bittin artık!” Demek ki, İsrail'in işbirliği ile Esad'ın defterini daha kolay dürebileceğiz öyle mi? Bu takdirde Suriye'nin parçalanacağını ve 'Büyük Kürdistan' Kukla Devletine Akdeniz'e çıkış kapısı açılacağını artık çok iyi biliyoruz.  İyi de, böyle bir sonuca yol açacak Esad'ın düşmesi Türkiye için iyi bir şey midir ki, nerede ise zil takıp oynayacaklar? 
 ABD'nin Büyük Kürdistan senaryosu adım adım uygulanıyor. Şakşakçıların görevi bunu kamuoyuna, 'iyi şeyler oluyor' diye yutturabilmektir. Atatürk'ün yapamadığını yapıyorlarmış; Musul'u alıyormuşuz! Be hey akıl fukaraları! Emperyalist Batı Türk Milleti'ne bir karış toprak bağışlar mı hiç? Ey, 'Yeni Osmanlı' sevdasına kapılanlar!  'Osmanlı'yı kimler, niçin yok etti diye' hiç düşünmez misiniz?
Her şeyi Amerika organize etmektedir. İsrail'in özür dileme hikâyesinin mimarı da Amerika'dır. Nitekim, Dışişleri Bakanı sayın Davutoğlu'nun şu açıklaması da,  bunu doğrulamaktadır: “Biz müzakereyi İsrail ile yapmadık. Son bir haftalık müzakere Sayın Kerry ile ayrıca, Amerikalı ilgili yetkililerle yürütülen bir müzakeredir!”
Diyarbakır meydanındaki, PKK bayrağı denilen bez parçalarının gölgesinde yapılan Nevruz kutlamalarını 'Barış Gösterisi' olarak manşetlerden veren yandaş medya, Türk bayraklarıyla bir gelincik tarlasına dönen Bursa meydanındaki MHP mitingini; Türk Milleti'nin 'bütün sapıtmışlara' yaptığı o tarihî uyarıyı iç sayfalarına gizlemekte bir sakınca görmedi! Senaryo yazılmış, oyun kurulmuş, roller verilmiş! Herkes görevini yapıyor! 
Sayın Hasan Demir'in Yeniçağ'da, KONDA anketi hakkındaki yazısı, ne kadar haysiyetsiz ve iğrenç bir tezgâhla karşı karşıya bulunduğumuzu göstermektedir. KONDA araştırması şu ürkütücü sonucu vermiş: “Türklerin yüzde 45'i Kürtleri sabun yapalım diyormuş!” 'Kürtler sabun yapılsın' diyebilenlerin akıl sağlığından şüphe etmez misiniz? Uzunca bir zamandır Türk-Kürt düşmanlığının yaygınlaştırılması amacıyla bir Psikolojik Harekât sürdürülmektedir. Batılı 'dostlar' ve ruhlarını bunlara satmış olanlar 'Türklerde Kürt düşmanlığını; Kürtlerde de Türk düşmanlığını' körüklemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu oyuna gelecek miyiz? 
Topraklarımız üzerinde, bırakınız bir Kürt Devleti'ni, farzımuhâl, 'Demokratik Özerklik' şeklinde bir yapılanma gerçekleştiğinde bile, kaçınılmaz bir ayrışma sürecinin başlayacağı; Batı'da ve Akdeniz Bölgesi'nde yaşayan Kürt asıllı vatandaşlarımızın, süreç içinde hayatlarının zorlaşacağı iyi bilinmelidir. Bu, önünde sonunda, son derece acılı gerçekleşeceğine inandığımız bir nüfus göçünü de zorunlu olarak beraberinde getirecektir.  Kürt Devleti sevdalıları bunu arzu etseler bile, Batı'da yaşayan ve Kürt ayrılıkçı hareketini destekleyen Kürt kökenli vatandaşlarımız, bağımsız bir Kürt Devleti kurulduğu taktirde, yaşadıkları yerleri terk etmek ihtimali ile karşılaşabilecekleri üzerinde acaba hiç düşünmüşler midir?
 Biraz önce söz ettiğimiz türden anketler Türk-Kürt ayrışmasının derinleşmesine hizmet etmektedir. Bunun için Batılı 'dostlarımız' doğrusu az uğraşmadılar! Bu çabaların 19. yüzyılın başlarına kadar uzandığını biliyoruz. Prof. Nadim Macit bu konuda bize şu bilgiyi veriyor: “Church Missionary Society (CSM) ve ABCFM (Amerikan BOARD) etnik dillere yöneldiler ve dil öğretmeye başladılar! Etnik grup üretmenin temel ilkesi etnik dil üretmek ve bunu farklılığın kıstası yapmaktır.  Balkanlar, egemen devletlerin çıkar kavgalarına, stratejik müttefikler oluşturarak ileriye dönük güç hazırlama taktiklerine sahne olurken, doğu bölgesinde dinî-etnik ayrışmanın tabanı Ermeniler ve Kürtler üzerinden oluşturuluyordu. Kürtçe gramer ve sözlük çalışmaları bu çabanın eseridir. Kürtler bu faaliyetlere itibar etmedi. Bu durumdan şikâyetçi olan misyonerlerin Kürt Halkını aşağıladıkları görülür” (“Teo Stratejiler ve Türkiye,   s. 173)! 
Kızmakta haklı değiller mi ama? Adamlar size 'Siz başka bir milletsiniz, sizin de ayrı bir devlet kurmak hakkınız' diyorlar; siz, 'sizin için' bunca 'gayret' sarf edenlere dönüp bakmıyorsunuz bile! Fakat, işte, bu çabalar nihayet yankı buldu. Avrupa Birliği üyeliği sürecinde 'Kürtsever' Batılı 'Dostların', 'Demokratikleşme' makyajlı 'Etnik Haklar' konusundaki baskıları nihayet semeresini verdi ve bizi bu noktaya kadar getirdiler! Batı'nın kendi çıkarlarını düşünmesi tabiîdir; asıl vahim olan, bu ülkede de onların çıkarlarına hizmet eden gafillerin varlığıdır. Eğer bu devletin başına, millî tarih şuûruna sahip insanlar gelebilseler, inanınız 'Kürt Sorunu' diye adlandırılan 'sorun' çok kısa bir sürede çözülür; çünkü böyle bir mesele yoktur. Bizim temel meselemiz Millî Devlet Yapımızın, Batı'nın 'Demokratikleşme' harekâtıyla çözülmüş olmasıdır. Buna inanmayanlar, hâlâ daha durumun vahametini kavrayamayanlar Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Uludere olaylarının birinci yıldönümündeki gösteriler hakkındaki, Takipsizlik Kararını okumalıdırlar: “…Sırf tabutlar üzerindeki sarı, kırmızı, yeşil renkleri barındıran bez parçalarının PKK sembolü olarak algılanması doğru değildir. Dünya üzerindeki ülkelerden en az 15'ini örnek verecek olursak, birçok ülkenin bayrakları sarı, kırmızı ve yeşil renklerden oluşmaktadır!” 
Dünya âlem bilmektedir ki, bu renkler PKK'nın sembolüdür. Fakat sayın Cumhuriyet Başsavcılığı'na göre bu renklerin PKK ile irtibatlandırılması bir toplumsal paranoyaya yol açabilirmiş! 
Devletimizin içine sürüklendiği durum işte budur!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık