• 16 Temmuz 2012, Pazartesi 9:22
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BİZANS ÇÖKERKEN MELEKLERİN CİNSİYETİNİ TARTIŞIYORDU!

Bir mahkemenin verdiği kararla, Almanya’da sünnet resmen yasaklandı!  Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız bu durum karşısında ne yapacak?  Meselenin bir başka yanı, bize  çok kültürlülüğü dayatan Avrupa Birliği, görüldüğü gibi Avrupalı olmayan milletlerin kültürlerine gereken saygıyı göstermiyor. Bırakınız saygı göstermeyi, Solingen faciasında olduğu gibi, Sırf Türk oldukları için insanlar evleri ile birlikte ateşe veriliyor! Almanya, ülkesinde yaşayan Alman asıllı olmayanların asimile olmalarını istiyor ve bu yolda politikalar uyguluyor! Bu çifte standardın görülememesi ve ‘Avrupa Birliği’ne girmek hayali ile’ bunların her dediklerini yerine getirerek ‘çağdaşlaşacağımızı’ zannetmek nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Bilindiği gibi PKK ve yandaş unsurların ana taleplerinden biri de, Kürtçe anadilde eğitimdir. Bu konuda ABD de,  Avrupa Birliği de PKK’nın arkasındadır! ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin baskılarına karşı koyamayan AKP iktidarı, anadilde eğitime bir basamak daha yaklaşarak Kürtçeyi seçmeli ders olarak kabul etmiştir. Sıranın anadilde eğitime geleceği muhakkaktır. Nitekim, bölücü örgüt mensuplarıyla Oslo’da yapılan görüşmelerde, bu konuda sözler verildiğine ilişkin haberler basınımızda yer almaktadır! Ne yazık ki, ABD’nin ve Avrupa Birliği ülkelerinin desteklediği, bölücü örgütün kabul edilemez taleplerine karşı, devlet olarak, medya olarak ve aydınlar olarak bu devletin bütünlüğünü ve millî birliğimizi koruyacak bir millî şuûr içinde davranıldığını söylemek mümkün değildir. Esasen, ‘Demokratikleşme’ maskesi ile, Haçlı emperyalizmi ile işbirliği içinde, bütün millî değerlerine ve millî kurumlarına açıktan savaş açılan bir ülkede, millî bir duruşun beklenmesi de eşyanın tabiatına aykırıdır.

Emperyalizm, hâkimiyeti altına almak istediği ülkelerin iç yapısını bozmak; o ülkelerde kaos yaratmak için her şeyi kullanır.  Millî Devlet yapısı, bu hâkimiyetin önündeki en büyük engel olduğu için bu yapıyı bozmak ilk hedefidir. ‘Çok kültürlülük, etnik unsurlara daha fazla özgürlük gibi’ Psikolojik Harp kavramlarıyla o ülkede kaos tohumları ekilir; ülkenin nasıl bir felâkete sürüklendiğini gören gerçek Âkil Adamları yok etmek, itibarsızlaştırmak için her türlü tezgâh kurulur ve sahte Akil Adam’lar piyasaya sürülür. Ülkemiz ‘Sovyet Tehdidi’ tezgâhı ile ABD’nin ‘güvenli limanına’ sığındığı günden beri, bu böyledir!

 Bölücü Terör, süreç içinde   ‘Kürt Sorunu’ olarak benimsetilmiş ve devlet yetkilileri tarafından da böyle telâffuz edilmeye başlanmıştır. Netice olarak ‘Kürt Açılım’ları aşamasına varmış bulunmaktayız! II. ‘Kürt Açılımı’ çerçevesinde ‘Anadilde Eğitim’ önümüzdedir!

Tuncelili, ana dili Zazaca olan Kürt kökenli bir okuru, sayın Doğu Perinçek’e yazdığı bir mektupta, Kürtçe ve Zazaca anadilde eğitimin niçin olamayacağını anlatmış. Tümüne katıldığımız bu düşüncelerin özeti şudur: “Kürtçedeki kelimelerin yüzde 50’si Farsça, yüzde 30’u Türkçe; geriye kalan yüzde 20’si de komşu halkların konuştuğu Ermenice, Gürcüce, Çerkezce, Süryanice ve eski tarihi diller olan Akaçta, Asurca!  Zazaca ve Kürtçe, Türkçe gibi üretken ve doğurgan bir dil değil. Türkçenin ön ve son ekleriyle muazzam bir üretkenliği var. Kürtler ve Zazalar fizik, kimya, matematik, hukuk, edebiyat, sosyoloji; kısacası fen, edebiyat ve kültür eğitimini hangi kelimeleri kullanarak öğrenecekler; asit, alkol, glukoz, tanjant, karekök, açı, dikdörtgen, üçgen vs. kelimelere hangi karşılıkları bulacaklar? Tarihe baktığımız zaman binlerce yıl yaşamış olan diller (Hitit, Asurca, Akatça, Sümerce) bugün ölmüştür; kaybolmuştur.  Tarihî süreç içinde coğrafyamızda öncelikle ölmeye mahkûm Zazaca, Kürtçe, Süryanice ve benzerî diller olacaktır. Emperyalistlerin Kürtçe eğitim dilinde ısrar etmelerinin nedeni, Türkiye’yi bölmek, Kürdümüzü kendine esir etmek, ilerde kendi dili olan İngilizceyi ona dayatmaktır.”

Evet, plân aynen budur! Peki, o zaman bu devlete bağlılık yemini edenler nasıl bu menfur bir plânın parçası olabilirler? Bu ülkede ağırlıklı olarak konuşulan dil Türkçedir. Resmî dil olan Türkçenin devlet tarafından bütün vatandaşlara öğretilmesi gerekmez mi?

Verilen tavizler terör örgütü ve yandaşlarını daha da küstahlaştırmaktadır. Nitekim, basınımızda yer alan haberlerden, yeni Anayasa görüşmelerini yapan komisyonun BDP’li üyelerinin, ‘Anadilde Eğitimi ve Anayasada TÜRK kelimesinin yer almamasını’  kırmızı çizgileri olarak ilân ettiklerini öğreniyoruz!!!! 

Eğer milletimizin içine sürüklendiği bu gaflet sürerse, eğer aklımız başımıza gelmezse, bırakın Anayasadan çıkarılmayı, bu ülkede Türk kelimesinin telâffuzunu bile yasaklamaya cüret edebilirler. Farzımuhal böyle bir şey vuku bulsa, bazı gafil aydınların, ‘insan haklarının ve özgürlüklerin Kâbe’si’ olduğunu zannettiği Avrupa Birliği’nin ve bizim Stratejik Ortağın, Türklerin etnik hakları için harekete geçeceklerini aslâ beklemeyin. Zaten onlar, dünyanın hiçbir yerinde kendi menfaatleri olmadığı sürece harekete geçmezler. Onlar bu kavramları da, kendilerine hayran ettikleri 3. Dünya aydınlarını da sadece kullanırlar.

PKK, aralarında polis, asker, öğretmen ve bir de kaymakam adayı olan 5 vatandaşımızı bir yıldır esir tutuyor. Muhtemelen Irak’ın kuzeyindeler. Bilindiği gibi, Stratejik Ortağımız, Irak’ın Kuzeyi’ni güvenlik güçlerimize ‘yasak bölge’ ilân etmiştir! Hâlbuki Birleşmiş Milletler hukukuna göre saldırıya uğrayan bir ülkenin sıcak takip hakkı bulunmaktadır! Bu meşrû hakkımızın kullanılamaması nasıl bir acziyet içinde olduğumuzun göstergesidir.

 Bölücü terör milletimize, ‘Kürt Sorunu’ olarak benimsetilmek istenmektedir. Sorun ‘Kürt sorunu’ değil, devletimizin içine sürüklendiği acziyettir. Dünyanın bizden başka hiçbir ülkesinde, silah bırakmayan bir terör örgütü ile devletin pazarlık yaptığı görülmüş şey değildir; terör örgütünü telin etmeyenlerin o ülkelerin parlamentolarında görev yapmaları da mümkün değildir. Terör örgütü gün geçmiyor ki, yol kesip araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmasın; araçları yakmasın, mayınlı tuzaklarla asker ve polisimizi şehit etmesin. Sanki terör bitmiş gibi, terörün yoğun olarak yaşandığı Güneydoğu bölgemizde sıkıyönetimin kaldırılması terör örgütüne güç katmıştır. Ne var ki, yetkileri sınırlanmış olsa da, Güvenlik Güçlerimiz, yaptıkları operasyonlarla terör örgütünü bunaltmakta; bu da örgütte çözülmelere yol açmaktadır. Nitekim Dağlıca saldırısından sonra bile, 15 terörist güvenlik güçlerimize teslim olmuştur! Devletimiz, terör örgütünü yok etmek konusunda bir kararlılık içinde görünse, bu doğrultuda bazı adımlar atılsa, bu, örgütteki çözülmeyi hızlandıracaktır.  Ne yazık ki, Açılım politikalarında ısrar edilmekte ve bu da terör örgütü yandaşlarını güçlendirmektedir. Terör örgütü mensupları ile Oslo’da yapılan görüşmelerde, ‘TSK mensuplarının terörle mücadeleden dolayı, ileride savaş suçlusu olarak yargılanacağı’ şeklinde bir mutabakata varıldığı haberleri basınımızda yer almıştır! Eğer doğru ise, bu çok vahim bir durumdur. Böyle bir tehdit altında bulunan güvenlik güçlerimizin terör örgütü ile  canla başla mücadele etmeleri mümkün müdür?

İsrail’in PKK’lı teröristleri eğitmesine en küçük bir tepki bile veremiyoruz! Suriye’deki meşrû yönetime isyan eden katilleri açıkça destekliyoruz! 11 Rus savaş gemisi tatbikat için Suriye’ye gidiyor! İran “çıkacak bir savaşta ilk önce Kürecik’i vururum” diyor.   ÖSYM’nin şaibesiz bir sınavına hasretiz! Komutanların yarısı hapiste! Ülkenin gündemine birden Çamlıca Tepesi’ne cami tartışmaları oturtuluyor! Bunun, Fatih’in İstanbul’u kuşattığı sırada, İstanbul’daki papazların ‘meleklerin cinsiyetini’ tartışmalarından bir farkı var mıdır? Devlet olarak içinde bulunduğumuz durum Bizans’ın son günlerine ne kadar da benziyor.

Çamlıca camisi hakkında sayın A. Turan Alkan’ın Temmuz başında Zaman gazetesinde çıkan yazısının okunmasını öneririz.

İsmail Şefik Aydın- 13. 07. 2012

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık