• 19 Mart 2018, Pazartesi 8:06
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BATI'YLA İTTİFAK BİZE HEP KAYBETTİRDİ (10)
 Prof. Niyazi Berkes, 'Sovyet Korkusu' hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: “Sovyetler Birliği'ni dünyayı Komünist yapmaya azmetmiş bir devlet olarak görme geleneği, Lord Curzon'dan von Papen'e, ondan Millî Şef, Saraçoğlu gibilere, Soğuk Savaşçılara ve bir de romantik Marksistlere özgü bir inanıştır. Çıplak gerçek şudur: Dünyayı Komünistleştirmek şöyle dursun, elinde Atom Bombası tekeli bulunan Batı karşısında, yıkılmış bir ülke olmaktan henüz çıkmamış olan Rusya korku içindeydi!”
Ne var ki, Sovyetler dağılana kadar Amerika, 'Komünizm Tehdidi' yalanı ile Küresel Hâkimiyetini ve Vahşi Sömürüsünü sürdürmeyi başaracaktır!
27 Mayıs'tan sonra, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev'den Cemal Gürsel'e gelen, 28 Haziran 1960 tarihli mesaj aynı zamanda, bugün dahi görmek istemediğimiz çok önemli ve çok hazin bir gerçeğin tespitidir:
“Eğer, Türkiye tarafsızlık yolunda kalmış olsaydı, kuşkusuz memleketlerimiz arasında en içten ilişkiler kurulmuş olacaktı. Bu durum, ülkelerimize yalnızca yararlar sağlayacaktı. Türkiye'nin kendi imkânlarını, büyük giderler gerektiren askerî hazırlıklar için değil, memleket ekonomisinin kalkınması ve halkının refahı için kullanması imkânı doğacaktı” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1591)!
Ne acıdır ki, 'Komünizm Tehdidi' ve 'Hür Dünya' masalları ile yıllarca aldatıldık! Vahim olan şey ise hâlâ daha aldatılmakta oluşumuzdur!
Devletimizin bütün kurumlarında inanılmaz bir etkinlik kuran FETÖ Terör Çetesi'nin bir Amerikan projesi olduğu; 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü'nün arkasındaki asıl organizatörün Amerika olduğu; bugün Kahraman Ordumuzun Afrin'den söküp atmak için şehitler verdiği PKK/PYD'nin de bir Amerikan projesi olduğu bütün çıplaklığıyla meydandayken hâlâ daha, Amerika ile işbirliği yapılmasını arzu edenlerin ve bunu utanmadan dile getirenlerin varlığı, 1940'lardan itibaren yaşadığımız millî refleks aşınmasının ne vahim boyutlarda olduğunun çok acı bir göstergesidir.
Batı İttifakına katılmamızın bir sonucu olarak bugün karşı karşıya bulunduğumuz Beka Meselesinin, ancak ve ancak Atatürk Döneminde olduğu gibi, Rusya ve Bölge Devletleriyle işbirliğinin geliştirilmesi ve hattâ Stratejik Ortaklıklara dönüştürülmesi suretiyle aşılabilmesi mümkünken, Algı Mühendisleri, “Rusya da Emperyalist Değil mi?” diyerek, bu işbirliğini önlemeye çalışmakta; ABD ile çatışmaktan kaçınarak, işbirliği yapılmasını telkin etmektedirler!
Rusya ve Bölge Devletleriyle işbirliğine karşı çıkmanın, bu devlete ve bu millete yapılacak en büyük kötülük olduğunu belirtmek isteriz. Şu da çok iyi bilinmelidir ki, Rusya ve Bölge Devletleriyle kalıcı yakın ilişkiler kurulmasının ilk şartı, Suriye ile 2011'den önceki iyi ilişkilere dönülmesi için gerekli adımların bir an evvel atılmasıdır. Suriye'de 2010 yılından itibaren yaptığımız vahim hataları bir kenara bırakıyoruz. Bunlar coğrafyamız normalleştikten sonra mutlaka, çok yoğun bir şekilde tartışılacaktır. Fakat bugün, asıl tartışılması gereken şey, barışa nasıl ulaşılacağının araştırılması olmalıdır. Ne var ki, işte, zurnanın zırt dediği yer de burasıdır. Bu bağlamda, Holding Medyasının ve Yandaş Medyanın bir koro hâlinde Suriye ve Esad düşmanlığını ısrarla sürdürmelerinin tehlikelerine dikkat çekmek isteriz.
Şimdi bakınız: Katar Dışişleri Bakanı Hamed Bin Casem'in açıkladığına göre, Suriye Devleti'nin çökertilmesi için Katar tam tamına 117 milyar dolar para harcamış! ABD'in harcamaları da 12 milyar dolar! Fakat başaramadılar! Başarsalardı ne olacaktı? Suriye tam bir kaos ortamına sürüklenecekti! Bugün Esad düşmanlığı yapanlar, 'Katil Esed' diyenler iyi bilsinler ki, Suriye Devleti çökertilseydi, Suriye'ye demokrasi gelmesi söz konusu bile değildi. Eminiz ki, 'özgürlük' talebiyle Suriye Devleti'ne karşı ayaklanan ve Suriye'nin o güzelim şehirlerinin harabeye dönmesinde büyük payı olan muhaliflerin çok büyük bir çoğunluğu da, sözde dindar, muhalif çetelerin ele geçirdikleri bölgeleri nasıl yönettiklerini gördükten ve sebep oldukları PKK belâsından sonra, yaptıklarından pişmandırlar.
Bütün bu yaşananlardan sonra, hâlâ daha, Suriye Devleti'nin güçlü olmasının ve Suriye'nin birlik ve bütünlüğünün sağlanmasının ne kadar önemli olduğunu idrak edemeyerek, Esad düşmanlığını sürdürenler var! Son örnek bunların GUTA'daki tavırlarıdır. Şam'ın yanıbaşındaki bu bölge 25-30 bin kadar vatan haini ve başka ülkelerden gelen sözde İslâmcı, Psikopat Katillerin kontrolünde! Buradan sürekli Şam'a saldırılar düzenleniyor! Siviller ölüyor! Suriye Devleti GUTA'yı kontrol altına almak için operasyon yapmaya kalktığında, Batı kaynaklı, 'Esed kimyasal silâh kullanıyor, halkı çoluk çocuk demeden bombalıyor' yalanları haber olarak veriliyor! Hâlbuki, Nusra gibi terör örgütleri, sivil halkın bölgeyi terk etmelerini önlüyor ve onları canlı kalkan olarak kullanıyorlar! Savaş bu; tabiî ki, siviller de ölüyor. Ancak, Esad'ın sivilleri doğrudan hedef aldığı çok çirkin bir yalan.
Ya, Vicdan Konvoyu'nun Hatay'da, 'Esad'ın hapishanelerindeki kadınlar için' yaptıkları gösteriye ne demeli! Bunlar acaba, Ebu Gureyp hapishanesinde Amerikan askerlerinin tecavüz ettiği Iraklı kadınların çığlıklarını duymamışlar mıydı?
Esad düşmanlarına, bizim Suriye'de Esad'la değil -her ne kadar ülkemizdeki Amerikan üslerini kapatmamış olmak gibi bir çelişkiyi yaşıyor olsak da-, Amerika ve uşaklarıyla savaştığımızı hatırlatmak isteriz! Peki, GUTA'nın önemi ne? Suriye Devleti, GUTA'daki teröristleri temizlerse, sıra ABD ve PKK'nın kontrolündeki zengin doğal kaynaklara sahip Deyri Zor'a gelecek! ABD bunu önlemeye çalışıyor!
Diğer taraftan, Cumhurbaşkanının, “Ele geçirdiğimiz yerler Araplara terk edilecek” söylemi de kafa karıştırıcı! Çünkü Cumhurbaşkanı, Membiç'i Suriye Devleti'ne terk etmekten söz etmiyor! Bir de, Bahçeli'nin 'Sınırlarımız bize dar geliyor' ifadesi var ki, evlere şenlik!
Peki, hani Suriye'nin toprak bütünlüğünden yanaydık? Bu kadar hatadan sonra, Suriye Devleti ile işbirliğine yanaşmamayı anlayabilmek mümkün değil.
Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad yaptığı son açıklama ile, “YPG'nin ABD plânlarının piyon örgütü ve vatan haini olduğunu” tekrarlıyor ve Türkiye ile masaya oturmaya hazır olduğunu bildiriyor! Bu gerçekleştiğinde elimiz daha da güçlenecek ve işte o zaman, var gücümüzle, işgalci Amerika'ya, “Bu topraklardan DEFOL!” diyebileceğiz!
Yüzlerce kez yazdık! Başımıza ne geldiyse, Batı İttifakına sorumsuzca, katılmamız yüzündendir. Artık, bir beka meselesi yaşamamamız için yapmamız gereken, Bölge Devletleriyle işbirliği yapmaktır. Tabiî ki, sadece bu yetmez! Türkiye artık Üretim Ekonomisine geçmelidir. Belki, birkaç yıl sıkıntı çekeriz. Fakat gelecek nesillere nefes aldırırız ve bir Beka Meselemiz artık söz konusu olmaz! Evet, ya Bölge Devletleriyle birlikte olacağız; ya da ABD, İsrail ve Suud cephesinde yer alacağız! Bunun da yeniden bir beka sorunuyla yüz yüze gelmek demek olduğu bilinmelidir. İki tarafı da idare edemeyiz! Safımızı seçeceğiz.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık