• 28 Kasım 2016, Pazartesi 8:16
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BATI'YA KAFA TUTMAK YANLIŞ MI?
 19 Kasım tarihli Milliyet gazetesinin manşetinde iki önemli haber vardı. Birinci haber,  Cumhurbaşkanımızın Özbekistan ziyareti sırasında, itikatta mezhep imamımız olan İmam Ebu Mansur Muhammed Maturidî'nin (853-944), Semerkant'taki  türbesine yaptıkları ziyarete ilişkindi. Maturidî'nin, Türk mimarisinin muhteşem örneklerinden biri olan  türbesinin önünde, Cumhurbaşkanımız; Genelkurmay Başkanımız ve MİT Müsteşarımızla bir resim çektirmişler. Gazete bu resme büyük bir yer ayırmış. 
Cumhurbaşkanımızın, yıllarca katı bir Sünnî söylem sürdürdükten sonra, son aylarda, Irak'taki mezhep çatışmalarının geldiği boyuttan etkilenerek olsa gerek, 'hepimizin, mezheplerin üstünde, bir Müslüman kimliğimizin olduğundan' söz etmesini önemli bulduğumuzu belirtmek isteriz. Biz Türkler, 'bu dünyanın öte dünya kadar değerli olduğu anlayışını savunan' İmam Maturidî'nin yolundan ayrılarak, Emevîlerin, Kur'an'a aykırı kadercilik anlayışını benimsediğimiz için, ilim dini  olan İslâm'dan uzaklaştık ve Batı'nın hâkimiyeti altına girdik. Umarız, bu ziyaretten sonra, İmam Maturidî hazretlerini daha iyi tanımak gayreti içine girilir. 
Milliyet'in ikinci haberi, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisiyle yapılan bir mülâkattı ve Büyükelçinin, Türk-Rus ilişkilerindeki gelişmenin önemini kast ederek, 'Dünya Barışını Tesis Edeceğiz' çarpıcı üst başlığı ile verilmişti. Rus Büyükelçisi, 8 ay süren uçak krizinin ardından başlayan süreçle ilgili olarak da, şu önemli tespiti yapmış: “Gerçekçi olmak gerekirse, uzmanlarımıza göre, bunun için en az 1-2 seneye ihtiyaç var. Bundan da önemlisi her iki tarafın da bu ilişkiyi daha yukarıya taşıma niyetinde olmalarıdır.”  
Büyükelçi, “15 Temmuz'da yaşananların, Türk halkını olgunlaştırdığını gösterdiğini” söylüyor ve Rus-Türk Savunma Sanayi Ortak Komisyonu'nun yakında bir araya geleceği müjdesini veriyor. Burada, 'olgunlaşma' sözcüğüyle, Atatürk dönemindeki Türk-Rus dostluğunun 1945'ten sonra,  müthiş bir düşmanlığa dönüştürülmesinin, sadece emperyalist devletlere yaradığının, halkımız tarafından anlaşıldığının kast edildiği muhakkaktır.
 Yine, Tolga Şarman'ın haberinden, Parlamentolar arası ilişkileri geliştirmek amacıyla, TBMM'de, Rusya ile Dostluk Grubu kurulması için  yapılan çalışmalarda son aşamaya gelindiğini; Dostluk Grubu'nun, haftaya kurulmasının beklendiğini öğreniyoruz! Rusya ile ilişkilerimiz bir Stratejik Ortaklığa doğru gidiyor. Biz, bundan ancak mutluluk duyarız. 1940'lı yılların sonlarında başlayan, 'Küçük Amerika' olmak sevdası yüzünden çok ağır faturalar ödedik. Bu ağır faturalardan, bize göre en önemlisi ve en yıkıcı olanı, bu ülkede geliştirilen Batı hayranlığı ve aydınlarımızın zihinlerine yerleştirilen, 'Batı'dan kopma' endişesidir. Avrasya'ya yaklaştığımız şu günlerde, bu endişenin arttığı görülmektedir. 
Özellikle, Atatürkçü olduklarını iddia edenlerin, bu endişe içinde olmaları hüzün vericidir. Bize göre, böyle düşünülmesinin temel sebebi,   1838'de İngiltere ile yapılan Serbest Ticaret Antlaşması, 1839 Tanzimat ve l856 Islahat Fermanları ile Batı'ya verilen tavizlerin; bu tavizlerin sonuçlarının ve Atatürk'ün kendi ayakları üzerinde durmayı başaran Türkiye'sinin tek başına neleri başardığının ve bu başarının Batı'ya rağmen olduğunun; Batı'nın, Atatürk'ten sonra, millî sanayimizin gelişmesini önlemek için neler yaptığının bilinmemesidir. 
Aydınlarımızın temel yanılgısı, kendi kimliğimizden vazgeçmeden Batılılaşamayacağımızı zannetmeleridir. Hâlbuki, Atatürk taklitçiliğe karşıydı ve Kendi Kimlik Bilincimizi geliştirmeden, çağdaş bir toplum olamayacağımıza inanmaktaydı! Türk Dil Kurumu'nu ve Türk Tarih Kurumu'nu da bunun için kurmuştu. Atatürk döneminde, 'BAŞKALAŞMA' değil, 'Batı'nın ulaştığı düzeyi Kendi Kimliğimizle yakalama' hedef olarak benimsenmişti. 'Küçük Amerika Olmak Hayali' ise, bundan çok farklıydı. Bu hayal, Türk insanını kendi kimliğinden uzaklaştırmış; bütün mazlum milletlerin örnek aldığı ülkemizi itibarsızlaştırmış ve Batı'nın vesayetine sokmuştur. Ne yazık ki, bu vesayet, aydınlarımızın millî düşünebilme reflekslerini de büyük ölçüde yok etmiştir. 
 Bu iktidarın yaptığı büyük hatalar; yarattıkları gereksiz gerginlikler sebebi ile meydana gelen AKP düşmanlığı yüzünden, âdeta bir şartlı refleks olarak, iktidarın yaptığı doğru işlere de tepki gösterilmektedir.  Meselâ şu son, taciz suçlularının affı ile ilgili kanun, muhalefetle istişare edilerek çıkarılamaz mıydı? Ne yazık ki, güç sarhoşu olan iktidar, danışmaya bile gerek görmüyor! İşte bu yüzden, yapılan olumlu şeyler de kaynayıp gidiyor. Avrupa Birliği'ne ve Amerika'ya karşı sürdürülen sert söylem; aslında, Batı ile daha dengeli ilişkiler sağlayacağına inandığımız Avrasya'ya doğru atılan adımlar, özellikle Atatürkçü olduklarını iddia edenlerce desteklenmesi gerekirken (iktidarın üslubu başka bir konudur); bu kesimlerden  hemen, koro hâlinde,  'Batı'dan kopuyoruz' sesleri yükselmektedir! 
Stockholm sendromu meğer ne kadar yaygınmış? 
Çin'le Füze anlaşması imzalandığında, 'Batı'dan kopuyoruz' itirazlarına karşı, 'Batı'dan kopmadan kendimize gelemeyiz' diye yazmıştık! Ayrıca, Batı'ya karşı daha dengeli ve millî menfaatlerimizi önde tutan bir siyaset takip etmek niçin Batı'dan kopmak olsun ki? Batı ile iktisadî, siyasî ilişkilerimizi elbetteki sürdüreceğiz. Fakat,  Rusya'yla  ve bölge devletleriyle güçlü ilişkiler kurmayı başarabildiğimiz takdirde, Batı'nın bize daha fazla itibar göstereceği bilinmelidir. Batı bizi, 200 yıldır Rusya ile kapıştırmıştır. Bunun istisnaları Sultan Abdülhamid ve Atatürk'tür. Bu iki büyük devlet adamı, Rus dostluğuna büyük önem vermişlerdir. 
19 Kasım tarihli Milliyet'te, Tunca Bengin'in de önemli bir yazısı vardı. “FBI, Clinton'u neden istemedi?” konusunda, uzun yıllar Washington'da Deniz Ataşeliği yapan, Dz. Kur. Kd. Albay Mehmet Asal'ın şu değerlendirmesini vermiş sayın Tunca Bengin: “Türkiye jeopolitik ve stratejik konumuyla önemli ve mutlaka elde ve yanında tutulması gereken bir güçtür. Gülen'in iade edilmemesi, PYD ve YPG'ye silâh aktarılması ve terörist grupları müttefik seçmesi, son dönemde bozulan ABD-Türkiye ilişkilerinin temel nedenleridir. Bu sorunların Demokrat Parti'den seçilecek bir başkanla çözülmesi mümkün değildir. (...)Gerek Rusya, gerek Çin, gerekse Türkiye ile ilişkiler açısından ABD'de bir yönetim değişikliğinin kaçınılmaz olduğunu düşünen Pentagon ve NSA (National Security Agency), FBI aracılığıyla ortaya koyduğu plânla, Demokratları iktidardan düşürerek, başkanlığı Cumhuriyetçilere teslim etmeyi  uygun görmüştür!”
 Bilindiği gibi, FETÖ, Başkan adayı Clinton'un seçim kampanyasına büyük bağışlar yapmıştı. Clinton da, Obama'nın PYD ile işbirliğini  aynen sürdüreceğini açıklamıştı! 
Dış siyasette önemli gelişmeler yaşıyoruz. Bizi, Batı'nın uydusu hâline getiren 60 yıllık Amerika ve Avrupa Merkezli dış siyaseti kökten sarsacak gelişmeler söz konusudur! Cumhurbaşkanımız Şangay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) katılmak idealinden söz ediyor. Bulgaristan ve Moldavya'da yapılan seçimlerde Rusya yanlıları seçiliyor! Coğrafyamızda böyle önemli gelişmeler var ve Ana Muhalefet partimiz, 'Batı'dan kopmak endişesi' içinde! 
CHP İzmir Milletvekili Ali Yiğit, iktidarın Avrupa Birliği'nin küstahlıklarına karşı yaptığı sert açıklamalar üzerine, “Gerekirse İzmir ayrılsın AB'ye girsin” diye konuşmuş! Sayın Yiğit'in yaptığı açıklamanın bir özetini  yorumsuz olarak veriyoruz: “Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı kafa tutuyor; 'Avrupa Birliğini istemiyoruz' diyorlar. 57 yıl bu kapıda bekledik. Biz Avrupalı olmaya hazırız. Türkiye'de yaşayan demokrat, aydın, çağdaş insanlar  Avrupalı olmaya hazır.”
CHP sözcüsü Hanım'ın, ŞİÖ'ye katılma kararını eleştirmesi de hazindir. Yetmedi mi, AB'den aferin almak için, PKK'ya ve  Kıbrıs Rumlarına verdiğimiz tavizler? Yetmedi mi AB üyeliği havucu ile yıllardır sömürülmemiz ve AB kapısında aşağılanmamız?  Bu ülkeye şahsiyet kazandıracak adımları desteklemek gerekmez mi?

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık