• 21 Kasım 2019, Perşembe 16:27
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BATI'DAN KURTULMADIKÇA BÖLÜCÜ TERÖRDEN KURTULAMAYIZ (3)

Rusya uzmanı Cenk Başlamış'ın Cumhuriyet'teki bir makalesinde yaptığı şu analiz de ufuk açıcı: “Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler son yıllarda neredeyse baş döndüren bir hızla gelişiyor. Milat olarak 24 Kasım 2015'de Türkiye'nin bir Rus uçağını düşürmesinden sekiz ay sonra gelen barışmayı ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimini almak gerekiyor. İlk olayı lehine çeviren Rusya, iç savaşın başladığı 2011 yılından beri kendisine Suriye'de çelme takan Türkiye'yi yanına çekmeyi başardı. Rusların ipleri eline alması sayesinde Türkiye uçak krızi döneminde uzak kaldığı Suriye'ye dönebildi ve sonuncusu Barış Pınarı Harekâtı olmak üzere, üç ayrı operasyon düzenleyebildi. Darbe girişiminin ardından ise, Batı tarafından yalnız bırakıldığını düşünen Ankara'ya destek yine Kuzey'den geldi. Ama, Türk-Rus işbirliği Suriye ile kalmadı, birçoklarının, son dakikada iptal edileceğini düşündüğü S-400 füzeleri anlaşması hayata geçirildi. 
Daha sistem çalışmaya başlamadan bu kez de Rusya'dan savaş uçakları alınması olasılığı gündeme geldi.  100 milyar dolarlık ticaret hacmi şimdilik biraz uzak görünse de, geçen yıl ikili ticaret 26 milyar dolara ulaştı. Sadece Antalya'ya gelen turist sayısı bu yıl bitmeden 5 milyonu buldu. Bunlara, yapımını Rusların üstlendiği Türkiye'nin ilk nükleer santrali Akkuyu'yu ve yakında devreye girecek olan Türk Akımı Doğal Gaz Boru Hattı Projesini eklemek gerekiyor. Yani Kuzey Cephesinde işler yolunda görünüyor.  Batı Cephesi  ise karmakarışık. Bir yanda ABD Başkanı Donald Trump'ın sabah 9, yüzünü yıkamadan attığı bilmece tweetler ve yaptırım tehditleri; diğer yanda Türkiye'nin Suriye operasyonuna karşı ayağa kalkan Avrupa ülkeleri! Ve bu manzarada haklı bir soru: 'Bu kadar yakınlaşan Türkiye ile Rusya stratejik ortak olabilir mi?' Günümüzdeki balayı havasına bakarsak mümkün. Tarihe bakarsak olanaksıza yakın. Gerçek şu ki, Türkiye ile Rusya tarih boyunca bölgede liderliğe oynamış, hattâ savaşmış, hırslı ve iddialı ülkeler. İşbirliği yaptıkları zamanlar da olmamış değil.  Ama nedeni hep aynı; Taktiksel. Tıpkı şu anda Suriye'de olduğu gibi. İç savaşın başında karşı cephelerde yer alan iki ülkenin çıkarları şu anda örtüşüyor. Suriye'de barışın sağlanabilmesi için Rusya'nın Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye'nin de kendi hesapları için Rusya'nın desteğine ihtiyacı var. Başından beri Batı sisteminin bir parçası olmuş Türkiye,  gerçekten Rusya'ya yönelmek mi istiyor Batı'yı kıskandırmaya  mı çalışıyor, yoksa iki büyük gücü aynı anda idare etmeye mi uğraşıyor?” 
Cenk Başlamış'ın yaptığı Türkiye-Rusya ilişkileri analizinde katılmadığımız nokta, Türkiye-Rusya ilişkilerinde bir stratejik ortaklığın,  'tarihe bakarsak' imkânsıza yakın olduğu iddiasıdır. Bu iddia tarihî gerçeklere aykırıdır. Çünkü, Sultan Abdülhamid ve Atatürk Döneminde Rusya ile çok güzel ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkiler daha da geliştirilebilirdi. Fakat Atatürk'ün vasiyetine rağmen, Türkiye, Atatürk'ün ölümünden sonra, Atatürk'ün tarafsızlık siyasetini terk ederek, Batı Emperyalizmi ile ittifak ilişkisi içine girmiş; Rusya karşıtı bir siyaset takip edilmiştir. Hâlbuki, Rusya ile ilişkilerimiz daha da geliştirilebilirdi. Nitekim, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev'in Devlet Başkanımız Cemal Gürsel'e gönderdiği 28 Haziran 1960 tarihli mektupta da buna işaret olunmaktadır. Kruşçev o mektupta şunları söylemekteydi: “Eğer, Türkiye tarafsızlık yolunda kalmış olsaydı, kuşkusuz memleketlerimiz arasında en içten ilişkiler kurulmuş olacaktı. Bu durum, ülkelerimize yalnızca yararlar sağlayacaktı. Türkiye'nin kendi imkânlarını, büyük giderler gerektiren askerî hazırlıklar için değil, memleket ekonomisinin kalkınması ve halkının refahı için kullanması imkânı doğacaktı” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,   s. 1591)!
Dün, 'Küçük Amerika olmak' sevdasına kapılarak kaçırdığımız bu fırsat, bunca acı tecrübeden sonra bugün niçin gerçekleşmesin? Biz Batı'ya mahkûm muyuz? Televizyonda birtakım Beylerin, 'Aman Rusya'ya dikkat edilsin. Rusya'nın sıcak denizlere inmek emeli unutulmasın' gibi sözde uyarılarını dinledikçe, şaşırmadan edemiyoruz. Belli ki, Algı Mühendisliği yapıyorlar!  
Şu 'Sıcak Denizlere İnmek' meselesi üzerinde biraz duralım: Bu sloganik söz, Rus Çarı Deli Petro'ya atfedilir. Ünlü Fransız edebiyatçısı ve siyasetçisi Lamartine, “Osmanlı Tarihi” isimli kitabında, Rus Çarının böyle bir sözü olmadığını, İngiltere'nin, Türk-Rus yakınlaşmasını önlemek için bunu uydurduğunu ve sürekli olarak gündemde tuttuğunu belirtmektedir.  
Bizim Rusya'ya yaklaşmamız, Batı için hep endişe kaynağı olmuştur. 1838 Serbest Ticaret Antlaşmasıyla Osmanlı'nın elini kolunu bağlayan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Palmerston'un (daha sonra Başbakan), 25 Mayıs 1839'da Fransız meslekdaşına gönderdiği, “Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu'nun dostluk kurmuş olabileceği,  bunu yıkmak gerekir' mesajı bunun çok çarpıcı bir örneğidir (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1708)!
Türkiye Rusya ile iyi geçindiği zaman hep kazançlı çıkmıştır. Bu bakımdan Sultan Abdülhamid'in ve Atatürk'ün Rusya politikası iyi incelenmelidir. 
Doğan Avcıoğlu'nun belirttiğine göre, Çarlık Rusya'sı, 1890'lardan itibaren Boğazlar, Balkanlar ve Ermenistan ile uğraşmayı bırakarak Sibirya'ya yönelmiştir. Artık Rusya, ne Ermenileri ve ne de Makedonya'da Sırp, Bulgar ve Rum çetelerini Türkiye'ye karşı kışkırtır; tam aksine Balkan devletlerini frenler, statükoyu bozucu her eyleme karşı çıkar. İstanbul ve Boğazları ele geçirmek heveslerinden, gücünün yetmeyeceğini görerek vazgeçer. Bu sayede Osmanlı İmparatorluğu, Balkan Savaşı'na kadar Rus baskısından kurtulur. Abdülhamid bir hayli rahatlar. O kadar ki, Hikmet Bayur'un yazdığına göre, 'İttihat ve Terakki, Abdülhamid'i Çar'ın bir çeşit adamı' saymaktadır  (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 39)!
Bu Osmanlı-Rus yakınlaşması İngiltere'yi ürkütmüştür. İşte İngiltere, İtalya ve Avusturya arasında imzalanan 'Doğu Üç Taraflı İttifakı' isimli anlaşma bu telâşın eseridir. İngiltere; 'Türkiye'yi Türkiye'ye rağmen korumak' amacı güden bu anlaşma için, Türkiye'nin işbirliğini ister! Eğer, Türkiye işbirliği yapmaz; oldu-bittileri düzeltmek isterse, bunu gayr-i meşru sayan antlaşmanın sekizinci maddesinin yaptırımı hazırdır. Buna göre,  “Eğer, Bâbıâli'nin hareketleri, yukarıdaki gayr-i meşru girişimlerle bir ortaklık ve onlara uygunluk niteliğini kazanırsa, Üç devlet, Osmanlı topraklarından uygun görecekleri yerleri geçici olarak işgal edeceklerdir!”
Daha ilginç olan ise, İngiliz belgelerinde, 'İngiliz'den daha İngilizci' diye nitelenen Sadrazam Kâmil Paşa'nın bu antlaşmayı sevinçle karşılaması ve bu üç devletin 'Türkiye'yi Türkiye'ye rağmen korumak' kararlılığını kendisinin başarısı saymasıdır” (Avcıoğlu, age. s.1079)!
Sultan Abdülhamid bir mektupla Sadrazamını uyarır ve “Bizim her şeyden önce komşumuz Rusya ile iyi geçinmemiz gerektiğini”  bildirir!
Bu bakımdan, 'Rusya'nın sıcak denizlere inmek amacında olduğunu' durup durup, temcid pilâvı gibi önümüze koyanlar ya çok saftırlar, ya da mutlaka bir görev icra etmektedirler diye düşünülmelidir.  Ayrıca şunu da soralım:  'Eğer Rusya Suriye'nin yardımına koşmayıp, Irak'ta ve Libya'da olduğu gibi, emperyalist devletlerin müdahalelerine seyirci kalsaydı, bugün karşımızda nasıl bir Suriye tablosu olurdu' diye hiç düşünülmekte midir? 
 Rusya'yı Amerika ile aynı kefeye koyanlara her zaman kuşku ile bakılmalıdır. Tekrar hatırlatalım: PKK'ya 'Kara Ordum' diyen ve 30 bin TIR silâh yardımı yapan ülke Rusya değil, Amerika'dır! ./…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık