• 30 Eylül 2013, Pazartesi 9:13
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BATI'DA IRKÇILIK YÜKSELİRKEN !
 Türkiye gazetesinin logosunda 40 yıldır Türk Bayrağı bulunmaktaydı. Milletimize, 'Barışın ve Refahın' yegâne anahtarı olarak benimsetilmeye çalışılan, fakat aslında, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ile bir hesaplaşmadan başka bir şey olmayan 'Yeni Türkiye Cumhuriyeti'  anlayışı doğrultusunda, logodan Türk Bayrağı kaldırılmış! Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu değişiklikten kısa bir süre sonra gazeteye yaptığı ziyarette, -yapılandan memnun kalmış olacak ki- “Yeni Türkiye Gazetesi heyecan veriyor” diye konuşmuş! 
Bir süredir valilik, kaymakamlık binalarındaki ve bazı kurumlardaki tabelâlardan T.C ibaresinin kaldırıldığına şahit olmaktayız. Bakalım yakalardaki Türk Bayrağı rozetleri ne zaman kalkacak!
İçişleri Bakanlığımız, Gezi Parkı eylemlerine katılanları şiddet eylemcisi olarak ilân etmiş! Bu arada Gezi parkı'ndaki protesto eylemlerine katılan Anti Kapitalist Müslümanlar da şiddet örgütü olarak tanımlanmış! Hâlbuki, bu samimî Müslümanlar, solcu gençlere Müslümanlığı sevdiriyordu. Müslümanlığın toplumculuğunu; adalete, paylaşmaya ve eşitliğe verdiği önemi öğrenen gençler, 'Dış Güçlerin Kontrolündeki İdeolojilerden Sıyrılıp', İslâmiyet'in özünü kavrayarak halkla bütünleştiklerinde olacakları düşünebiliyor musunuz? Din istismarcıları için bu, tabiî ki, oldukça tehlikeli bir durum! Ayrıca, 'Dindar Gençlik' yetiştirmek isteyen bir iktidar döneminde bunların yaşanması da oldukça ilginç!
Dünyanın en medenî ülkesi olarak gösterilen Norveç'te 23 yıl aradan sonra muhafazakâr partiler iktidara geldi! 77 kişinin katili olan -ırkçı Breivik'in de üyesi olduğu- İlerleme Partisi, yüzde 16 oyla iktidar ortağı oldu! Sosyal Demokratlarımızın hayran oldukları; Dünya Sosyal Demokrasisinin merkezi olarak tanımlanan İsveç'te, göçmenleri hedef alan radikal sağ parti seçimlerde büyük bir başarı sağladı! 
Batı'da ırkçılık yükseliyor! Fakat ABD ve Avrupa Birliği, bize sürekli 'demokratikleşmek ve çağdaşlaşmak için' millî değerlerimizden uzaklaşmamızı, gençliğimizin kozmopolit bir anlayışla yetiştirilmesini dayatırken; diğer taraftan da Ilımlı İslâm'la, İslâmiyet'i Protestanlaştırarak kendi kontrolüne alırken, El Kaide gibi, şiddet uygulayan sözde İslâmî örgütleri teşvik ederek, İslâmiyet'e itibar kaybettirmeye çalışıyor!
Türk Milliyetçiliği ve Millî Devlet fikri, acı tecrübelerin imbiğinden geçerek,  Türk Milleti'nin yok edilmesi için, tezgâhlanan menfûr plânlara karşı bir sentez olarak ortaya çıkmıştır. Bu milliyetçiliğin amacı,  Atatürk'ün dediği gibi, devletin bekası için  “Dil, Kültür ve Ülkü Birliğine sahip vatandaşlar yetiştirmekti.” Atatürk'ün bu millî siyasetine sahip çıkmayanların, Tunceli isminin Dersim olarak değiştirilmesine onay verenlerin 'Atatürk'ün kurduğu partiyiz' diyerek Atatürk'ü sahiplenmeleri bir kara mizah örneği değil midir?
 Kapitalist Emperyalist sistem, kendi çıkarları gereği, milliyetçiliğin ve Millî Devlet fikrinin karşısındadır. Çünkü böyle bir yapıda, millî ve manevî değerlerini özümseyerek yetişen Türk gençlerini kendi emelleri doğrultusunda kullanabilmeleri mümkün değildir. Millî Devletimizi ve Türk kimliğini hedef alan emperyalist saldırıyı etkisiz kılabilmek için, gençlerimiz Türk Milliyetçiliğini iyi kavramalıdırlar. Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün milliyetçilik anlayışını şöyle açıklıyor: “Aslâ siyasî ırkçı ve Turancı değildi. Türkiyeci, Türkiye Türkçüsü idi. (…) Mustafa Kemal, büyük bir realistti. Siyasette ütopyacı zaaflarına düşmekten kaçardı. Ziya Gökalp, tanıdıktan sonra Mustafa Kemal'e hayran kalmıştır. Çünkü devrimci olarak, en ileri Türkçülerin bile, kurtulacaklarını sanmadıkları Ortaçağ müesseselerini bir hamlede yıkmış ve Türk Milliyetçiliğine engin ufuklar açmıştı. Kurtuluş devri nihayet bulduktan sonra, devrimcilik eseri, ilk zamanlar hatıra gelmeyen hayret verici 'tecanüs' gösterecek ve ileri Türkçüler bütün harekete, 'Kemalizm' ismini vereceklerdir”(Çankaya”, s. 369).
Türkçülüğün en saygın isimlerinden biri olan Yusuf Akçura ise şunları söylüyor: “Türkiye Cumhuriyeti'nin, başta Büyük Millet Meclisi adı ile, sonra da gerçek adı ile kurulması, Türk Milliyetçiliği açısından Türkçülük ideallerinin gerçekleşmesi demektir. Çoğu Türkçülerin belki hayatlarında gerçekleşeceğini ümit bile etmedikleri ideal, bir Türk dâhisinin gücüyle gerçek olmuş, Millî Türk Devleti kurulmuştur!”
Bu Millî Devletin, sadece bu vatan topraklarında değil, tüm Orta Doğu coğrafyasında, emperyalist hâkimiyetin önündeki en büyük engel olduğunu çok iyi bilen emperyalizm, Anti Emperyalist Türk Milliyetçiliğini yok etmek için her şeyi yapmıştır. Soğuk Harp'in ABD tarafından başlatıldığı 1946 yılında, bir 'HÜR DÜNYA' kavramı yaratılmış, karşısına da 'Komünizm Tehlikesi' konulmuş ve bir anda, Atatürk'ün, dostluğuna büyük önem verdiği Sovyetler Birliği düşmanımız hâline getirilmiştir! Gençlerimiz bu hikâyeyi iyi öğrenmedikçe yap bozun parçalarını bir araya getirmeleri mümkün değildir.                                                                                                                                                                                                                             Mehmet Akif Ersoy'un Türkiye'ye döndükten sonra, Yarım Ay dergisine verdiği bir mülakâtta, 'Mısır'ın vatansever aydınlarının Türk inkılâbını hayranlıkla takip ettiklerini söylediğini' biliyoruz. Türk inkılâbını örnek alarak gelişen Arap Milliyetçiliğinin önünü kesmek için, İngiliz emperyalizmi, Müslüman Biraderleri piyasaya sürmüştür! Bugün emperyalizmin en büyük korkusu, Türkiye'de Anti Emperyalist Milliyetçilik hareketinin güç kazanması,  Mısır'da yeniden Milliyetçi Baas hareketinin dirilmesidir. Suriye'de ise asıl meselenin, Esat'ın yok edilmesi değil, Baas hareketinin bitirilmesi olduğu da iyi bilinmelidir.
Evet, kendileri, bırakınız Milliyetçi olmayı, ırkçı olan Batılı 'Dostlar' bize gelince milliyetçiliğe vurur ha vururlar! Soros, Yeni Dünya Düzeni'nin 'zorunluluğu' konusunda şunları söylemişti: “Milliyetçilik sadece düşmanlığa ve tahribe ve ırkçılığa ve savaşa sebep olur. Milliyetçiliğin yapıcı bir yöne sahip olması bile olanaksızdır. Öyleyse Millî Devlet yıkılmalıdır ve yerini tüm dünyada egemen olacak bir güce bırakmalıdır!” 
     ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried de, Milliyet gazetesinde, Yasemin Çongar'a verdiği bir mülâkatta, benzer tespitleri yapıyor: “Bence milliyetçiliğin temelinde gurur yok. Milliyetçilik özünde defansif bir tutuma, gurursuzluğa dayanır.  Gururlu insanlar milliyetçi olmaz; gururlu insanlar dünyaya açık olur!” Yani, gururlu insanlar Amerika'nın safında yer alır; millî değerlerini değil, Amerikan değerlerini benimser demek istiyor! Kendi açısından haklı. Kapitalist Emperyalizmin Dünya Hâkimiyetini gerçekleştirmesi için milliyetçiliğin, millî değerlerin aşağılanması ve bizi bu sömürüye karşı koruyacak yegâne güç olan millî devletimizin yok edilmesi gerekiyor ki, yaptıkları budur! Etnik bölücülüğe bu kadar taviz verilmesine, Yeni Anayasa ve 'Demokratikleştirme'  dayatmalarına da bu pencereden bakılmalıdır. Kapitalist-Emperyalist sistem, Türkiye'yi ve Orta Doğu'yu dikensiz gül bahçesine çevirmeyi amaçlıyor. Şu an, en güçlü oldukları seviyedeler fakat buna rağmen tekliyorlar! Atatürk'ün Anti Emperyalist Milliyetçiliğini, bölge ülkeleri ile kurduğu paktların Türkiye ve bölgemiz için önemini; İslâmiyet'in toplumcu, eşitlikçi, adalete ve paylaşmaya önem veren özünü; aynı zamanda ATATÜRKÇÜ ve NATOCU olunamayacağını; keza aynı zamanda hem Müslüman hem de  Haçlı Emperyalistlerle müttefik olunamayacağını kavradığımızda  Batılı 'dostların' ve işbirlikçilerinin işlerinin çok daha zorlaşacağı muhakkaktır. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık