• 27 Kasım 2015, Cuma 9:15
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BATICI OLMAYAN VAR MI?
 Çin'le, iki yıl önce imzalanan fakat bir türlü uygula-maya geçemeyen uzun menzilli Füze Antlaşması nihayet, 'tahmin ettiğimiz gibi' iptal edildi. Niçin 'tahmin ettiğimiz gibi' diyoruz? Bilgiç değiliz, fakat bir miktar tarih bilgimiz var. CFR'nin Başkanı Nelson Rockefeller'in, ABD Başkanı Eisonhower'e yazdığı bir mektuptaki, “Türkiye oltaya yakalanmış balıktır. Oltaya yakalanmış balığın ye-me ihtiyacı yoktur” ifadesi hep hatırımızdadır. AİD yardım programı Türkiye sorumlusu Dr. Richard Podol'un 1975 yılında, Washington'a gönderdiği bir rapordaki şu ifade de unutulacak gibi değil: “Yirmi yıldan beri Türki-ye'de faaliyette bulunan yardım programı meyvele-rini vermeye başlamıştır. Amerikan değerlerini be-nimsemiş Türk yönetici yetiştirme işi başarıya ulaşmıştır. Önemli merkezlerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk'ün bulunmadığı bakanlık ya da bir iktisadî devlet teşekkülü hemen hemen kalma-mıştır. Hâlen bulundukları kuruluşlarda ilerici kuvvet niteliği taşımakta olan bu kimselerin, kısa zamanda genel müdürlük ve müsteşarlık mevkilerine geçmeleri beklenir. AID bütün gayretlerini bu gruba yöneltmelidir. Geniş ölçüde, Türk idarecileri indoktrine etmek gerekir (Metin Aydoğan, “Yeni Dünya Düzeni”, s. 884)!
Yani, 'Türk idarecileri Amerikan değerlerinin hayranı yapalım; Türk idarecilerini, Amerika'nın menfaatini savunmanın, aynı zamanda, Türkiye'nin menfaatini savunmak olduğuna inandıralım' diyor Mr. Podol!
Başardılar! Arada bir Türkiye'nin menfaatlerini savunmakta biraz ileri gidenlerin başlarına nelerin geldiğini görüyorsunuz. Ergenekon, Balyoz ve diğer kumpas davalarını hatırlayınız! Bu davalar sırasında, bir işbirlikçi koronun nasıl el çırptığını unutmuş olamazsınız. İşte, Amerika ve AB bu ülkede bu kadar etkilidir. Ve ne yazık ki, bu vahim durum uzun yıllardır normal bir durum gibi kabullenilmektedir!   
Ülkemizde demokrasi adına yaşananlar, aslında bir tiyatrodan farksız. Ne var ki, demokrasi konusunda bize yaşatılan kavram kargaşası, bu gerçeğin görülmesini engelliyor.  Millet, dört yılda bir oy atarak ülkeyi yönetenleri seçtiğini zannediyor. 1970'lerde İlhan Selçuk bu aldatmaca için 'Filipin Tipi Demokrasi' derdi.  Geçenlerde Yılmaz Özdil, Köy Enstitülerinin mimarlarından, Orta Öğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tongoç'un bir tespitini hatırlatmıştı. Tonguç demokrasi için şu  tespiti yapmış: “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı. Öbürü kolayı ve oyun olanı! Birincisi köklü değişim ister. Topraksızı topraklandırmadan, işsizi iş sahibi yapmadan, halkı eğitmeden olmaz. İkincisi sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi  olsun olmasın; demagojiyle serseme çevrilen halk, elindeki kağıdı sandığa atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır.”
Bu konuda daha ne tespitler var! Fakat Tonguç'un bu tespiti çok önemli.  Çünkü o Köy Enstitülerinin; yani eğitimin başındaki adamdı. Bu ülkede, Çok Partili Sisteme geçerken yapılan ilk iş, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'le birlikte, Tonguç'u görevden alarak,  Köy Enstitülerinin beline kazma vurmak olmuştu! Yani güçlü bir demokrasinin temeli olan Millî Eğitim İdealinden vaz geçilmişti! Devir İsmet Paşa devriydi! Daha sonra Demokrat Parti'ye, Köy Enstitülerine son darbeyi vurmak düşmüştü! Hâlbuki, Köy Enstitüleri hamlesi ve Atatürk'ün Plânlı Karma Ekonomi siyaseti sürdürülseydi, Türkiye bu coğrafyanın yıldız ülkesi olarak, tek söz sahibi ülke durumunda olacaktı. Emperyalizm, kanlı senaryolarını bu kadar kolaylıkla uygulayamayacaktı. IŞİD gibi,  PKK gibi baş belâsı örgütlerin bu topraklarda hayat bulmaları mümkün olamayacaktı.
Dört işlemi bilmeyen, okuduğunu ya da dinlediğini anlamayan nesiller bize, Batı İttifakının ve Amerikan Tipi Demokrasiye uygun bir eğitim sisteminin armağanıdır. 
'Serbest Piyasa bir demokrasinin olmazsa olmasıdır' yalanlarıyla Plânlı Karma Ekonomi siyasetini terk ederek,  güzelim ülkemizi Batı'nın açık pazarı durumuna getirdiler! Netice olarak, dünyanın gelir dağılımı en bozuk ülkelerinden biriyiz. Borcu borçla ödeyerek ekonomi çevriliyor! Ali Koç bile, bu vahşi kapitalizm-den şikâyetçi!
E, tabiî ki, böyle bir ülkenin, Millî Füze sistemini geliştirmesine izin vermezler! Millî Füze sistemini kura-bilmeniz için önce, Millî bir devletinizin olması ge-rekir. 
Konunun uzmanları, iptal edilen bu füze anlaşmasının Türkiye için önemini anlattılar.  Televizyonda dinledik. Uzun menzilli füze yapımında bize en büyük teknolojiyi Çin sağlayacaktı. Bu, Türkiye'nin Batı'ya olan bağımlılığını büyük ölçüde kıracak bir teşebbüstü. Tabiî ki, Batı'nın işine gelmedi. Hemen itirazlar yükseldi. 'Türkiye bir NATO ülkesiymiş. Çin füzeleri NATO'ya entegre değilmiş!'  Peki, Yunanistan'ın Rusya'dan aldığı S 300'ler NATO'ya entegre mi? NATO buna itiraz etti mi? Fakat Türkiye farklı! Yarın ez kaza, Türkiye'nin başına millî bir iktidar gelirse! 
Batı'nın bu millî projemize karşı çıkması normal de, Ana Muhalefet Partisinden yükselen itirazı anlamak mümkün değil. CHP Genel Başkan Yardımcısı, Faruk Loğoğlu, “İhalenin Çin'e verilmesinin Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmadığını ve Türkiye'yi NATO'dan uzaklaştıracağını” iddia etmişti!  
Hem 'Atatürk'ün kurduğu partiyiz' diyeceksiniz, hem de bizi dışa bağımlılıktan kurtaracak olan, Millî Harp Sanayimizin gelişmesi yolundaki önemli bir atılıma karşı çıkacaksınız! 
Bu nasıl bir Batı tutkusudur? Evet; bu Batı sevdası dengemizi öylesine bozmuştur ki, 1960'ların meşhur komutanlarından Orgeneral Cemal Tural, “Amerika'yı sevmemek komünistliktir” diyebilmişti!
11 Ekim 2013 tarihli yazımızda, Çin'le füze anlaşmasına, Ana Muhalefetin karşı çıkmasını şu sözlerle eleştirmişiz: “Bugün uçaklarımız ABD'nin istemediği hedefleri vuramıyor! Niçin? Çünkü yazılımlar bize ait değil! Ne yazık ki, Çin'le çok uygun şartlarla Füze Anlaşması yapılmasına, hâlâ daha “Türkiye Batı'dan kopacak” diye karşı çıkanlar var! Batı ile kurulan bu haysiyetsiz ilişkileri sorgulamanın zamanı artık gelmedi mi?”
Çin'le imzalanan uzun menzilli füze anlaşmasını, iki yıl sürüncemede bıraktıktan sonra iptal ettik. Hem de ne zaman; Obama'nın G-20 münasebetiyle Antalya'da bulunduğu bir sırada! Âdeta Obama'ya müjde verildi! Peki, ya Çin'in karşısındaki durumumuz ne oldu? Bunun ne önemi var ki, önemli olan ABD ile, bu haysiyet kırıcı bağımlılığımıza; pardon dostluğumuza halel gelmesin!
İçinde bulunduğumuz vahametin görülmesini, anlaşılmasını engellemek için müthiş bir zihin kontrolü uygulanıyor. Gayri millî medyamız burada baş roldedir. Sonra sivil toplum örgütleri geliyor. Bunların görevi gençleri; tarih şuuru olmayan aydınları insan hakları, etnik milliyetçilik, çok kültürlülük gibi, Batı'lı istihbarat kuruluşlarının denetiminde olan düşünce kuruluşları tarafından servis edilen, birtakım cilâlı kavramların peşinde sürükleyerek, milleti ayrıştırmak ve bu pespaye düzeninin sürmesini sağlamaktır. 
Geçi bu durumun farkında olanlar da var. Sağ kesimde de, sol kesimde de gerçek problemin ne olduğunu çözen insan sayısı az değil. Bu insanlar mutlaka bir araya gelmeli. Bu bakımdan, bir kitleyi toptancı bir anlayışla reddetmemek gerek. Her kesimin içinde vatansever, gerçeklerin farkında olan insanlar var. Milletleri ayrıştırmakta pek mahir olan emperyalizm,  bunların diyalog kurmalarından korkar. Fakat ne yapıp edip, bu kesimler arasındaki diyalog geliştirilmelidir. 
Muhafazakâr bir isim olan Atasoy Müftüoğlu'nun, 27.4.2012 tarihli Aydınlık'ta yayınlanan bir mülâkatından şunları not etmişiz: “Türkiye, modern-seküler-liberal serbest piyasa sistemiyle bütünleştiği için emperyalist sistemin gözdesi durumunda. Türkiye aynı zamanda NATO üyesi. NATO'nun bir parçası olmak demek, NATO tarafından işlenen suçların da bir parçası olmak demek!” 
Sol 1980'den önce anti emperyalistti. Bugün, sağ kesimden yapılan bu tür millî tahlilleri,  sol kesimden duymak pek mümkün değil!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık