• 25 Mart 2016, Cuma 8:51
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BATI KADINA SAYGIYI BİZDEN ÖĞRENDİ! (2)
 Dinimiz bize tek eşliliği tavsiye ediyor. Nitekim NİSA Suresi 129'da bunu açıkça görüyoruz: “…Ve kadınlarınız arasında adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız da aslâ güç yetiremezsiniz. Öyleyse birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın!” 
Diyanet bu ayeti, “Birden fazla eş arasında her yönden adil davranmanın mümkün olmadığı açık ve kesin bir ifadeyle dile getirilmiştir ve tek eşlilik tavsiye olunmuştur” diye tefsir ediyor (Diyanet 2012 Tefsiri, Cilt II, s. 155).
Evet, ayet bu! Diyanetin meali de bu! Fakat ne yazık ki, Arapların, Cahiliye Dönemi'ndeki çok eşlilik anlayışı devam ettirilmiş ve Arap kültürünün, -İslâmiyetle ilgisi bulunmayan başka birçok geleneği gibi-, çok eşlilik anlayışı da kültürümüze sokulmuştur.
Peygamberimizin Veda Hutbesi'ndeki şu sözleri, kadına verilen önemin bir göstergesidir: “Ey insanlar! Sizin, kadınlarınız üzerinde birtakım haklarınız vardır.  Onların da sizin üzerinizde hakları vardır.  Onlara karşı iyi davranınız.  Eşlerinize karşı şefkatle muamele ediniz.  Çünkü siz onları, Allah'ın bir emaneti olarak aldınız.”
Sâmiha Ayverdi, “Maarif Davamız” isimli kitabında, “III. Sultan Ahmet devrinde, İngiltere Sefiresi olarak Türkiye'de bulunan ve Türk toplumunu dikkatle inceleyen bayan Montague'nun, Türk kadınının aile içindeki otoritesine hayran kaldığını nakleder.  
Lamartin, “Osmanlı Tarihi” adlı eserinde, Kanunî Sultan Süleyman döneminde yasaların yazılı bir hâle getirildiğini ve bu arada kadınların dokunulmazlığına karşı işlenen suçların ağırlaştırıldığını belirterek;  kocaların karılarına danışmadan onları ülke ya da kent değiştirmeye zorlayamadıkları,  eşlerinin hiç olmazsa haftada bir akrabalarını görmelerine izin verdikleri, boşanmanın sağlam temeller üzerinde kurulduğu, boşanmış kadının her iki cinsiyetten de çocuklarını yanında alıkoymak ve büyütmek hakkına sahip olduğu üzerinde durur ki, Batı toplumlarındaki kadınlar bu haklara sahip değillerdi (Lamartin, s.  468, 473). 
Kadınlarımız,  indirilmiş dinin yerine kaim edilen, “Uydurulmuş Dinin” baskılarıyla,   her ne kadar gerilere itilmiş ise de, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Türk toplumunda, kadınlarımızın konumlarını iyileştirecek bazı önemli gelişmeler yaşanmaya başlamıştır.
Prof. Niyazi Berkes,  “Tanzimat'ın belki de en büyük başarısı 1862'den itibaren, kız öğrencilerin orta eğitim görmelerini başlatması olmuştur. Kız ortaokullarının açılmasının öteki önemli sonucu, kadınlar arasında meslekleşmeye doğru yolun da açılmış olmasıdır. 1881'de ilk kez, bir okulun kapanma töreninde bir kadın söylev verir. Kadınların okul yönetimi işlerine tayinleri 1883'de başlar ve bu tarihlerden sonra vilâyetlerde de bu yol açılmış olur ki, bu dönem Tanzimat dönemine değil, Abdülhamid dönemine rastlar” tespitini yapmaktadır (Türkiye'de Çağdaşlaşma”, s. 227).                                                
Öksüz ve yetim çocuklarla, sokak çocuklarının barınması için Darülaceze'yi açan da Abdülhamid'dir.
Yüzyıllardır, bu “Uydurulmuş Dinin” etkisi altında bulunan toplumumuzda,  kadınların toplum hayatında yer almaları elbetteki, büyük bir zihniyet değişikliğini gerektirmektedir. Bu bakımdan Cumhuriyet Devrimi'nin önemini ve Atatürk'ün bu konudaki öncülüğünü, özellikle kadınlarımız çok iyi bilmelidirler. Fakat ne yazık ki, bırakınız iyi bilmeyi; hiç bilinmediği üzüntü verici bir gerçektir. 
Bu konuda bir örnek verelim: CHP milletvekili rahmetli Kamer Genç,  Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Fatma Şahin'e yönelttiği bir sözlü soruda, şu ifadeyi kullanmıştı: “Çanakkale Savaşları ile ilgili olarak gönderdiğiniz mesajda, 'Çanakkale savaşlarını kazanan kıymetli komutanlar' ifadesini kullanmışsınız. Atatürk'ten hiç söz etmemişsiniz. Atatürk ismi sizi niçin bu kadar rahatsız ediyor? Eğer O bu devleti kurmamış olsaydı siz kim bilir hangi cemaat mensubunun kaçıncı karısı olurdunuz!” 
Bu soruya sayın Bakan çok kızar ve Kamer Genç aleyhine tazminat davası açar!  Meclis,  AKP çoğunluğu ile, sayın Genç'e kınama cezası verir! Kamer Genç'in soru sorarken kullandığı ifadeye itiraz edilebilir fakat içeriğinde bir hakaret kastı olmadığı açıktır. Sayın Genç, Bakana sadece, 'Eğer Atatürk Devrimi olmasaydı kadınlar bugünkü haklarına sahip olamayacaklardı' gerçeğini hatırlatmak istemişti. 
Aşağıda verdiğimiz iki örnek bile, millet olarak yaşadığımız büyük dönüşümde, Büyük Atatürk'ün eşsiz ve inkâr edilemeyecek yerini göstermektedir: 
“Meclis'teki büyük komisyon odasındaki masanın çevresinde kimi gazete okumakta;  kimi de alçak sesle sohbet etmektedir! Tevfik Hoca söylenmeye başlar. Vekillerden biri sorar: “Ne oldu Hoca?” Tevfik Hoca: “Daha ne olsun? İzmir'deki Kongreye temsilci olarak işçi kadınları da almışlar (1923 İzmir İktisat Kongresi'ni kast ediyor)! İşçi kadınlar erkeklerle diz dize oturup memleket işlerini mi konuşacaklar? Bu ne yani? Uygarlık mı?” 
Bu anlayış günümüzde de, Kız-Erkek birlikte öğrenimi yasaklamaya çalışmaktadır1
Mustafa Kemal Paşa,  3 yakın arkadaşını odasına davet eder ve onlara şu düşüncesini açıklar: “Yarın Meclis'in dördüncü yılı başlıyor. Lâtife'nin de dinleyici olarak Meclis'e gelmesini istiyorum!” Üçü de irkilir. Kılıç Ali: “Olmaz Paşam! Bin türlü lâf ederler” diye itiraz eder. Nuri Bey (Conker) de kalın sesiyle “İcat çıkarma!”  diyerek karşı çıkar. Mustafa Kemal Paşa “ama birinin ilk adımı atması gerek.  Bu adımı başka adımlar izler. Bakarsınız bir gün hanımlar Meclis'e milletvekili olarak da girerler.” Atatürk'ün bu sözlerini, Nuri Conker yüzünü buruştururarak, “Bazen ne kadar hayalci oluyorsun Paşam?” diye cevaplar!
Mustafa Kemal Paşa: “Buna hayal değil, hedef denir. Fırsatlardan yararlanarak, imkânları zorlayarak bir yol açmak ve bu durgun suyun akmasını sağlamak zorundayız. Dinleyici balkonunda oturur, beni dinler. Sizler de eşlik edersiniz!”
Salih Bozok da arkadaşları gibi düşünmektedir fakat sesini çıkarmaz, sadece içini çeker! Latife Hanım sessizce, Meclis'in dinleyici balkonuna gelerek oturur, orada bulunan Büyükelçiler ayağa kalkarak saygıyla selâmlarlar. Kılıç Ali arkasında ayakta durmaktadır. Nuri Conker biraz ilerisine oturur. Vekiller fark ettiklerinde homurdanmalar başlar. Hafız Mehmet Bey: “Bu kadarı da fazla!” Yusuf Ziya Bey: “Bunun arkası gelir” diye söylenir. Latife Hanım başı kapalı, yüzü açık kıyafetiyle M. Kemal Paşa'nın konuşmasını vakur bir şekilde dinler. Paşa, arkadaşlarını Çankaya Köşküne çağırır. Onların önünde Latife Hanım'a teşekkür eder. Ve Nuri Conker'in dizine vurarak şunları söyler: 
“Birileri icat çıkarmasa, insanlık mağara döneminde kalırdı!”
Meclis 3 Nisan 1923 tarihinde yaptığı toplantıda, seçim kanununda bazı değişiklikler yapılmasını öngören bir tasarıyı görüşmektedir. Eski seçim kanununda, seçimle ilgili her konuda 'Erkek nüfus' deyimi kullanılmaktaydı. Yeni tasarı da öyleydi. Erkeklerden kurulu Meclis, -Millî Mücadele boyunca ürettikleriyle milleti doyurdukları, cephelere silâh ve mühimmat taşıdıkları için o kadar övdükleri- kadınları, sıra seçime gelince yok sayıyordu! Tunalı Hilmi Bey, bu durumun haksızlık olduğunu belirtmeye çalışmak isteyince, büyük tepkilerle karşılaşır. Çoğunluk, 'Şeriata saygı gösteriniz', 'Milletin duygularıyla oynamayınız' avazeleri arasında Tunalı Hilmi Bey'i konuşturmaz! Kavga çıkacağını anlayan Başkan oturumu kapatır. Rasih Hoca, Hamdi Bey'e (Ülkümen) “Dinimizde böyle bir kısıtlama yok. Bu softaların görüşü” diye yakınır! 
Kadınlarımız  seçme ve seçilme hakkına 1935 yılında kavuşurlar. 
Ne hazindir ki, bugün, bütün insanların özgürlüğünü savunan bir din, kadınları köleleştirmenin aracı olarak kullanılmakta; kadınlarımızın içinde, bu ülkede, hür ve eşit haklara sahip vatandaşlar olarak yaşamalarını Atatürk'e borçlu olduklarını idrak edemeyerek; Cumhuriyetimizi 'reklâm arası', ve '90 yıllık enkaz' gibi zavallı ifadelerle tanımlayanlar; Türk töresine aykırı bir kurum olan Osmanlı'nın Harem'ine övgüler düzenler ve İslâmiyet'in ve Cumhuriyetin kendilerine sağladığı hak ve hürriyetlerden vazgeçenler çıkabilmektedir!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık