• 02 Temmuz 2012, Pazartesi 9:12
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BATI GERÇEĞİ VE BİZİM GERÇEĞİMİZ!

Batı, kendi çıkarlarının gereği olarak, bulunduğumuz coğrafyada güçlü millî devletler istemiyor. Batı, kendi kontrolünde kukla devletler istiyor. Bu bakımdan, sadece Suriye değil, İran da,  ülkemiz de hedefleridir! Fakat hazin olan şey, bizim gibi, emperyalist Batı’ya karşı büyük bedeller ödemiş bir milletin aydınlarının ve siyasetçilerinin, Atatürk’ten sonra, Batı’nın ‘Hürriyet ve Demokrasi’ üfürüğünün etkisinde kalarak, Batı’nın bölgemiz için düzenlediği senaryoların bizim mahvımıza yol açacak sonuçlarını görememeleri ve bu senaryolarda gönüllü olarak görev almalarıdır!

Aramızda hiçbir sorun kalmayan ve bölgemizdeki en güvenilir dost ülke konumuna yükselen Suriye ile ilişkilerimiz, AKP iktidarı eliyle,  ‘anlaşılmaz’ bir şekilde bir anda tuzla buz  edilmiştir! Suriye’nin bir savaş uçağımızı düşürmesiyle gerginlik daha da tırmanmış ve ‘Savaş Kışkırtıcılarına’ da gün doğmuştur. Bu elim olay üzerine, ‘Uzman’ adı altında ekranlarda boy gösteren ‘Savaş Kışkırtıcıları’nın, Suriye üzerinde bir Batı-Doğu hesaplaşmasının yaşandığını; Suriye ile çıkacak bir çatışmanın bölgeyi nasıl bir ateş çemberine çevireceğini ve zaten kritik bir dengede giden ekonomimizi nasıl etkileyeceğini görememeleri hazindir.  Hiç ummadığımız bazı isimler, ‘bir Suriye hava sisteminin derhal vurulmasını’ önerebilmişlerdir!  Bunlar için yine de, ‘insaflılar’ denilebilir çünkü Hasan Celâl Güzel gibi bazı isimler açıkça savaş kışkırtıcılığı yapmakta; televizyon ekranlarında,   ‘Suriye’den girip, Ürdün’den çıkalım’ diye konuşabilmektedirler! Burada dikkat çeken husus, Suriye’ye girmekte oldukça arzulu olan ‘yiğitlerin’ sıra,  her gün en az bir güvenlik görevlimizi kalleşçe şehit eden terör örgütünün yuvalandığı Kandil’in temizlenmesine gelince dut yemiş bülbül kesilmeleridir!

Ne ise ki, iktidar yanlısı bazı yazarlar bile, Suriye meselesine sağduyu ile yaklaşıyor. Yeni Şafak’ta Salih Tuna, Âkif Emre, İbrahim Karagül, Yusuf Kaplan, Prof. Hüseyin Hatemi gibi yazarların değerlendirmeleri, Batı İttifakının, ‘Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak’  gibi pis bir oyun içinde olduğunun anlaşıldığını gösteriyor ki, bu oldukça sevindiricidir. Bir diğer sevindirici gelişme de, bu bilgi kirliliğine ve karartmaya rağmen, milletimizin çok büyük bir çoğunluğunun savaş kışkırtıcılarına itibar etmeyerek, Suriye ile yeniden dostça ilişkiler içine girilmesini istemesidir.

Saadet Partisi Genel Başkanı sayın Mustafa Kamalak’ın, sağduyuya dâvet eden şu değerlendirmesi de dikkatle okunmalıdır:  “Komşumuzdan zaman zaman rahatsız edici sesler yükselebilir.  Aile içinde bir takım huzursuzluklar olabilir.  Komşunuzun huzursuzluğunu gidermek için ‘sen bu evde duramazsın, senin evindeki mesele benim iç meselemdir’ dediğin zaman tüm köprüleri atarsın.  Türkiye soruna barışçı yaklaşmalı.” 

Suriye’de gerçekte neler oluyor? Ne yazık ki bu konuda net bir bilgiye sahip değiliz.  Çünkü neredeyse tümüyle Batı’nın yanında yer alan medyamız, tümüyle Batı basınının verdiği, ‘yanlı’ haberleri geçmektedir. Suriyeli isyancıların ‘Hürriyet ve Demokrasi’ için mücadele ettiklerine kimse bizi inandıramaz. Biz, ‘Hürriyet Mücadelesi’ uğrunda bir imparatorluk kaybeden bir milletin fertleri olarak bu safsatalara inanacak kadar nasıl saf olabiliriz? Sultan Abdülhamid’i ‘DESPOT’ diye iktidardan indiren İttihat ve Terakki Partisi’nin ülkeyi nasıl bir despotizmle idare ettiğini; koca imparatorluğu nasıl yok ettiğini ve emperyalist Batı bizi bu coğrafyadan silmek üzereyken, Gâzi Paşa’nın dehası sayesinde yeniden nasıl bu kutsal topraklara tutunduğumuzu hatırlatmak isteriz. Evet, ‘Hürriyet Mücadelesi’ bize bir imparatorluk kaybettirmiştir fakat ne yazık ki, bu acı tecrübeden aydınlarımızın pek ders aldıkları söylenemez.  ‘Hürriyet Mücadelesi’ verdikleri iddia edilen Suriyeli isyancıların, Suriye halkına neler kaybettireceğini de gelecek yıllar bize gösterecektir.

Ne yazık ki, Batı’nın ‘Hürriyet ve Demokrasi’ üfürüğü, aralarında ülkemizin de bulunduğu Doğulu aydınların kafalarını  allak bullak etmiş ve bu yüzden büyük bedeller ödenmiştir. Batı’nın ‘uygarlık tarihi’ bir ‘Özgürlük Mücadelesi Tarihi’ olarak Doğulu aydınlara yutturulmuştur.  Bu konuda sayın Yusuf Kaplan şu önemli tespiti yapmış: “Modern Batı uygarlığının insanın özgürleşme çabası olmadığı, Batılı düşünürlerce de açıkça dillendirilen bir gerçektir.  Bu konuda çok şey yazdım; o yüzden iki örnekle yetineceğim: ‘William McNeill, Avrupa Tarihinin Oluşumu başlıklı kitabında, Avrupa tarihinin özgürlükler tarihi olduğu fikrinin, icat edilmiş bir efsane olduğunu söyler ve bu gerçeği çeşitli açılardan tartışarak bütün boyutlarıyla gözler önüne serer. Fernand Braudel de, Uygarlıkların Grameri başlıklı kitabında Avrupa’da özgürlükler olarak algılanan olgunun, imtiyazların paylaşılması olduğunu hatırlatarak ezberlerimizi alt üst eder.”

Ne yazık ki, günümüzde de, 3. Dünya ülkelerinin aydınları, Batı’nın, ‘Hürriyet ve Demokrasi Mücadelesi’ gazına gelerek, bu ülkelerle pis bir işbirliğine girmekte ve bu sayede kendi devletlerini güçsüz düşürmek suretiyle, emperyalist senaryoların hayata geçmesine hizmet etmektedirler!  Suriye’de olan da budur.

Ne ise ki,  Rusya-Çin ve İran bir blok olarak Suriye’nin arkasında durunca, Batılılar da, Irak’a ve Libya’ya getirdikleri ‘demokrasiyi’  Suriye’ye getiremeyeceklerini anladılar. Beşar Esad’ı devirme hayalleri suya düşmüş gibi görünüyor. Eğer sayın Esad görevde kalmayı başarırsa, bütün politikasını Esad’ın gitmesi üzerine kuran AKP iktidarının büyük bir prestij kaybına uğrayacağı muhakkaktır.

Sayın Hüseyin Hatemi, 19 Haziran tarihli yazısında, hükümetin Suriye politikası hakkında önemli uyarılar yapmış. Başbakan Süleyman Demirel’in, Sovyetler dağıldığı sırada ettiği o meşhur “Adriyatik’ten Çin Denizi’ne kadar” sözünü hatırlatarak; “Batı bize ‘Haydi aslanlarım!  Benden size izin! Adriyatik’ten Çin denizi’ne kadar Osmanlı’yı ihyâ edin’ demesinin sonuçlarını gördük... Bu kez de, ‘Osmanlı fırsatını kaçırdınız; şimdi size Alpaslanlık yolunu açıyoruz.  Suudi Arabistan Abbasî Hilâfeti’ni, Barzânî-Talebanî de dini bütün Sünnî Kürtleri, Salâhaddin’i ve İdris’i (Bitlisî) temsil etsin; siz de bunların ağası Alpaslan’ı oynayın; tabiî ki, hiçbir zaman da asıl ağanızın emperyalist ittifak olduğunu unutmayın telkini yapılıyor! Bu arada ‘İslâm Konferansı’ örgütü ne yapıyor? İslâm Dünyası’nın doğru sözlü tek bir haber ajansı da yok mu?  Suriye’de olup bitenleri bizim gazetelerden okuduğumuzda, ‘Ey Esed, Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz mısın?’ diye içten haykırıyoruz. Ne var ki, Suriye’nin ve müttefiklerinin yorumları emperyalizmin güdümündeki basının sansüründen geçemiyor. İslâm Konferansı acabâ niçin kuruldu?  Yoksa bu da mı emperyalizmin bir gözetleme kulesi?”

Sayın Yusuf Kaplan da, Amerika’nın, ‘neo-Osmanlıcılık’ tuzağına dikkat çekiyor. Kaplan’a göre, “Amerikalıların neo-Osmanlıcılık projesiyle yapmak istedikleri iki temel şey var. Birincisi, Amerikalılar, Osmanlı medeniyet fikrini diriltmeyi değil, rehin almayı, büsbütün bitirmeyi hedefliyorlar. Yani, Amerikalıların neo-Osmanlıcılık projesi, Osmanlı medeniyet fikrini bizim elimizden almayı ve işlerini görünceye kadar bizi de kullanarak yok etmeyi amaçladıkları tehlikeli bir projedir.  İkincisi de Osmanlı medeniyet fikrini bizim sahiplenmemizin önüne geçmek ve bunun için de bölgenin ve hattâ kürenin sorunlarını çözebilecek tek medeniyet tecrübesinin şifrelerini kullanarak küre üzerindeki  hâkimiyetlerini garantiye almak!”

Suriye üzerinde bir Batı-Doğu çatışması var ve biz bu çatışmada bütün varlığımızla Batı’nın yanındayız!  Ülkemizin geleceği için çok ciddî bir tehdit teşkil eden bu gerçeği, ‘son yüz elli yıllık tarihimizi de önümüze koyarak’ sorgulamamız gerekmektedir.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık