• 05 Şubat 2018, Pazartesi 8:01
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BATI, BÖLGEMİZE YABANCI KALMAMIZI İSTER!
 İlginçtir; hem Atatürkçü kesimlerde ve hem de muhafazakâr kesimlerde çok yaygın olarak, Müslüman Arapların Osmanlı'ya karşı ayaklanmaları 'ihanet' olarak değerlendirilir de, her nedense Müslüman Arnavutların bağımsız bir Arnavutluk kurmak amacıyla ayaklanmalarını kimse 'ihanet' olarak nitelendirmez!
Arapların da Arnavutlar gibi bağımsız bir devlet kurmaları hakları değil miydi?
Peki, niçin böyle bir çifte standart uygulanmaktadır? Çünkü Arnavutluk'ta zengin petrol ve doğalgaz kaynakları olmadığı için, Arnavutluk'la ülkemizin çok yakın ilişkiler içinde olması Batılı 'dostlarımızın' o kadar da umurlarında değildir! Fakat, komşumuz Arap ülkeleri bir petrol denizinin üzerindedirler! Bu nedenle Türkiye zinhar, Atatürk'ün SADABAT PAKTI örneğinde olduğu gibi, bu ülkelerle doğrudan yakın ilişki kurmaya kalkmamalı; bu ilişki ancak, 1955 yılında İngiltere'nin petrol çıkarlarının korunması amacıyla kurulan BAĞDAT PAKTI'nda olduğu gibi İngiltere'nin, ya da BOP'ta olduğu Amerika'nın gözetiminde olmalıdır!
Aydınlarımızın ve milletimizin büyük bir çoğunluğu, 'Arapların, bizi I. Dünya Harbi'nde arkadan vurduğuna' inanmaktadırlar. Doğrudur, bir kısım Araplar bizi arkadan vurmuşlardır. Fakat bilinmelidir ki, bizimle birlikte hareket eden Araplar da vardı!
Bu kara propagandayı yapanlar İngilizlerdir. İngilizler ülkemizde bu propagandayı yaparlarken, Arap ülkelerinde de, “Türkler sizi yüz yıllarca sömürdü” yalanını yaydılar! Ne yazık ki, bu propagandalar iki tarafta da oldukça etkili olmuştur. Hâlbuki, Osmanlı döneminde biz, Falih Rıfkı Atay'ın ünlü “Zeytindağı” kitabında belirttiği gibi, “Bu ülkelerde sadece tarla bekçiliği yapmıştık!” Yani, buralarda sadece düzeni sağladık! Araplar, Türklerin yönetimi sayesinde (Osmanlı sadece bir hanedan adıdır) yüzlerce yıl Emperyalist Avrupa'nın tasallutundan uzak yaşadılar! Çünkü Osmanlı, yüce Peygamberimiz Arap ırkına mensup olduğu için, Arapları “Kavm-i Necip” olarak kabul ediyordu. Araplardan ne vergi ne de asker alınıyordu. Ayrıca her yıl Hac mevsimi öncesinde “Surre Alayı” ile Mekke ve Medine'ye değerli hediyeler gönderiliyordu! Yavuz Sultan Selim'in Haremeyn'de (Kutsal topraklar) Osmanlı hâkimiyetini kurmasından sonra, Surre her yıl düzenli olarak gönderilmiştir. Osmanlı'dan önce de bu işi yine, Mısır ve Suriye'de hâkim bir Türk Devleti olan Memlûkler yapmışlardı.
Bu coğrafyadaki Türk hâkimiyeti bin yıldan daha uzundur. Bundan habersiz kimi 'uzmanlar' 502 yıllık hâkimiyetimizden söz etmektedirler ki, bunun nedeni çok yanlış olarak, 1516 yılındaki Mercidabık Harbi'nde Memlûk ordusunu yenmemizi esas almalarıdır.
Osmanlı, Hac organizasyonu için her yıl 400 bin altın civarında bir para harcamaktaydı. Üstelik Cidde'den elde edilen az miktardaki bir gümrük geliri dışında Haremeyn bölgesinden Osmanlı hazinesine bir gelir de girmemekteydi. Romen tarihçi Jorga, Sultan I. Ahmet zamanında Bucak Sancağı ve Boğdan'ın vergilerinin Mekke'ye bağışlandığını yazar (“Osmanlı İmparatorluğu Tarihi”, Cilt II, s. 340).
Hicaz bölgesine Osmanlı yardımları bu kadarla da sınırlı değil. Suraiya Faroqhi bu konuda bize şu bilgiyi veriyor: “Mekke ve Medine'de tüketilen buğdayın büyük bir bölümünün Mısır'da bulunan ve bu hizmete ayrılan vakıf topraklarından geldiği bilinmektedir. Bu vakıfların bir bölümü Memlûklu Sultanlarından kalmış olsa dahi, özellikle Kanunî ve III. Murat tarafından, vakıf köylerinin sayısı bir hayli arttırılmıştır. Bunun yanı sıra, özel kişilerin Mekke ve özellikle Medine fukarasına ayırdıkları vakıf gelirleri, Osmanlı yöneticilerinin gözetimi altında Hicaz'a gönderilmiştir (Türkiye Tarihi, Cilt II. s.151).
Fakat ne yazık ki, ne biz Türklerin, ne de Arapların bu tarihten haberleri vardır!
Düşünebiliyor musunuz, bir Surre Alayı'nın İstanbul'dan Mekke'ye gidişinin öyküsünü anlatan bir televizyon dizisi yapıldığını; bunun etkilerini! Fakat bu, ne devletimizin aklına gelir, ne de yapımcıların! Tarihimizi bilmediğimiz için, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı'nın; Medine Müdafii Fahreddin Paşa'yı hırsızlıkla suçlamasına da gereken cevabı veremedik! Hâlbuki, kutsal şehirlerde asıl yağmalamayı ve hırsızlığı yapanlar Suudîler! Vehhabi Suudîler 1800'lerin başlarında, Osmanlı yönetimindeki Mekke'yi ve sonra da, Medine'yi ele geçirdiler; Hz. Ebu Bekir'in, Hz. Ömer'in, Hz. Ali'nin ve Peygamberimizin kızı Hz.Fatıma'nın doğduğu evleri bile yıktılar. Bu kutsal şehirleri yağmaladılar ve katliamlar yaptılar. Padişah 2. Mahmut bunlara karşı Mısır valisi M. Ali Paşa'dan yardım istedi. Katliamcı ve yağmacı Vehhabiler yenildiler ve elebaşıları da yakalanarak İstanbul'a gönderildi. İstanbul'da asıldılar.
İhanet meselesine gelecek olursak: Mekke Şerifi Hüseyin bir oğluna Suriye'nin, bir oğluna Ürdün'ün verilmesi ve kendisinin de Arabistan Kralı yapılması sözü ile I. Dünya Harbi'nde, İngilizler tarafından Osmanlı'ya karşı kullanıldılar. Şerif Hüseyin, Arabistan Kralı olamasa da, sonunda Hicaz kralı oldu.. Büyük oğlu Ali veliaht; en genç oğlu Faysal Irak Kralı ve ortanca oğlu Abdullah da Ürdün Emiri yapıldı. Fakat bu defa Vehhabi Suudlar Mekke'nin üzerine yürüyerek Şerif Hüseyin'i devirdiler. İngilizler Suudîleri desteklediler! Kutsal şehirler Vehhabi Suudîlerin eline geçti. Peygamberimizin eşi Hatice'ninki dahil İslâm ulularının mezarları tahrip edildi! Şerif Hüseyin Kıbrıs'a sürgüne yollandı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, çocukluğunda babası ile birlikte Şerif Hüseyin'i ziyarete gittiklerini, O'nun 'Osmanlıya nasıl ihanet ettim diye yakındığını' anlatır.
Şevket Süreyya, Şerif Hüseyin'in ihaneti hakkında şu değerlendirmeyi yapmış: “Şerifleri Hicaz'da koruyan ve yüzyıllardan beri de besleyen Osmanlı Devleti ortadan kalkınca, Arap Şeyhleri arasındaki ebedî rekabet hemen sahneye döküldü. Şerifler Hicaz'da kendilerini, bütün Şeyhlerden güçlü sayıyorlardı. Hâlbuki, onların kuvvet ve itibarı, bizim Hicaz'da oluşumuzdan, onları koruyuşumuzdandı” (“Enver Paşa, Cilt III, s. 310)!
Şerif Hüseyin'in ihaneti hakkında Doğan Avcıoğlu da şu bilgileri veriyor: “Mekke Şerifi Hüseyin, İngiliz emperyalizminin kiralık adamıdır. İngiliz hükümeti, şeriatın emperyalizmin hizmetinde kullanılması için Emir Hüseyin'e 1915/1920 yılları arasında, her ay 200 bin altın Sterlin ödemiştir. Bu ücretli şeriatçı ve oğlu Faysal, Siyonistlerin Filistin'de yerleşmesinde de önemli bir rol oynamıştır. Tel Aviv'deki Weizman Enstitüsü arşivlerine göre, Şerif Hüseyin ve oğlu Faysal, Siyonistlerle temas ederek, Yahudilerin Filistin üzerinde hakları olduğunu kabul etmişlerdir. 1918'de, Waida'da Weizman ile görüşen Faysal, Siyonistlerin Filistin'e yerleşmelerinin onlara yararlı olacağını söylemiş ve Türklere karşı Yahudilerle anlaşma hâlinde hareket edilmesini istemiştir. Şerif Hüseyin, şeriat adına Halife ve Sultan'a karşı ayaklanırken, İngiltere ve Fransa'nın övgülerini yapmakta kusur etmemiştir. Kutsal şehirlerin koruyucusu bu kişi, İttihatçıların İngiliz dostluğundan ayrılmalarını, şeriat adına giriştiği ayaklanmanın baş nedenlerinden biri olarak Müslümanlara ilân edebilmiştir” (Doğan Avcıoğlu, “31 Mart'ta Yabancı Parmağı”, s. 9).
Bugün AKP iktidarı, Müslüman ülkelerle işbirliği arayışında. Buna kim karşı çıkabilir. Fakat artık hata yapmak, aldatılmak lüksümüz olmadığı da iyi bilinmelidir. Bu nedenle, Enver Paşa'nın maceralığının sebep olduğu yıkımlar; Atatürk'ün gerçekçi siyaseti ile nasıl toparlandığımız ve O'nun Bölge Merkezli siyaseti iyi kavranmalıdır.
İktidar yanlısı medyada genellikle hep Türkiye'nin ağabeyliğinden söz ediliyor! Hâlbuki, bu 'Ağabeyce' davranış Müslüman ülkelerde, çok haklı olarak hiç de hoş karşılanmıyor.
Atatürk, hiçbir zaman Bölge Devletlerine bir ağabey gibi yaklaşmamıştı! Atatürk Rusya ve Bölge Devletleriyle karşılıklı saygıya dayalı işbirliğinin geliştirilmesinin hayatî öneminin farkındaydı ve bunu başarmıştı da.
Batı'nın en büyük korkusu bunun yeniden başarılmasıdır.
Fakat naçizane düşüncemiz, Atatürk yeniden kılavuz edinilmedikçe bunun aslâ başarılamayacağıdır!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık