• 03 Şubat 2017, Cuma 8:17
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

BAHÇELİ KOALİSYONA NİÇİN KARŞI ÇIKMIŞTI?
 7 Haziran 2015  seçimlerinden hemen sonra, 21 Haziran tarihli,  “Nasıl Bir Koalisyon” başlıklı yazımızda, özetle şu tahlili yapmıştık: “Amerika, HDP'nin bu seçim başarısı için çok ince bir strateji uyguladı. Uludere'de, ABD istihbaratına dayanılarak, PKK'lı diye, kaçakçılık yapan köylülerin bombalanması suretiyle yaratılan mağduriyetle, projenin uygulanmasına başlandı. Sonra, malûm Ayn-el Arap (Kobani) tiyatrosunu yaşadık. Peşmerge güçlerine sınırlarımızı açtık! ABD uçakları IŞİD'i bombalayarak, PKK-PYD güçlerini rahatlattı ve bunlara bir 'ZAFER' kazandırdı. 'Kahraman' PYD'liler; IŞİD'in hakkından gelmiş oldular!
Projenin devamında, Öcalan  geri plâna itildi; yıpranan BDP sahneden çekildi ve yerine 'Barış Meleği' HDP sahneye sürüldü.  'Bağlama çalan, türkü söyleyen, demokrat' Selâhattin Demirtaş profili öne çıkarıldı. Erdoğan nefretiyle bilenen kitleler, HDP'nin Meclis'e girmesiyle, AKP iktidarının sona ereceğine inandırıldılar ve Diyarbakır mitinginde patlatılan bomba ile de, HDP lehine bir mağduriyet sağlanarak barajın aşılması garantilendi! 
Amerika, bölgemizin yeniden şekillendirilmesinde Kürtçüleri, Merkez Medyanın ayarlanmış gazetecilerini, ayarlanmış aydınları ve akademisyenleri maşa olarak   kullanıyor. Bunlardan anti emperyalist bir söylem duymak mümkün değil!
 Millî Mücadele sırasında, Washington'da büro açmak isteyen Ankara'nın Millîci Hükümetine bu izni vermeyen Amerika'nın, PKK'nın siyasî kanadı DTP'ye (Demokratik Toplum Kongresi)  izin verdiğini de hatırlatalım! Yani ABD-PKK arasındaki aşk derin!
15 Haziran 2015 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, Prof. Nilüfer Göle, şu tespiti yapıyordu: “HDP hem kendini hem de Türkiye'yi dönüştürüyor! HDP'nin parlamentoya girmesi sayesinde, Kürtlerin de Meclis'te temsili sağlandı!” 
Sanki, Meclis'te Kürtlerin temsilcileri yokmuş; sanki Kürt vatandaşlarımızın yegâne temsilcisi HDP imiş gibi!
Bunları hatırlattıktan sonra, Koalisyon Meselesine gelelim! 
HDP'ye 'Solun ve Ezilenlerin Temsilcisi' payesini verenler, 7 Haziran seçimlerinden sonra; CHP, MHP ve 'Proje Partisi' HDP ile koalisyon hükümeti kurulmasını istediler. Böyle bir şey mümkün müydü? MHP; sırf AKP iktidarına son vereceğim diye, HDP'nin içinde olacağı bir koalisyona katılabilir miydi? Bu MHP'yi bitirmez miydi? İşin tuhafı, medyanın anlı  şanlı 'özgürlükçü' yazarları bunu savunabildiler!
Amerika'nın, AB'nin, İş Çevrelerinin, Cemaatin ve HDP'nin  isteği ise, 'AKP-CHP Koalisyonu' idi.  Çünkü bilindiği gibi, CHP de Açılımının sürmesinden yanaydı! CHP ile koalisyon, AKP'nin 'Açılım' konusundaki tereddütlerini giderebilirdi! Bu, iki partinin de intiharı olurmuş kimin umurunda!
Bir diğer seçenek; Sol-Sosyal Demokrat-Liberal kesimlerin karşı çıktıkları,  AKP-MHP koalisyonuydu. 12 Eylül öncesinin, -ABD'nin manipüle ettiği açığa çıkan-  Ülkücü-Solcu kutuplaşmasının etkisinden kurtulamayan bu zihniyet, MHP ismine, âdeta şartlı refleksle karşı çıkmaktaydı.  Ne var ki, sağduyu sahibi kesimler bazı şartlarla, bu koalisyonun kurulmasının ülke menfaatlerine uygun olduğu görüşünde birleşiyorlardı. Sayın Rıza  Zelyut, Aydınlık'taki 11 Haziran tarihli yazısında, bazı kırmızı çizgilerin altını çizerek, “AKP-MHP koalisyonu olabileceği fakat uluslararası tefeci sermayenin, buna karşı çıkacağı”; 15 Haziran tarihli Aydınlık'ta, sayın Naci Beştepe, “Açılımın  sıkıntıya gireceği tek durumun AKP-MHP birlikteliği olduğu”, sayın Amiral Soner Polat da, 19 Haziran tarihli Aydınlık'ta, “MHP'nin doğrudan ABD'yi karşısına almasa bile, PKK/PYD karşıtı bir tavır içinde olacağı için bu koalisyonun yararlı olabileceği” üzerinde durmuşlardı. Bunlar sağduyulu tahlillerdi. 
O yazımızda biz de,  AKP-MHP koalisyonunu desteklediğimizi belirtmiş ve “AKP-MHP Koalisyonu ile Açılım Süreci en azından dondurulur; Cumhurbaşkanı Anayasal sınırlara çekilmek zorunda kalır ve Tek Parti Devleti tarih olur” demiştik. 
Batılı 'dostların' ve iş çevrelerinin hiç istemeyeceği böyle bir koalisyonun kurulması bu bakımdan, son derece güçtü. Fakat güçlü bir kamuoyu desteğiyle bu koalisyon gerçekleşebilirdi. “Peki, AKP'den hesap sorulmayacak mı?” diyerek bu koalisyona itiraz edenlere;  “siyasetin duygularla yapılamayacağı; siyasetin ideallerle ve arzularla gerçekleri uzlaştırma sanatı olduğunu” hatırlatmış ve “Gün gelir; hesap da sorulur. Eğer bu ülkenin geleceği umurumuzdaysa; ülkenin bütünlüğünü korumak ve yok edilen Millî Devletin yeniden inşasına başlayabilmek için, bu koalisyona şans tanınmalıdır” uyarısını yapmıştık.
 “Açılım sona ererse silâhlı çatışmalar yeniden başlar” diye endişelenenlere ise  şu hatırlatmayı yapmıştık: “O zaman HDP'ye iliştirilen, 'Barış Meleği' imajı paramparça olur ve HDP bütün 'kazandırılmış' itibarını kaybeder. Ayrıca, silâhlı çatışmaların yeniden başlayacağını varsayalım. Bu millet PKK çetesine teslim olur mu? Aksine; PKK ayaklanması millî hassasiyetimizi güçlendirir. Biz Türkler, köşeye sıkıştırılmadıkça aklımız başımıza gelmez. İstiklâl Harbi'nde de böyle olmadı mı? Eğer İzmir işgal edilmeseydi, bu millet kolay kolay  ayağa kaldırılabilir miydi?” Kaldı ki, PKK'nın yurt genelinde bir ayaklanma gerçekleştirmesi mümkün değildir. Nitekim, HDP Eş Genel Başkanları, “Tutuklandıkları takdirde Türkiye'nin ayağa kalkacağı” tehdidinde bulunmuşlardı. Tutuklandılar da ne oldu? Diyarbakır'da bile  ancak birkaç yüz kişilik bir  kitleyi bir araya getirebildiler! Bu da bize, “Devlet devlet gibi davranırsa; Kürt vatandaşlarımız devleti her daim yanlarında görürlerse,  devletlerine güvenirlerse ne PKK'nın,  ne de HDP'nın  bir varlık gösteremeyeceğini” göstermiştir. 
7 Haziran 2015 seçim sonuçlarına göre, en uygun hükümet şekli, bir AKP-MHP Koalisyonuydu. Zaten ülkenin içinde bulunduğu şartlar da bunu zorunlu kılmaktaydı. Fakat, daha kesin sonuçlar açıklanmadan, sayın Devlet Bahçeli hemen, 'Erken Seçim' dedi! Hâlbuki, sayın Bahçeli AKP'yi bir koalisyona zorlayabilirdi. 
 Sonra, bilindiği gibi, AKP'nin CHP ile 'istikşâfi' görüşmeleri başladı ve bir aydan fazla sürdü. Bundan da bir sonuç alınamadı. Zaten AKP'nin amacı da bir sonuç almak değil, zaman kazanmaktı. 
Netice olarak 1 Kasım'da yeniden seçimlere gidildi. AKP tek başına iktidara gelmek imkânına kavuştu. HDP 20 milletvekili kaybetti. En büyük zararı ise MHP gördü;  milletvekillerinin yarısını kaybetti. 
AKP tek başına hükümeti kurdu ve  Cumhurbaşkanı, anayasada olmayan yetkileri kullanmaya başladı. Derken sayın Bahçeli bir anda, “Cumhurbaşkanının anayasada kendisine verilmeyen yetkileri kullandığını; ya bunun önlenmesi ya da anayasanın buna göre yeniden düzenlenmesi gerektiği” tezi ile  ortaya çıktı. AKP ve MHP'nin yaptıkları görüşmelerle Meclis'te kabul edilen Partili Cumhurbaşkanını gerçekleştirecek olan Anayasa değişikliği teklifinde anlaşıldı.  Teklif Meclis'ten geçti ve sıra referanduma geldi.
Şimdi, burada durup soralım:
 “Sayın Bahçeli, eli o kadar güçlü olduğu hâlde, niçin 7 Haziran seçimlerinde AKP ile bir koalisyon için bastırmadı?”  
O zaman biz bunu savunduğumuzda bize şu itirazı yöneltmişlerdi. 
“AKP MHP'yi fena halde kullanır!” Peki, şimdi ne oluyor? 
7 Haziran'da AKP-MHP Koalisyonu kurulmuş olsaydı, AKP sistem değişikliği konusunda bu kadar gözü kara gidebilir miydi? MHP sağduyulu bir fren mekanizması görevini görmez  miydi?
Bugün ortada çok çirkin iddialar dolaşıyor; MHP'ye Başkan Yardımcılığı ve Bakanlıklar verileceği; FETÖCÜ'lerden boşalan kadrolara ülkücülerin getirileceği iddia ediliyor! Madem, AKP ile birlikte olunacaktı; o zaman sayın Bahçeli 7 Haziran'da niçin  “Milletimiz bize koalisyon görevi verdi” diyerek, koalisyon için AKP'yi sıkıştırmadı da; şimdi AKP'nin peşine takılmış gidiyor?  Biri mutlaka çıkıp bunu izah etmelidir. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık