• 08 Temmuz 2013, Pazartesi 9:12
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ATATÜRK'Ü ANLAMAYAN 'ATATÜRKÇÜLER'!
 Diyarbakır'da 15- 16 Haziran'da düzenlenen  “Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı” rezaletin son perdesidir.  Ülkemizin Güneydoğu'sunun  'Kuzey Kürdistan' olarak tanımlandığı bu konferansta, “Abdullah Öcalan'a özgürlük! Kürdistan'ın kaderinin Kürdistan halkının vereceği karara bırakılması! Anadilde eğitim ve Kürtçenin resmî dil olarak kabul edilmesi!” gibi talepler dile getirilmiş!
Başbakanın belirlediği Âkil Adamlar da verdikleri raporda 'eksikleri' şöyle sıralamışlar: Sürece zarar veren, 'Terör Örgütü, Bebek Katili' gibi ifadeler kullanılmasın! Şeyh Said, Said Nursî ve Seyid Rıza gibi isimlerin itibarları iade edilsin! Türk Bayrağı, Türk Milleti, 'Ne Mutlu Türk'üm Diyene', 'Türkiye Türklerindir' gibi söylemlerden vazgeçilsin! Öcalan serbest bırakılsın! Eyalet Sistemine geçilsin ve Yerel Parlamentolar kurulsun! Tüm mağdur edilenlere tazminat ödensin! Andımız ve ırkçı şoven ifadeler kaldırılsın!
PKK'ya bağlı Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) adı altında kurulan 'Asayiş Birimi', Cizre halkının da katıldığı coşkulu bir törenle diplomalarını alıp; göreve başlamış! 'Kürdistan Halkının' öz savunmasını üstlenecek olan, ellerinde telsiz, üzerlerinde YDG-H yazısı ve Öcalan'ın resimleri bulunan, yüzleri poşu ile örtülü, tek tip tişörtler giyinmiş bu teröristler pardon 'Aktivistler', yoldan geçen araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmışlar! 
AKP parti sözcüsü sayın Hüseyin Çelik yaptığı açıklamada “öz savunma birlikleri adı altında polis diploması alanlar oldu” diyor! Ne diyelim! İktidarlarının  'Derin' stratejileri ve basireti sayesinde bunları da gördük! 
Şırnak valiliği, Cizre'deki Jandarma Karakoluna yapılan saldırı üzerine yaptığı açıklamada, faturayı 'Karanlık Odaklara' kesmiş! Allah aşkına! Bunun neresi 'Karanlık Odaklarca yürütülen eylem'? Karanlık odak filân yok; her şey açık seçik meydanda.  Oslo'da kim, kiminle nelerin pazarlığını yapmıştı? Açılım süreci hızla ilerlerken, biz tutmuşuz Jandarma karakol binalarımıza ek inşaatlar yapıyoruz! Adamlar, 'Türk askeri buradan gitsin! Burası T.C. değil, Kürdistan toprağı' diyor; biz de inadına karakol inşa ediyoruz! Tahrik oluyorlar tabiî! Jandarma karakolumuza saldıranlara kızmayalım; bu cesareti onlara kimler veriyor ona bakalım! ABD Büyükelçisi niçin Güneydoğu'da turlayıp duruyor? Biraz da bunun üzerinde düşünelim!
BDP sözcüleri ve Kandil, açılımın hızlandırılmasını istiyor ki, tam da bu sırada Avrupa Birliği üyeliği görüşmelerinde, uzunca bir aradan sonra. aniden yeni bir Fasıl'ın açılacağı haberleri geliyor! Şu 'tesadüfe'  bakın ki, bu Fasıl'ın muhtevası “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” ile ilgili! Demek ki, bu sözleşmeye koyduğumuz çekinceler AB müzakeresi sırasında kaldırılacak! Siz bakmayın AB'den sorumlu bakan Egemen Bağış'ın AB'ye yönelik ağır suçlamalarına, onlar görüntüyü kurtarmak içindir! 
Evet, 'Büyük Kürdistan' yolunda hızla ilerleniyor! 'Mutlu Son'a az kaldı! Kürt kardeşlerimiz nihayet özgürlüklerine kavuşacaklar! 
Olup biteni hâlâ daha anlayamayanlar için, Küba Devlet Başkanı Fidel Kastro'nun, 1994 yılındaki bir tespitini hatırlatalım. Kastro, “PKK hareketi hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna şu cevabı vermiş: “Türkiye'deki olayları yakından izliyorum. Umarım ve dilerim ki, sizin oradaki Kürt Hareketi, Yankee'nin petrol bekçisi olmaz. Ancak, gördüğüm kadarıyla bunlar ABD'ye bağımlı, tamamen ABD'nin kontrolünde hareket ediyorlar. Kürtlerin hareketi bağımsızlık değil; ABD'ye bağımlılıktır!” 
  İstanbul Üniversitesi, diploma törenindeki yeminden “Atatürk ilke ve devrimleri ile T.C'ye bağlılık” ifadelerini çıkarmış! Rektör, bu densizliği 'Diploma ve yemin metni Bologna sürecine uyduruldu' diye savunuyor ve şu vahim açıklamayı yapıyor: “Ölmüş devlet büyüklerini putlaştıranlara hep üzülerek baktım. Atatürk'ün bu olanlara yorumunu bilmek isterdim!” 'Ölmüş Devlet Büyüğü' Atatürk, Gençliğe Hitabe ile olabilecekler konusunda gerekli uyarıyı yapmış, daha ne desin? Öğrencilerin tepkileri üzerine, yeminin yeniden eski hâline getirildiğini belirtelim! Bravo öğrencilere! 
Mustafa Kemal Paşa, 24 Mayıs 1918'de, harbi kaybettiğimizin artık iyice belli olduğu bir tarihte, Ruşen Eşref Bey'e imzaladığı bir resminin üzerine yazdığı tarihî notta, gençliğe duyduğu güveni şu sözlerle ifade etmişti: “Her şeye rağmen muhakkak bir nûra doğru yürümekteyiz. Bende bu îmanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki pâyansız muhabbetim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde, sırf vatan ve hakikat aşkıyla ziyâ serpmeğe ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğümdür!”
Gençler, Gezi Parkı direnişiyle, Mustafa Kemal Paşa'ya lâyık gençler olduklarını kanıtladılar. Geçen hafta Bilkent'te şahit olduğumuz millî hassasiyetin bir örneğini de ODTÜ öğrencileri diploma töreninde sergilediler. Öğrenci kortejinin önünde yürüyen bir kız öğrencimiz elinde Türk Bayrağını dalgalandırıyordu! Sağ olsun; bu iktidar, aykırı uygulamalarıyla, gençlerimizin Atatürk'ü anlamalarına ve Türk Bayrağının anlamını yeniden kavramalarına çok yardımcı oldu!
                                                    *
CHP Genel Başkan Yardımcısı sayın Akif Hamzaçebi, Başbakanın 'Şangay Beşlisi'  hakkındaki bir değerlendirmesine şu ilginç eleştiriyi yöneltmiş: “Başbakanın Kazlıçeşme mitinginde yaptığı konuşma Türkiye adına endişe vericidir. Orada İslâm Dünyası içersinde Asya'da konumlanmış bir Türkiye tarifini yaptı. Asya ülkesi olarak Türkiye'yi, Batı'ya, modern dünyaya meydan okuyan bir ülke konumunda değerlendirdi. AB hedefi bir kenara atıldı. Sayın Başbakan'ın 'gerekirse Şangay Beşlisi'ne üye oluruz' değerlendirmesi, espri yapmadığı, bunu inanarak söylediği gerçeğini ortaya çıkardı. Şangay Beşlisi, demokrasi ile sorunlu ülkelerdir.  Türkiye'nin yeri Şangay Beşlisi, Asya değil,  AB'dir, ABD'dir!”
Neymiş efendim?  Türkiye'nin yeri, Avrupa Birliği ve ABD imiş! Türkiye'yi parçalamak için ellerinden geleni ardına koymayan bu ülkelerle, kayıtsız şartsız dostluk öyle mi? Bu ruh hâline günümüzde 'Stockholm Sendromu' diyorlar. Yani mağdurun kendini öldürecek olana âşık olması durumu! Ve ne yazık ki, bu da 'Atatürkçülük' adına savunulmaktadır! Demek ki, Atatürk'ü hiç anlamamışlar! Demek ki, gençlerimizden öğrenecekleri çok şey var!  Hiçbir Batılı devletle ittifak ilişkisi içine girmeyen Atatürk, Batılı devletlerin bölgemizdeki hâkimiyetlerini engellemek amacıyla, bölge devletleri ile olan ilişkilerimizi geliştirmeye büyük önem vermişti. 1934 yılında, Yugoslavya ve Yunanistan ile kurmayı başardığı ve bütün Balkan Devletlerini içine almayı amaçlayan Balkan Paktı ve 3 yıllık bir çalışmanın sonunda, o dönemin bağımsız Müslüman devletleri olan İran, Irak ve Afganistan ile imzalamayı başardığı Sâdâbat Paktları bu doğrultuda atılan çok önemli adımlardır. Atatürk bu paktla, İran'la, Şah İsmail'den bu yana süren mezhep çatışması gerginliğine de son vermişti. Rusya ile dostluğa da büyük önem veren Atatürk, çağımızın ilk Avrasyacısıdır.
 'Atatürk'ün kurduğu partiyiz' diyenlerin herkesten fazla, Atatürk'ün bu politikalarını bilmeleri ve savunmaları gerekmez mi? Atatürk'ün bu politikalarının terk edilmesi sebebiyle, ülkemizin Batı'nın nasıl bir siyasî ve ekonomik vesayeti altına girdiği meydandadır. Buna rağmen, 'Türkiye'nin yeri Şangay Beşlisi değil ABD ve AB'dir' demek Batı ile kurulan bu kölelik düzenine ve ülkenin bölünmesi sürecine onay vermek değil de nedir?  Ayrıca, Ana Muhalefetin, iktidarın bu tür söylemlerinden endişelenmesi yersizdir; çünkü bu iktidar kolay kolay Batı'dan kopmaz; kopamaz! İşte Suriye ile ilişkilerimizin vahim durumu meydandadır. Bu ülke ile vizeyi bile kaldırmamış mıydık?
Sayın Akif Hamzaçebi'nin Avrasya hakkındaki bu düşünceleri, bu ülkedeki siyasetin Kayıkçı Kavgasından bir farkı olmadığını göstermektedir,

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık