• 16 Kasım 2015, Pazartesi 8:55
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ATATÜRKÇÜLER ATATÜRK'Ü ANLASALARDI! (1)
 Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'te, Atatürk'e hakaret artık vakayı adiyeden oldu. Ancak bu kervana kimi devlet kurumlarının da katılması insanı hüzünlendiriyor. TRT, gazeteci Osman Yüksel Serdengeçti'nin hayatını anlatan, “Kendi Gök kubbemiz” adlı bir program yayınlamış. Bu programda, Atatürk hakkında şu densiz ifadeler kullanıl-mış: “27 yıl tanrılar gibi konuştular. Firavunlar gibi saltanat sürdüler. Bol harcırahlar, hususî vagonlar, yatlar, sürgün ettikleri, padişahların saraylarında şahane hayatlar. Zevk, eğlence âlemleri. Vur patlasın, çal oynasın! Her gün bayram, her gün seyran.  Altta kalan köylüydü. Amma nutuklarda, amma afişlerde 'Köylü Milletin Efendisidir' diye yazıyordu. Halkı ve Köylüyü 'Efendimiz sensin' diye soydular.  Ne utandılar, ne doydular!”
TRT, bu program sebebiyle RTÜK'e şikâyet ediliyor; RTÜK bu densiz sözleri, 'ifade ve düşünce özgürlüğü' kapsamında bularak, bir yaptırım uygulamaya gerek görmüyor (26 Ekim 2015, gazeteler)! 
Bir l0 Kasım'ı daha geride bıraktık. Atatürk'ü bir türlü anlayamayan Atatürkçülerin, Atatürk'e ağıtlarını dinledik bir kez daha. Bir başka kesim ise Atatürk'ü yok saydı yine!  Bölücü örgütü destekleyen televizyonların ekranlarında bir yas işaret yoktu. Bunlar,  Cumhuriyetin yıldönümünde de ekranlarında, Atatürk'e ve Türk bayrağına yer vermemişlerdi. Bunların desteklediği HDP'nin sözcüleri,  bir de utanmadan, 'Türkiye Partisiyiz' diyorlar!  
Nasıl bu hâle geldik? Her şey Batı ittifakı ile başladı. Bu ittifak içinde verdiğimiz tavizler; daha çağdaş ve daha demokratik bir ülke olmak hevesi ile düşünce ve ifade özgürlüğünün, devletin temellerini tahrip edecek bir şekilde kullanılmasına gösterilen müsamaha bizi bu hâle getirdi. Ölçüyü kaçırdık. Sonunda, Atatürk'ün kurduğu devletin televizyonunda, Atatürk'e hakaret edilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğü olarak değerlendirilir oldu!
Hiç, Atatürk'ü anlamış ve onun fikirlerini rehber edinmiş olsaydık bu duruma gelir miydik? Bir Atatürk daha çıkar diye bekleyenler var! Kimse bunu beklemesin. Yapılması gereken, Atatürk'ü doğru anlamak ve anlatmaktır. Ne yazık ki, Atatürkçüler daha, Atatürk'ün fikirlerinin 11 Kasım 1938 tarihinden itibaren rafa kaldırıldığını;  İnönücülüğün Atatürkçülük olarak belletildiğini bile bilmiyorlar!
Evet, aydınlarımızın büyük bir çoğunluğu Atatürk'ü tanımamaktadırlar. Biz 1980'den önce, Atatürk'ü Lenin'le, Mao ile, Enver Hoca ile kıyaslayan; mazlum milletlerin kurtuluş reçetesi olan Kemalizm'i bir ideoloji olarak kabul etmeyen, Atatürk'e  'Beton Mustafa' diyen solcuları biliriz. Milliyetçilerin de Atatürk'e bakışları pek farklı değildi. Milliyetçi Hareket Partisi eski İstanbul İl Başkanlarından Nihat Çetinkaya'nın, “Ben İstanbul'daki birçok Ülkü Ocağı'na, 12 Eylül'den önce Atatürk resmi astıramadım” sözlerini hatırlıyoruz! BBP Genel Başkanı ve 1980 öncesinde, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapan Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaptığı şu özeleştiri de bunu doğrulamak-tadır: “Biz ülkücülerin de, doğal ve millî liderimiz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında olumsuz propagandalara ve gelişmelere seyirci kalmakla hata yaptığımızı itiraf etmek isterim” (Arslan Bulut, Yeniçağ, 29.3.2009)!
O'nu anlayamayan birçok Türk aydını, sonradan pişmanlıklarını ifade etmiştir. Aziz Nesin, bu pişmanlığını şu sözlerle dile getirmektedir: 
“Atatürk'ü, ancak ölümünden on yıllarca sonra anlamaya ve büyüklüğünü kavramaya başladım. Bugün, vaktiyle onun hakkında söylediklerim ve yazdıklarımdan utanıyorum!” 
Türk Milliyetçilerinin bayrak isimlerinden biri olan Nihal Atsız'ın, bu konuda oğluna söyledikleri de Aziz Nesin'in sözlerinden farklı değildir: “Atatürk'e vaktiyle ne kadar insafsızca yüklendiğimizi ve onun pek çok konuda ne kadar haklı olduğunu ancak yeni yeni idrâk etmeye başlıyorum” (Yağmur Atsız,  Tercüman, 10.11.2003)!
İşte biz bugün, Atatürk'ü anlayamamanın bedelini ödüyoruz. 
Atatürk, emperyalist sisteme karşı, dünyada ilk bağımsızlık savaşını veren, bütün mazlum milletlerin örnek aldığı bir önderdir. Ebedî Başbuğumuzdur. Emperyalizmin korkulu düşüdür. Atatürk'ten sonra biz, emperyalist sisteme teslim olduk ve onların bütün kumpaslarına açık bir hâle geldik. O'nun anti emperyalist milliyetçiliğinin unutturulması yetmezmiş gibi, Başbuğluğuna da el konuldu!
Akit TV, bu 10 Kasım'da Atatürk'ün ölümünü, 'zulüm 1938'de son buldu' diye vermiş. Bunlar sözde Müslüman! Kur'an'ı Kerim, Müslümanlara, “zanla hareket etmeyin, bilgi ile hareket edin” diyor. Enam Suresi 116, 148; Yunus 36,  Hucurat 12 ayetlerini okuyunuz. Kur'an'ın bu açık buyruğuna rağmen, zanla hareket ederek, Atatürk hakkında gerçek dışı iddialarda bulunanlar, nankörlük etmekten başka, büyük bir günaha girdiklerini de bilmelidirler. 
Atatürk dönemini, kulaktan dolma, bir takım yalan yanlış bilgilerle eleştirmek ahlakî de değildir. O döneme ilişkin bazı rakamlar verelim: 1923 yılında 3700 ton olan pamuklu dokuma üretimi 1927 yılında 9.000 tona, 597 bin ton olan maden kömürü üretimi 1 milyon 593 bin tona çıkarılmıştır. 1923'te 1  gram bile şeker üretilmezken 4 yıl sonra 5184 ton, 1932'de ise 27.549 ton şeker üretilmiştir.  1927-1932 yılları arasında, 24 bin ton olan çimento üretimi 129 bin tona çıkarılmıştır. Enflâsyon yok denebilecek bir düzeydedir. Türk parası dünyanın en sağlam paralarından biridir!  l930 yılının bütçe gelirleri iki yüz küsur milyon liraydı ve bunun 49 milyon lirası Osmanlı'dan devralınan borçların taksiti için ayrılmıştı. Ayrıca vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 25'ini oluşturan, (köylüden alınan) Âşar vergisi de Atatürk'ün emri ile kaldırılmıştı. O güç şartlar altında yine de bu başarılar elde edilebilmişti (Şevket Süreyya, “İhtilâlin Mantığı”, s. 130). 
TRT'nin o meşum programında, 'Atatürk'ün köylüyü ezdiği' iddia ediliyor-du. Evet, Atatürk  köylüyü işte böyle ezmişti!
Çiftçi, Yalovalı Halil Ağa'yla ilgili tavrında da, Atatürk'ün Türk köylüsüne duyduğu hayranlığın ifadesini buluruz. Yalova yakınlarında tarlasını süren Halil Ağa isimli bir köylünün, çiftinin birinde öküz, diğerinde bir eşeğin bağlı olduğunu gören Atatürk, bunun sebebini sorar ve vergi borcu sebebiyle, öküzünün birinin vergi memurları tarafından satıldığını öğrenir.  Bir insanın elinden üretim aracının alınmış olmasını hayretle karşılayan Atatürk,  Halil Ağa'yı Florya Köşkü'ne getirtir ve İstanbul'da hükümet erkânından kimler varsa, onları da Köşk'te toplar. Halil Ağa'ya başına gelenleri anlattırır. Atatürk'ü hayrete düşüren şey, köylünün bu olay karşısında bile devletini savunmasıdır! Köylünün devletine bu bağlılığı, Atatürk'ü hem sevindirir hem de üzer. “Efendimizin hâlini gördünüz beyler?  Devlet size böyle davransa ne yaparsınız? Mübarek millet bu, adam millet!  Şimdi onun karşısında adam olmak bize düşüyor” diyen Atatürk, Başvekil İsmet Paşa'ya dönerek şunları söyler: “Biz Cumhuriyet'i süs olsun diye yapmadık, halktan yana bir idare kurmak için yaptık. Hükümetin müfettişleri var, valileri var, kaymakamları var, bunlar Halil Ağa'nın öküzünü vergi borcundan satıyorlar. Yaptıklarının ne demek olduğunu elbette bilmeleri gerekli! Hadi bunları bırakalım, milletvekili arkadaşlarımız var. Yolluk alıyorlar, halkla konuşuyorlar, bunlar da size bir şey söylemiyorlar.  Ne demektir bu? Bizim halkla beraber ve halk için değil, halka rağmen bir sistem kurduğumuzu sanmaktadırlar. Halil Ağaların başına gelenler hükümete ve Büyük Millet Meclisi'ne ulaşmıyorsa tehlike var demektir!”
Ne yazık ki, Atatürkçüler Atatürk'ü tanımadan seviyorlar; Atatürk düşmanları da, o büyük insana tanımadan düşmanlık ediyorlar.  Müşterek tarafları Atatürk'ü tanımamak!            
   

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık