• 22 Mayıs 2017, Pazartesi 8:49
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ATATÜRK HAKKINDAKİ YALANLAR (2)
 Atatürk karşıtlarının, Atatürk'ü Samsun'a götüren köhne Bandırma vapurunu, neredeyse bir transatlantiğe çevirmeleri bir başka yalanlarıdır. Bandırma vapuruna 234 metre boy biçtiler! Hâlbuki 1878 yılında İngiltere'de inşâ edilen Bandırma vapurunun boyu 47.97 metre, genişliği ise 8.5 metreydi! Rauf Orbay da, “Siyasî Hatıralarım” kitabında, Bandırma vapurunun köhneliğinden söz eder ve Mustafa Kemal Paşa'ya atfen, kaptanın tecrübesiz ve geminin pusulasının bile bozuk olduğunu nakleder.
Bunlardan kimine göre, İstiklâl Mahkemelerinde 120.000 kişi, biraz daha insaflılarına göre ise 30.000 kişi asılmıştır! Hâlbuki Prof. Ergun Aybars'ın yaptığı araştırmaya göre, İstiklâl Mahkemeleri'nde asılanların toplam sayısı 1.204'tür! Bunların büyük bir çoğunluğu da asker kaçağıdır. Falih Rıfkı Atay, Kastamonu İstiklâl Mahkemesi üyesi, arkadaşı Nebizade Hamdi'nin kendisine, binlerce kandırılmış, fesatlanmış kaçağı toplayıp cepheye sürdüklerini, yalnız bir kişi idam ettiklerini onun da sebebinin onuncu defa kaçması olduğunu söylediğini nakleder (“Çankaya”, s. 292).
Mustafa Kemal Paşa'ya, Anadolu'ya geçerken Padişah Vahdettin tarafından 40.000 Reşat altını verildiğini iddia ederler. Bu kadar altının kaç eşek yükü tuttuğunu ve nasıl taşındığını araştırmaya bile gerek görmezler! Hâlbuki, zamanın Dahiliye Vekili Mehmet Ali Bey Paris'te bir gazetede, Mustafa Kemal Paşa'ya 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla verilen paranın 25 bin lira olduğunu açıklar ve makbuzunun klişesini yayınlatır. Erzurum'a ulaştıklarında o paradan tek kuruş kalmamıştır (Sabahattin Selek, “Anadolu İhtilâli”, s. 131).
Emekli binbaşı Süleyman Bey, bütün birikimi olan 900 lirayı vererek, Heyeti Temsiliye üyelerinin Erzurum'dan Sivas'a gidebilmelerini sağlamıştır. Sivas'tan Ankara'ya gidebilmek için de, Mazhar Müfit Kansu, şahsî olarak, bin bir rica ile, Osmanlı Bankasından bin lira borç alacaktır!
Atatürk hakkındaki yalanlar günümüzde de devam etmektedir. Bir televizyon programında, bizzat izlediğimiz ve 'tarihçi' diye takdim edilen birisi, “Vahdettin isteseydi bir ordu ile Ankara'nın üzerine yürürdü. Fakat iç savaş çıkmasın diye ülkeyi terk etti!” sözlerini sarf edebilmekteydi! Vahdettin'in, bir İngiliz zırhlısına binerek ülkeden kaçmasını örtmek istiyorlar!
Bir başka televizyon kanalında ise, şu saçmalığa şahit olmuştuk: “Atatürk'e Vahdettin bir altın saat hediye etmiş, işte Sakarya'da parçalanan bu saatmiş!” Cahilliğin bu kadarına pes doğrusu. Atatürk'ün göğsündeki saat Çanakkale savaşları sırasında, Anafartalar'da, bir şarapnel isabetiyle parçalanmış ve o saati hatıra olarak Liman von Sanders Paşa almış, kendi, aile yadigarı saatini de Atatürk'e vermişti. Vahdettin Atatürk'e bir altın saat hediye etmiştir; doğrudur. Ancak bu saat, Samsun'a giderken Vahdettin'i ziyaret ettiği zaman verilmiştir. Yani 14 Mayıs 1919 tarihinde!
Yine bir başkası, hem de önemli bir gazetede, “Padişah Vahdettin'in, Atatürk'ü henüz Çanakkale'de yarbay rütbesinde iken komutanlığa getirmesi ona duyduğu güveni göstermektedir” değerlendirmesini yapmaktaydı! El insaf! Vahdettin o tarihte daha Veliaht'tı! Sultan Reşat'ın vefatından sonra, 3 Temmuz 1918 tarihinde Padişah oldu! Çanakkale savaşları ise l9l5 yılındaydı!
Atatürk'ü itibarsızlaştırmak için akıl almaz iddialar ortaya atılmıştır. Büyük Nutuk'taki Gençliğe hitabını İsmet Paşa'ya yazdırdığını bile söylediler! Kısa boyluydu, ince sesliydi gibi yalanlar da bunların arasındadır.
Atatürk'ün 1924-1938 yılları arasında Özel Kalem Müdürlüğünü ve Genel Sekreterliğini yapan Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ün 1.74 boyunda olduğunu fakat vücudundaki tenasüp itibariyle daha uzun göründüğünü belirtmektedir (Hasan Rıza Soyak, “Atatürk'ten Hatıralar”, s. 11).
Sesi konusunda Hüsrev Gerede şu bilgiyi verir: “Atatürk parlak bir hatipti. Tatlı, içe işleyen, gür sesi ile dinleyicilerini büyüler; güçlü mantığı ile karşısındakileri istediği yola sokardı” (“Hüsrev Gerede'nin Anıları”, s. 254). Bir televizyon programında, Safiye Ayla'nın, Atatürk'ün davudî sesiyle bazen şarkılara eşlik ettiğini söylediğini de hatırlıyoruz.
Kitleleri etkilemekte sesin çok önemli olduğu bilinir. Atatürk ince bir sese sahip olsaydı, kitleler üzerinde bu kadar etkili olabilir miydi?
Çankaya'daki gece hayatı hakkında da az dedikodu çıkarılmamıştır. Lord Kinross bu dedikodular hakkında şunları söylüyor: “Ankara ve İstanbul'da yabancı çevreler Atatürk'ün etrafında bir çeşit efsane yaratmışlardı. Yaşı ilerledikçe bu efsanelere daha çok fantezi karışmaya başladı. Yabancılar Atatürk'ü, eski Roma çapında bir eğlence meraklısı gibi gözlerinde büyütüyor, onu kadınlara karşı bitmez tükenmez bir iştihası olan doymaz bir adam sanıyorlardı. Sözde Çankaya'da açık saçık eğlence âlemleri düzenleniyordu. Aslında bu, ilk zamanlarda İstanbul'daki siyasî düşmanlarının ve Ankara'daki sofu taraftarlarının uydurdukları bir dedikodudan başka bir şey değildi” (Kinross, “Atatürk”, s. 720).
Bir de içki konusu var istismar edilen. Umumî Katibi Hasan Rıza Soyak bu konuda şunları söylemektedir: “Askerî, siyasî, büyük ve önemli meselelerin cereyan ettiği veya konuşulacağı zamanlarda hiç içki içmezdi. Gündüz içmenin aleyhindeydi. Yanında bulunduğum uzun yıllar zarfında yalnız iki defa, gündüz birkaç kadeh konyak veya rakı içtiğini gördüm. Atatürk, gerçi pek hoşlandığı içki sofralarında saatlerce kalırdı ama miktar olarak çok içen bir adam sayılmazdı” (Soyak, “Atatürk'ten Hatıralar”, s. 25).
Bu konuda, Ali Fuat Paşa'nın, Büyük Taarruz öncesinde, Atatürk'le yaptığı bir görüşme hakkında verdiği şu bilgi de aydınlatıcıdır: “Sofraya oturduğumuz zaman, mevzuyu değiştirmiştik. Yemek uzun sürmedi. Gazi, ciddî kararlar arifesinde daima içkiden ve fazla yemekten kaçınırdı” (Cemal Kutay, “Bilinmeyen Tarihimiz”, 1975 baskısı, s. 175).
Enteresan olan, belirli kurumlardan belge ve mâlî destek alınarak yapılan sözde belgesellerde bile Atatürk'ün karalanmasıdır ki, Can Dündar'ın “Mustafa” isimli sözde belgeseli de bu izlenimi uyandırmaktadır. Atatürk'ü sarhoş, zavallı ve yalnız bir adam olarak gösteren bu belgeselin, 'Anaokullarından başlayarak, Türkiye ve Atatürk düşmanlığını Yunan çocuklarına öğretmeye başlayan' Yunanistan'ın en çok satan bir gazetesinde DVD'sinin dağıtılması üzerinde düşünülmelidir. Yunanistan hiç Atatürk'ü yücelten bir belgeseli Yunan halkına dağıtır mı?
Bir başka densizlik de, Atatürk'ün İngilizlerle işbirliği içinde olduğu iftirasıdır. İstiklâl Harbi'ne katılmakla birlikte, daha sonra, Atatürk'le yolları ayrıla Halide Edip Adıvar'ın bizzat tanık olduğu bir hâdise bu konuda aydınlatıcıdır. 1920 baharında, yabancı bir devlet adamının İngiliz gazetelerinde, “Türkler kuvvete boyun eğer” biçiminde, Türkleri aşağı gören bir demeci çıkmıştır. Halide Edip, bu demeci çevirip Mustafa Kemal'e sunar. Hikâyenin gerisini Halide Edip kitabında şöyle tamamlar: “Mustafa Kemal Paşa, hiçbir zaman bu kadar öfkelenmemişti. Âdeta sesi kısıldı. Bizim de onlar derecesinde olduğumuzu bir gün anlayacaklarını ve bize baş eğeceklerini söyledikten sonra, en son insanına kadar onların uygarlıklarını parçalamak için can vereceğimizi ekledi. Bana öyle geldi ki, bütün onurumuz, Mustafa Kemal Paşa'nın bu deyişinde ve sesinde dile geliyordu” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, Cilt I, s. XIV).



MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık