• 02 Aralık 2016, Cuma 7:58
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ATATÜRK BATICI MIYDI?
 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra, iktidar sözcülerinde ve iktidarı destekleyen basında müthiş bir Batı karşıtlığı var. Özellikle şu son, Avrupa Birliği'nin küstah tavsiyelerle  dolu  İlerleme Raporu Batı karşıtlığını daha da tırmandırdı. İktidarın, doğru bulmadığımız  birçok uygulamasını eleştirdik; eleştiriyoruz. Fakat Batı'ya karşı bu tavrı ve Avrasya'ya yaklaşılmasını desteklediğimizi belirtmeliyiz. Çünkü 'Atatürk'ü anlayarak rehber edinen' bir Kemalist olarak, Avrasyacıyız. Çünkü Atatürk de Avrasyacıydı ve Avrasya, Atatürk'ün sağlığında olduğu gibi, bugün de önemini sürdürmektedir. Peki, niçin? Çünkü, Batı emperyalizmi, dünya için büyük bir tehdit olmayı sürdürmektedir de ondan! Fakat şunu da hemen belirtelim ki, Avrasyacı olmak, Batı ile medenî ilişkiler kurmaya karşı çıkmak demek  değildir. Tabiî ki, Batı ile de, siyasî, ticarî, kültürel ilişkilerimizi sürdüreceğiz.  Fakat bunu, Batı'nın vesayetine girmeden; Batı'yı Doğu ile dengeleyerek yapacağız. Atatürk'ün  yaptığı da buydu. Atatürk, hem Rusya ve bölge devletleriyle çok yakın ilişkiler kurmayı başarmıştı hem de Batı ile! Ne var ki, günümüzün Batıcı lobisi,  Avrasya denilmesine bile tahammül gösteremiyor. Son günlerde ŞİÖ'ye üye  olmamız gündeme geldi ya; hemen itirazlar başladı: “Efendim, bizim ticaretimiz Batı ile, bunların satacak neleri var ki? Medeniyet de, demokrasi de Batı'da!” Batı bize karşı çok aşağılık bir asimetrik harp sürdürüyormuş ne gam! Bir kere bağımsızlık ruhunu kaybetmeyegörün; insan işte böyle saçmalamaya başlar; Batı'nın gönüllü ajanı durumuna gelir. Bu tartışmalar sırasında, sayın Kılıçdaroğlu'nun, “Türkiye'yi ŞİÖ'ye sürüklemek isteyenlerin önüne yatarım” mealindeki konuşmasını şaşkınlıkla karşıladığımı belirtmeliyim. ŞİÖ'ye üye  olunca sanki bağımsızlığımızı kaybedeceğiz! Anlamayan kafalar şunu iyice bellesin ki, ŞİÖ üyesi bir Türkiye Batı'da daha fazla itibar görecektir.
Ulusal Kanal'da, 25.11.2016 cuma akşamı, “Nasıl Yani” programında, yıllarca Birleşmiş Milletler'de ekonomist olarak çalışmış bir uzman olan Bartu Soral'ı dinledik. Sayın  Soral'ın belirttiğine göre, 2008-2015 yılları arasında Çin'in Millî Geliri 4.5 Trilyon Dolardan 10.5 Trilyon Dolara çıkmış.  Aynı dönemde Amerika 15'den 17 Trilyon Dolara yükselmiş. Avrupa Birliği ülkeleri ise 19'dan 16 Trilyon Dolara düşmüş! Çin'in artışı 2.5 kat! Ayrıca Çin'in İleri Teknoloji ürünleri ihracatı, toplam ihracatının %25.4'ü.  Bu miktar Almanya'da %15, ABD'de %18! 
Fakat bunların ne önemi var ki,  Atatürk'ü de Batıcı yapıp işin içinden çıkıyorlar. Atatürk'ün de yönü Batı imiş! Böyle söylüyorlar! Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, 26.05.2003 tarihinde yaptığı bir basın toplantısında, şu değerlendirmeyi yapmış: “Batı değerlerini çok beğenirim.  Çünkü bu bize Atatürk'ün gösterdiği bir yoldur. İzmir'deki Atatürk heykeli hiç aklımdan çıkmaz.  Batı'yı gösterir!”
Zülfü Livaneli de bir yazısında, “Atatürk'ün de en büyük hedefi Avrupa'yla bütünleşmekti” demişti! Bu tür örnekler çok. Hâlbuki, “Batı'ya yaklaşarak, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamen soyutlanmakta olduğumuzu” söyleyen Atatürk, Batı'ya yaklaşmanın sonunda olacaklar konusunda da şu uyarıyı yapmaktaydı: “Hiç şüphesizdir ki, (Avrupa'ya yaklaşmaktan) bu büyük memleketi, bu milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez!” 
Aynı programda, E. General Naim Babüroğlu'nu dinliyorum; bir türlü NATO'dan çıkalım diyemiyor! Efendim, bugün çıkmaya karar versek en az 30 yıl sürermiş! Yahu hele bir karar verelim! Hâlbuki, ayni programda bulunan E. Amiral Soner Polat NATO'daki görevinden Türkiye'ye döndüğünde verdiği raporda, “Bizim için asıl tehdit Batı'dır” diye açıkça yazmış!
İçimizdeki Batıcılar, bizim için, Batı'dan daha tehlikeli.  Çünkü bunlar, Batı'nın binlerce ajanı yetmiyormuş gibi, Batı'nın gönüllü propagandisti gibi çalışıyorlar! 
       Batı ile ilişkilerimizin ve Avrasya konularının çok yoğun bir şekilde tartışıldığı; Atatürk'ün de Batıcı yapıldığı bugünlerde, Atatürk'ün, Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra Meclis'te yaptığı bir konuşmada, “Batı ve Batı hayranları” konusunda şu söylediklerine  bakar mısınız: 
       “Efendiler, düşmanlarımızın ne mahiyette olduklarını ve bu düşmanların Türkiye üzerindeki hırslarının ne kadar ezelî olduğunu nazarı âlinizde tavzih edebilmek için müsaadenizle buna dair birkaç söz söyleyeceğim... Eğer kuvvetli bir Türkiye mevcut olsaydı denilebilir ki, İngiltere'nin bugünkü siyaseti mevcut olmayacaktı. Efendiler, bir şeyin zararıyla bir şeyin imhâsıyla yükselen şeyler bittabi o şeylerden mutazarrır olanı alçaltır ve hakikattir ki, Avrupa'nın bütün terakkîsine, yükselmesine ve medenîleşmesine mukabil Türkiye gerilemiş ve gerilemeye devam etmiştir. Türkiye'nin imhâsından menfaati olanlar ittihat etmişler ve ittifak etmişlerdir. Bunun neticesi olarak birçok zekâlar, hisler, fikirler Türkiye'nin imhâsı noktasında yoğunlaşmışlardır. Bunlar asırlar geçtikçe âdeta tahripkâr bir gelenek şeklini iktisap etmiştir ve bu geleneğin Türkiye'nin hayat ve mevcudiyeti üzerinde tatbikatı mütemadiye neticesi olarak en nihayet Türkiye'yi ıslâh etmek, Türkiye'yi medenîleştirmek gibi bir takım zâhirî vesilelerle, bahanelerle  Türkiye'nin hayatı dahiliyesine, idare-î dahiliyesine hulûl ve nüfûz etmişlerdir. Bunun tesiriyle milletin ve bilhassa ricâlin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık hayat bulmak için, ıslâhı hâl etmek için, insan olmak için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın amâline göre tedvir etmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi  birtakım zihniyetler ortaya çıkmıştır. Hâlbuki hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin  nasihatleri ile, ecnebilerin plânlarıyla yükselsin.  Tarih böyle bir hadise kaydetmemiştir. İşte Türkiye  de bu galatı fikirle, bu galatı zihniyetle  mâlûl olan birtakım ricâlin yüzünden her saat, her gün, her asır biraz daha aşağı düşmüş ve gerilemiştir... Efendiler bu gerileme korku ile, acz ile başlamıştır.  Türkiye ve Türkiye halkı ve nasılsa bunların başına geçmiş  birtakım insanlar, gâlip düşmanlar karşısında  sükûta mahkûm imiş gibi, Türkiye'yi âtıl ve çekingen bir hâlde tutuyorlardı. Türkiye mütefekkirleri âdeta kendi kendilerini tahkir ediyorlardı. Diyorlardı ki, biz adam değiliz ve olamayız.  Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur. Bizi bilâ kaydüşart canımızı, tarihimizi, mevcudiyetimizi, düşman olan ve düşman olduklarından şüphe edilmeyen  Avrupalılara tevdi etmek istiyorlardı.  Onlar bizi idare etsin diyorlardı (Kâzım Öztürk, “Atatürk'ün Meclis Konuşmaları”. s. 776,777). 
Türkiye, Batılılaşmalıydı; fakat bu, Batı'yı taklitten çok başka bir şeydi. Yakup Kadri, “Ankara” romanında, “Nasıl bir Batılılaşma?” sorusuna şu cevabı verir: “Milliyetçi Türk Batıcısı için, Batıcılığın en karakteristik vasfı, Batıcılığa Türk üslûbunu, Türk damgasını vurmaktır. Batılılaşma, muayyen bir hayat prensibidir. Bu prensip, ancak millî isteğin, millî kültürün ve nihayet millî ahlâkın hizmetçisi, emirberi olmak şartıyladır ki, yaratıcı ve kurucu rolünü ifa edebilirdi.”
Ne yazık ki, Atatürk'ün Batılılaşma anlayışını, Atatürkçüler bile anlayabilmiş değildir. Atatürk Batı'yı tanıyor; emperyalist yanını çok iyi biliyor; Batı'nın yörüngesine girdiğimiz takdirde; aslâ Batılılaşamayacağımıza; reform veya devrim yaparak, toplumu dönüştüremeyeceğimize; gelişmiş bir sanayi toplumu olamayacağımıza inanıyordu. Çünkü, Batı'nın yörüngesine girerek Batılılaşacağını zanneden Osmanlı'nın nasıl yok olup gittiğini görmüştü. Ne yazık ki, Atatürk'ten sonra, Osmanlı'nın bu vahim hatası tekrarlanacaktır.
 Prof. Niyazi Berkes'in de çok güzel ifade ettiği gibi, “Türkiye ancak, Batı'ya rağmen Batılılaşabilir. Batı'ya karşı gelmedikçe, Batı'dan bağımsız olamaz ve kendini  düzeltemez” (“Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler”, s. 28).
Günümüzün Batıcı lobisi, Batı'nın uydusu olmayı Batılılaşmak sanıyor!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık