• 07 Ağustos 2015, Cuma 9:41
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ASIL DÜŞMAN KİM?
 “Taç giyen baş akıllanır” derler. İktidar, bitme noktasına gelen PKK'yı; Açılım Sürecinde muhatap alarak,  yeniden bir güç hâline getirdikten sonra, nihayet, PKK ile Müzakere değil Mücadele edilmesi gerçeğini kavradı mı acaba? Buna tam olarak 'EVET' diyemiyoruz. Fakat terör kamplarının bombalanmasını da önemsiyoruz. Terör örgütü ve yandaşları, 'Teslim Oldu' zannettikleri devletten çok ağır bir tokat yediler. Ancak, Başbakan sayın Davutoğlu'nun, Kandil'in bombalanmasından sonra,  “PYD rejimle (Esat'la) ilişkisini keser, Türkiye'yi rahatsız etmez ve Suriye Ulusal Komisyonuna katılır ise biz buna itiraz etmeyiz. Suriyeli Kürtlerin kazanımlarından rahatsız değiliz” açıklamasını yapması, terör örgütüne karşı topyekün bir mücadele kararlığında olunmadığını göstermektedir. Nitekim, basınımızda, PYD'ye dokunulmayacağı konusunda ABD'ye söz verildiği şeklinde haberler yer almıştır.  Fakat yine de PKK'ya verilen bu ders önemlidir. 
Akil Adamlardan geride kalanlar, CHP ve HDP; Açılım Süreci'nin devam etmesinin öneminden söz ediyorlar! Açılım Süreci'nin devam ettirilmesi Türkiye'yi bölünmeye götürür. PKK; bu halk düşmanı terör örgütü tam anlamıyla çökertilmelidir. Bunun da temel şartı İran, Irak ve Suriye ile işbirliği yapılmasıdır. Fakat ne yazık ki, iktidarın anlamsız Esad düşmanlığı devam ediyor; Ana Muhalefet de HDP ile aynı telden çalıyor! 
Ülkemiz ve bölgemiz bir terör belâsı ile karşı karşıyadır! Fakat, önce asıl düşmanın kim olduğunu doğru tespit etmemiz gerekiyor. Evet! Asıl düşman kim? PKK mı? PYD mi?  İŞİD mi? DHKPC mi? Hayır! Bunlar sadece piyondur; ipleri küresel gücün elinde olan kuklalardır bunlar! Asıl düşman Amerika-İsrail'dir ve yedeğindeki AB'dir. Bu terör örgütlerinin küresel bir destek olmadan varlıklarını sürdürmelerinin mümkün olduğuna inanacak kadar saf olamayız. 
Her şey apaçık meydanda. Fakat, ortada bir Devlet Aklı kalmadığı için, deneme yanılma yöntemi ile ilerliyoruz. İktidar yıllar süren Açılım Sürecinden sonra, nihayet PKK'ya karşı açık bir tavır alarak 'Kumpas' davaları ile hırpalanan orduyu kullanmaya karar verdi ve iyi de etti. Başta bölücüler olmak üzere tüm dünya ordumuzun gücünü bir kez daha gördü.  ABD'ye taviz verildi veya verilmedi; bu önemli değil. Amerika'ya taviz verilmesi de zaten yeni bir şey değil ki, 1945'den bu yana ne tavizler verildi!
Bu arada Beyaz Türklere de bir sözümüz var! Özgürlük mücadelesi verdiğine inandıkları PKK'nın siyasî kanadı HDP'yi, oyları ile Meclis'e taşıdılar. HDP'ye verilen her oyun bir terörist kurşunu olarak millete döndüğünü umarız artık anlamışlardır. İşte görüyorsunuz nasıl kalleşçe cinayetler işlediklerini; sorumsuzca ve şımarıkça açıklamalarını! 
Cemil Bayık: “Silâhlanın; yer altı sistemi kurun, tüneller kazın” diyordu!
Figen Yüksekdağ: “Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye dayıyoruz! Bunu söylemekte, bunu savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz”  diyordu!
HDP Hakkâri milletvekili Abdullah Zeydan:  “PKK barış ve halk hareketidir. Onun öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar” diyordu! Bu tehditleri savuranların, Kandil'in bombalanmasından sonra nasıl da sesleri kesildi! 
Bütün bu yaşananlardan sonra, ülkemizin bütünlüğüne kasteden 'BARIŞ' maskesi takmış bu taşeron cinayet şebekesini, özgürlük ve demokrasi için mücadele eden masum bir örgüt olarak görenler için artık 'gafil' tanımı az gelir. 
Emperyalizm, hâkimiyetini sürdürmek istediği ülkelerde etnik ve mezhep farklılıklarını, sözde özgürlük ve demokrasi söylemleri ile kızıştırarak kaos yaratmakta, iç savaşlar çıkartmakta son derece tecrübelidir ve acımasızdır. Bunun için, İstihbarat kuruluşlarının denetim ve gözetimindeki, sözde demokrasi ve insan hakları makyajlı yüzlerce sivil toplum örgütü harıl harıl çalıştırılıyor. Batı'daki bütün üniversiteler de, bütün bu kirli işlerin içindedir. 
Putin, Rus gençlerini avlayan bu dış bağlantılı Sivil Toplum Örgütlerine karşı, 'Nashi' adlı kendi millî sivil toplum örgütünü kurmuş; bu örgüt, üç bin genci lider seviyesinde eğiterek bu sivil saldırıyı sivil savunma ile bertaraf edebilmişti. Tabiî bunları yapabilmek için, önce Millî bir Devletinizin ve tarih bilincine sahip Devlet Adamlarınızın olması gerekiyor! 
Batı âşıklarının, 'En Büyük Batıcı' zannettikleri, daha doğrusu bu gömleği giydirdikleri Atatürk, Batı emperyalizmi konusunda Türk Milletini bakınız nasıl uyarmış: “En büyük düşman, düşmanların düşmanı; ne filân ne de falan milletler, bilâkis bu, âdeta her tarafı kaplamış bir saltanat hâlinde, bütün dünyaya hâkim olan 'Kapitalizm' âfeti ve onun çocuğu 'Emperyalizm'dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de idrâk ediliyor.” 
Atatürk'ün, 1.12.1921 tarihinde T.B.M.M.'de yaptığı konuşması da aynı doğrultudadır: “Efendiler! Biz bu hakkımızı korumak, istiklâlimizi emin bulundurabilmek için heyeti umumiyemizce, heyeti milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücahedeyi (çarpışmayı) câiz gören bir mesleği takip eden insanlarız. Fakat ne yapalım ki, demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş. Efendiler, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz, efendiler” (Kâzım Öztürk, “Atatürk'ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları”,  s. 662).
Atatürk'ün, açık ve net bir uyarısı da şudur: “Emperyalizm bizi affeder mi? Yüz yıllık emeğinin ürünü Sevr'i ve Üçlü Anlaşma'yı tarihe gömdük. Hevesi kursağında kaldı. Affetmez! Bizi yine uyutmak, istediklerini yaptırmak isteyecektir. Onun için gözümüzü daima dört açmalı ve çok çalışmalıyız. Tarihimizi iyi bilmeli, bağımsızlık bilincini güçlendirmeliyiz” (Turgut Özakman, “Cumhuriyet”,  s. 142).
Ne yazık ki,  Atatürk'ün bizi bu kadar uyardığı emperyalizm, O'nun ölümünden sonra, âdeta bir 'kara mizah' örneği olarak, 'Kurtarıcımız' kabul edilmiştir!
Bugün Atatürkçü, Milliyetçi, Ulusalcı olduklarını iddia edenler ve İslâmcı kesimler önce gerçek Atatürk'ü tanımalı; O'nun emperyalizme karşı verdiği mücadeleyi öğrenmelidirler. Kemalizm'e sürekli olarak saldırılmasının ve geriliğimizin sebebi olarak gösterilmesinin sebebi, 'Anti Emperyalist Mustafa Kemal'in rehber edinilmesini' önleyebilmek içindir. Çünkü o takdirde, bütün saltanatların yıkılacağını biliyorlar! 
PKK yandaşları, Hrand Dink'in 1 Haziran 2004'te yazdığı “Andıran Günler” makalesini okumalıdırlar. Bakınız ne demiş Hrand Dink: “Hiçbir emperyalist ülke bir milletin kara kaşı kara gözü için onu kurtarmaya gitmez. O önce kendi çıkarını düşünür. İşine geldiğinde de anında satar; arkasına bile bakmadan çeker gider. Nitekim yüz yıl önceki o beklentiler, o umutlar Ermeniler açısından tam bir hüsranla sonuçlandı işte. İyisi mi sen ey Kürt kardeşim Sen gel şu işi bir bilene sor.  Şu Ermeni kardeşinin bilirkişiliğine güven!”
Bırakın artık emperyalistlerin ipine sarılmayı! Gelin artık birlik olalım. Tam Bağımsız Türkiye'yi yeniden; birlikte kuralım.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık