• 20 Mayıs 2016, Cuma 9:02
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ASIL DARBEYİ CEMAAT YAPACAKTI! (4)
 “İktidar, Cemaatin arkasındaki asıl güçleri; Cemaatin iplerinin kimlerin elinde olduğunu nasıl göremedi” diyebilirsiniz. Fakat bu hatayı  sadece bu iktidar yapmadı ki! 12 Eylül, Özal, Demirel, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Ecevit Cemaatle flört etmediler mi? Deniz Baykal, kaset olayından sonra yaptığı açıklamada,  “Hocaefendiyle konuştum. Onların bu  işle ilgisi yok” mealinde açıklama yapmadı mı? Cemaatin kontrolündeki yayın organları kayyıma devredildiğinde, -sözde basın özgürlüğü adına- Kılıçdaroğlu yönetimindeki 'Yeni CHP'nin, bu gazeteci kimlikli Cemaat Tetikçilerine nasıl kol kanat gerdiğini de hatırlatırız! 
Birkaç yayın kuruluşunun dışında;  yandaşı, yandaş olmayanı dahil, medyanın, ülke dışındaki Cemaat okullarının propagandasını nasıl yaptığını hatırlayınız! Sözde bu okullarda Türkçe öğretiliyordu! Buna büyük bir kitleyi inandırmayı başardılar. Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı'nın bile, bir suikastla öldürülmeden bir süre önce, Cumhuriyet'teki köşesinde, Cemaatin okulları konusunda  bizi şaşırtan bir yazısını okumuştuk! 
Millî Devlet yapımız Batı İttifakı içinde felç edildiği için, Cemaat bu kadar rahatlıkla devlete ve siyasî kuruluşlara nüfuz edebilmiştir. Yoksa Cemaatin pis işleri ve devlet için beslediği 'karanlık niyet' bilinmekteydi. Nitekim, Fethullahçılar hakkında düzenlenen bir MİT raporunda, Gülen'in 1995 yılında yaptığı bir konuşmada, “15 yıl sonra, Cemaatin kendi sistemini kurabileceğini” söylediği belirtilmiş ve Cemaatin devletimiz için nasıl bir tehlike  olduğunun farkında olan MİT şu öneride bulunmuş: “Kısa vadede şirket ve kuruluşlarının vergi denetiminden geçirilmesi, bu kuruluşların kontrol altında tutularak, Cumhuriyetimize yönelik bir hareket girişiminin başladığına ilişkin emarelerin tespit edilmesi hâlinde uygun şekilde tasfiye yoluna gidilmesi! Devlet organlarında kadrolaşmanın ve ayrıca örgüte çeşitli yollardan  destek sağlayan, hâlen devlet kadrolarında görevli bulunan personelin, bu konudaki girişimlerinin önlenmesi, aynı zamanda bu personelin tasfiye-pasifize edilmesi!”
Bu bilgileri, bir suikast sonucu öldürülen Necip Hablemitoğlu'nun “Köstebek” kitabından aktarıyoruz. Hablemitoğlu MİT raporunu şu sözlerle eleştiriyor: “F.Gülen grubu hakkında elde edilecek her sansasyonel nitelikli bilginin, özellikle dinci kesimin yayın organları başta olmak üzere geniş bir kampanyayla, tüm medyada afişe edilmesi önerisinin bugüne kadar somut bir sonucu maalesef söz konusu değildir. Örneğin Fethullahçıları kamuoyu nazarında sıfıra indirecek çok önemli bir kasetin MİT arşivinde bulunduğu bu rapordan anlaşılmaktadır!”
Her şey bilindiği hâlde, Cemaate haddinin bildirilememesinin sebebi, Cemaatin arkasındaki asıl güç olan 'Stratejik Ortağımız' ABD'den çekinilmesi değil midir? Bilinen fakat yazılmayan gerçek bu değil mi?
Hablemitoğlu, “17.12.1996 tarihinde  Başbakanlığa teslim edilen  söz konusu raporda, MİT'nin Susurlukla irtibatlandırdığı işadamları, mafya bağlantılı ülkücülerin, politikacıların, emniyetçilerin, askerlerin ve de MİT mensuplarının arasında, Fethullah Gülen adına da yer verilmesi, bağımsız irade göstermek açısından bu kuruluşumuz adına son derecede önemlidir. Bu gelişmeye ilk tepki veren kişi, üzerinde yorum yapmaya bile gerek kalmayacak  biçimde hemen herkesin bir fikir sahibi olduğu Mesut Yılmaz olmuştur” diyor.  
Hablemitoğlu'nun belirttiğine göre, Mesut Yılmaz, MİT raporunda Gülen'in isminin yer alması konusunda şu ilginç sözleri söylemiş: “Türkiye'de kanunsuz işlere karışacak en son kişi Fethullah Gülen'dir. Adının MİT listesinde yer almasını şaşkınlık ve üzüntüyle karşılıyorum!”  
Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan da, listede Fethullah Gülen'in adının yer almadığını açıklamış. Ne var ki, dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal Susurluk Komisyonunda rapordaki bilgilere sahip çıkmış(S.137)!
Hablemitoğlu “Köstebek” kitabında, Fethullah Gülen'in CIA ajanı olduğunu da  iddia ediyordu. 
Evet! Bunca operasyona rağmen, Cemaatin gazeteleriyle, televizyonlarıyla varlığını sürdürdüğünü biliyoruz. Bürokrasiden, Yargıdan, Emniyet Teşkilâtından ve Ordudan tam olarak tasfiye edilebilmiş değiller. Bütün bu yaşadıklarımız; Cumhuriyetimizin 'şimdilik' direkten dönmesi hafife alınacak olaylar değildir. Önyargılarımızı bir kenara bırakarak, önce, hangi hataların sonucu, devletimizin, bu vahim gelişmelerin yaşanmasına açık bir hâle getirildiğini iyice kavramamız gerekir.  Bir İstiklâl Harbi ile kurulan bu devlet, Batı'nın kirli senaryolarının rahatlıkla uygulanabileceği bir yapıya nasıl dönüştürüldü?  
Şunu açıklıkla ifade edelim ki, her şeyin başlangıcı, sözde Sovyet tehdidinden kurtulmak için Batı İttifakına girişimizdir.  Bu güzelim ülke, bu suretle  yeniden Batı emperyalizminin vesayeti altına sokulmuştur! 'Demokrasi' kamuflajı ile,  Millî Devlet yapımız tasfiye edilerek,  bu tezgâha nasıl düşürüldüğümüzün daha iyi anlaşılması için bir örnek verelim: Obama ABD Başkanı seçilince, bizim 'Ulusal' basının eski Bush'cuları bir anda Obamacı kesilmişler ve Obama'nın bir devrim fırtınası yaratacağını dillendirmeye başlamışlardı. Hattâ işi,  Obama'nın 'Ezilenlerin Temsilcisi' olduğuna kadar götürmüşlerdi!
 Emperyalist ABD ve 'Ezilenlerin temsilcisi bir ABD Başkanı!” 
Evet! -Bizim, emperyalizmi tanımayan-, Batı hayranı demokratlarımız Obama'nın seçilmesine böyle bakıyorlardı! O günlerde, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson ise, bu aydınlara ders niteliğinde şu açıklamayı yapıyordu: “Washington'da Başkan değişir politika kalır. ABD'de iktidardaki partiler değişebilir ama geriye dönüp  baktığınızda, var olan politikaların yüzde 95'inin değişmeden sürdürüldüğünü görürsünüz. Hedeflerde yeni düzenlemeler yapılabilir. Ama genelde fazla bir sapma olmaz. Çünkü ülkelerin dış politikaları ulusal çıkarlara dayanır!” 
Batı'daki demokrasi gerçeği işte budur. Bizde ise devlet, her iktidara göre yeniden şekillenir! Bu ülkede özellikle sol ve liberal kesimler yıllarca, 'Seçilmişler Atanmışlardan Üstündür' demagojisiyle, âdeta bunu teşvik ettiler! Bu da, her hâl ve şartta ancak ve yalnız devletin çıkarlarını savunması gereken bir Millî Bürokrasinin yerini, iktidarların  her dediğine 'EVET' diyecek yandaş kadroların almasına sebep oldu!
Bunun sorumluları, bu ülkenin Millî Şuur ve Türklük Şuuru  olmayan; Batı'yı tanımayan, Batı hayranı ve Batı taklitçisi aydınlarıdır.
 Bir başka vahim yanlış da, 'Bu devletin Millî Devlet olarak yanlış kurulduğuna, anayasada Türklük vurgusunun yer almaması gerektiğine  inanan; etnik kimliklere ayrılma hakkı tanınmasını ya da geniş bir özerkliği savunan, devletin ismini bile tartışmaya açmaktan yana olanların' kamuda görev almalarının bir demokratik  hak olduğu inancıydı.
Bu düşüncedeki insanlar bu ülkede tabiî ki, özgürce yaşamalıdır. Teröre açıkça destek vermemek kaydıyla, inançları doğrultusunda siyasî parti ve dernek kurabilmelidir. Fakat bu devlete ve bu millete mensubiyet duygusu hissetmeyen bu zihniyetteki insanlar kamuda görev alamazlar! Çünkü her devlet, hukuk kuralları içinde, kendini koruyacak tedbirleri almak zorundadır. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Fakat bizim ülkemizde, Batı ittifakı içinde geliştirilen çarpık demokrasi anlayışı; 'Devlet düşmanlarının da kamuda görev alabilmeleri' gibi akla ziyan bir düşünceyi millete, 'demokrasinin gereği' diye benimsetilebilmiştir! 
Sonuçları meydandadır.
NOT: Devlet Bahçeli, kendi imkânlarıyla Ankara'ya gelen yaklaşık 800 delegeye rağmen, iktidarla çirkin bir işbirliği yaparak Olağanüstü Kurultayın yapılmasını engelledi. Bahçeli artık bir işgalcidir.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık