• 16 Mayıs 2016, Pazartesi 8:54
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ASIL DARBEYİ CEMAAT YAPACAKTI! (3)
 İnananların, dinî riütelleri eksiksiz yerine getirmeleri, iyi bir Müslüman olmanın ölçütü değildir. Kur'an  “Üstünlük takvadadır” diyor; “Takva” da, Kur'an'ın emirlerine sarılmak; yasaklarına uymak; Allah yolunda olmak olarak tanımlanıyor. “Allah Yolu” ile “İnsanlık Yolunu” eş anlamlı olarak kullanılıyor! Kur'an'a göre, tüm zamanını ibadetle geçiren bir insana 'Takva Sahibi' diyemeyiz. Aslolan Salih ameldir yani insanlık için güzel işler yapmaktır; güzel ahlâktır;  ahlâklı, adaletli olmaktır; hayırda yarışmaktır. 
Kur'an kalp gözüyle okunduğunda, Müslümanlara tavsiye edilenin Adalet Devleti  olduğu görülür. Şeriat ya da İslâm Devleti düşünceleri, kendilerini bu dinin sahibi gibi görenlerin, iktidar olmak hırs ve heveslerinin bir sonucudur. Din anlayışımıza yerleştirilen “İslâm Devleti” ya da “Şeriat Devleti” gibi kavramların dinin buyruğu gibi kabul edilmesi, bu gerçeğin görülmesini engellemektedir. 
Bir darbe ile devleti ele geçirmeye yeltenen Cemaat da bu heves içindeydi. Geçmiş iktidarların ve bu iktidarın vahim hataları sonucu devlete iyice yerleşen Cemaat; 'vakit tamam' diyerek bir darbe teşebbüsünün düğmesine bastı. Bu darbe teşebbüsü 'Ordumuzun darbe yapacağı iddiaları ile' perdelenmiş; iktidar da buna inandırılmıştı. İktidar sahiplerinin 'Askerî Vesayet' saplantısı, Dış Odağın ve Cemaatin kumpasına gelmelerini kolaylaştırmıştır. 
Evet! Cemaat; 'Ordunun darbe yapacağı'  iddiasını çok iyi kullandı ve iktidarı da buna inandırdı. İyi de,  Amerika'nın onayı olmadan bu darbe nasıl olacaktı? Prof. Mehmet  Altan Ergenekon davası ile ilgili bir yorumunda şunları yazmıştı: 
“Burası NATO ülkesi. Burada NATO'nun ve Amerika Birleşik Devletleri'nin istemediği hiçbir şey olmaz!” 
Evet! Amerika'nın onayı olmadan bu ülkede darbe marbe olmaz! Bu gerçeği bilenler; 'darbe iddialarının orduyu çökertmek için bir kumpas olduğunu' ısrarla yazdılar. Fakat asker düşmanlığı gözlerde bir perde olduğu için, ancak; MİT Başkanı tutuklanmak istendiğinde Başbakan Erdoğan asıl hedefin kendisi olduğunu anladı. 
Türkiye, gerçekten de, çok büyük bir badire atlattı.  Peki, böylesine badireleri yaşamaya müsait bir hâle nasıl geldik? 
CHP'nin ve Demokrat Parti'nin en büyük ideali olan,  'Küçük Amerika olmak' hevesi  ile, bu güzelim ülkenin Batı'nın vesayetine sokulması; Çok Partili Hayatın yetiştirdiği  demagoların siyasette yarattığı çürümenin Millî Devlette yarattığı zaaflar, 'Made  in USA' yapımı olan; Cemaat gibi, devlet ve millet düşmanı bir teşkilâtın serpilip büyümesine imkân sağladı.
İster inanın, ister inanmayın fakat ülkemiz Amerika'nın çok derin  kontrolü altındadır. New York valisi  ve CFR'nin; yani Amerika'yı perde arkasından yöneten kuruluşun başındaki kişi olan Rockefeller'in, 1956 yılında, Amerika'nın Orta Doğu'da takip etmesi gereken siyaset hakkında Başkan Eisonhower'e yazdığı mektupta kullandığı şu ifade durumumuzun özetidir: 
“Türkiye oltaya yakalanmış balıktır. Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur!”
Amerikancı Mehmet Altan'ın da samimiyetle yazdığı gibi, bu ülkede Amerika'nın bilgisi olmadan darbe yapmak mümkün değildir. Bu bakımdan,  Ergenekon ve Balyoz gibi darbe iddiaları gayrı ciddîdir. Fakat Cemaatin  darbe yapacağı iddia değil, gerçektir.
Darbeye uygun zemini hazırlamak için, düzmece delillerle, düzmece davalar açtılar. Yüzlerce insanı, yıllarca hapiste tuttular. Onurları için intihar edenler; hayatlarını kaybedenler oldu. Türkiye gerçekten de çok karanlık ve acılı bir dönem yaşadı ve çok şükür bu karanlık dönemi geride bıraktık. Fakat, olaylardan  ders almazsak; bütün bunların sebeplerinin, Batı ile kurulan  İttifak ilişkilerinin Millî Devletimizde yarattığı zaaflar olduğunu kavrayamazsak, kumpaslardan kurtulmamız da mümkün değildir. 
Evet! Asıl darbeyi Cemaat yapacaktı. 17-25 Aralık bir darbe teşebbüsüydü. Başbakan Erdoğan alaşağı edilecekti. Peki, AKP iktidarından kurtulacak mıydık?
 Ne yazık ki, hâlâ daha, AKP'den kurtulacağımızı ve ülkeye gerçek demokrasinin geleceğini sanan gafiller var! Böyle düşünmelerinin sebebi Erdoğan düşmanlığıyla gözlere çekilen perdedir. Fakat böyle düşünenleri de suçlamak mümkün değildir. Çünkü, sayın Erdoğan'ın şahsında, Cumhuriyetin kurucu değerleri ile kavgalı olan ve her uygulamasında bunu ortaya koyan, kabul edilemez bir zihniyetle karşı karşıyayız. Cumhuriyetçi kesimlerin bunu sindirebilmeleri elbette mümkün değil. Ne var ki, bu da, Türkiye üzerinde hesapları olan merkezlerin Erdoğan karşıtlarını manipüle etmelerini kolaylaştırıyor! Çelişkili bir durum vesselâm! 
Hazin olan gerçek şudur ki, dün Cemaatle birlikte yürümüş ol da, bugün Cemaatle mücadele eden tek kişi Erdoğan olmasıdır! 
Haber Türk televizyonunda emekli Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Nedim Şener ve Ordumuza kurulan kumpasın mağdurlarından E. General İsmail Hakkı Pekin'in konuşmalarını internetten bulup  dinleyiniz. 25 Nisan gecesi yine aynı kanalda Erol Mütercimler'in yaptığı açıklamalar da mutlaka bilinmelidir. Siyasî düşünceleri birbirinden oldukça farklı bu isimler de, 'dış mihraklı' Gülen Cemaatinin tehlikesine dikkat çekiyor ve devletimize felâket bir şekilde sızan bu örgüt ile en etkili mücadeleyi Erdoğan'ın verdiğini teyid ederek; örgütün devletten tasfiyesinin oldukça zor olduğuna işaret ediyorlardı!
Cemaat bütün bu operasyonlara rağmen, devlet içinde varlığını sürdürmektedir ve bunun devletimiz için ne gibi bir tehlike oluşturduğu hâlâ daha; ne iktidar mensupları ve ne de muhalefet partilerimiz tarafından yeterince kavranabilmiş değildir! 
Şunu da hatırlatmak isteriz ki,  AKP bir seçimle iktidardan uzaklaştırılabilir;  fakat Cemaatin devletteki varlığı seçimle sona erdirilemez!
 Sakın yanlış anlaşılmasın! 'Erdoğan'la; AKP ile devam edilsin' demiyoruz. Sadece, Cemaat tehlikesi iyi kavransın ve artık bu devletin her kademesinde çalışacak olanlarda, Cemaat mensubiyetinin veya yandaşlık bağının değil; Vatanseverliğin; Ehliyet ve Liyakatin aranmasının bu devletin varlığını sürdürmesi bakımından önemini vurgulamak istiyoruz. 
Sözcü gazetesi yazarı Mehmet Türker,  24 Nisan 2016 tarihli yazısında, Cemaatin Darbe Teşebbüsü konusunda şu tespiti yapmış: “Bazıları diyor ki, 'iktidarın paralel yapıyla mücadele etmesi sayesinde Balyoz, Ergenekon; Askerî casusluk, Poyrazköy Odatv davaları çöktü. İktidar bunların üstüne gitmeseydi o davalarda mahkûm olanların hepsi bugün cezaevindeydi.' Doğrudur. Peki ama, AKP iktidarı neden Fethullahçıların üzerine gitti? Neden eski ortaklarını terör örgütü ilan etti? Eğer MİT Müsteşarı Oslo'da PKK'lılarla buluştuğu için savcılığa çağrılmasaydı ve tutuklanma ihtimali ancak kişiye özel yasa çıkartılarak önlenmeseydi. İktidara dönük 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları yapılmasaydı…” Yani, sayın Türker,  '17/25 Aralık hadisesi olmasaydı, Cumhurbaşkanı, Cemaatin üzerine gider miydi' diyor! 
Ne  yazık ki, büyük resmi gören pek az. Cemaatin yolsuzluk  operasyonu ile, aslında bir  hükümet darbesi gerçekleştirmek istediği ve bunun yaratacağı vahim sonuçlar bir türlü anlaşılamıyor.   Cemaat, kamuoyu desteğini elde etmek için çok ustaca bir senaryo hazırlamış.  Para kasaları, para sayma makineleri, ayakkabı kutuları her şey gözler önündeydi! Fakat buradaki asıl amaç, bir yolsuzluğu meydana çıkarmak değildi! Asıl amaç,  bu yolsuzluk hadisesini kullanarak, gayrimeşrû bir amacı hayata geçirmekti! 17/25 Aralık'taki Cemaat 'Yolsuzluk Operasyonu' kılıflı Darbe Teşebbüsü başarılı olsaydı; ABD kontrolündeki Cemaat eliyle Ilımlı İslâm; yani 'Dönüştürülmüş İslâm' denilen Protestan İslâm hâkim kılınacak; gül gibi, bir de Halife Sultanımız  olacaktı! 
Kinimiz bu gerçeğin görülmesini engellememeli. Yoksa bu iktidarın kusurları yazmakla bitmez. Milliyetçi-Ulusalcı kadroları tasfiye ettiler ve bunların yerine Cemaatin adamlarını getirdiler. Fakat bu defa Cemaat  tarafından kuşatıldılar! 
Devleti kendi ideolojiniz çerçevesinde dönüştürmeye kalkarsanız ve bunun için, 'şeytana pabucu ters giydirecek' insanlarla ittifak kurarsanız sonuç böyle olur.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık