• 10 Ağustos 2015, Pazartesi 9:41
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ANAFARTALAR VE MUSTAFA KEMAL!
 Atatürk Çanakkale harplerine, Yarbay rütbesi ile, 19. Tümen Komutanı olarak katılmıştı. Kazandığı büyük başarılara rağmen, ancak Albaylığa yükseltilecektir! Zaten O, bütün rütbelerini gecikerek almıştır! Çünkü yeteneği herkesi ürkütüyordu. Meşrûtiyet'in ilânından sonra, İttihatçılar, Selânik'te bir görev vererek O'nu İstanbul'dan uzaklaştırmışlardı. Sofya Askerî Ataşeliği de bir sürgündü. Çanakkale'de hak ettiği Generalliğin verilmesi, özellikle geciktirildi. 1916 yılının başlarında, Doğu'da, 16. Kolordu Komutanlığına tayin edildikten sonra, ancak yoldayken generalliğe yükseltildiği bildirilir!
31 Mart hadisesi üzerine, Selânik ve Edirne'den toplanan kuvvetlerin başına Hüseyin Hüsnü Paşa getirilmiş; Kolağası (kıdemli yüzbaşı) Mustafa Kemal de Kurmay Başkanlığına atanmıştı. Bu kuvvetlere 'Hareket Ordusu' ismini bulan da Mustafa Kemal'di. 7 Nisan'da, Hüsnü Paşa maiyeti ile Hadımköy'e varır. Fakat, burada,  bir kumanda değişikliği olur ve İttihat ve Terakki Merkezi, bu kuvvetlerin başına III. Ordu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa'yı getirir. 9 Nisan'da (yeni takvime göre 22 Nisan) Yeşilköy'e gelindiğinde, Hareket Ordusu'nun Kurmayında da bir değişiklik  yapılır.  Berlin'den gelen Askerî Ataşe Enver Bey, daha  Selânik'te kararlaştırıldığı anlaşılan bir tertiple, Kurmay Başkanlığı makamına getirilir. Teşebbüs artık Enver Bey'in elindedir. Arka plâna itilen Mustafa Kemal kırgın bir şekilde Selânik'e dönecektir (Şevket Süreyya Aydemir, “Enver Paşa”, Cilt I, s. 167)!
Mustafa Kemal'le İttihatçı kodamanların yıldızı bir türlü barışmamıştır. Talât Paşa ve bir Parti yetkilisi, Selânik'i ziyaretlerinde Mustafa Kemal'e de uğrarlar. Masasının  üzerindeki, muhtelif işaretler bulunan bir Balkan haritası Talât Paşa'nın dikkati çeker ve bunun ne anlama geldiğini sorar. Mustafa Kemal, Balkan Devletlerinin aralarında anlaşarak Selânik'e saldırmaları hâlinde şehrin nasıl savunulacağına ilişkin bir çalışma olduğunu söyler. Talât Paşa, böyle bir şeyin mümkün olamayacağı kanaatindedir! Dışarıda arkadaşına, “Mustafa Kemal işte böyle saçma sapan şeylerle uğraşıyor” der! Fakat, Mustafa Kemal'in Balkanlar hakkındaki bütün öngörüleri doğru çıkacak; İttihatçı-Hürriyet ve İtilâfçı çekişmesi ile yıpranan ordu Balkanları perişan bir şekilde terk edecektir! 
Enver Paşa da, Mustafa Kemal'e karşı hep mesafeli olmuştur. 1915 yılı 6-10 Ağustos tarihlerinde, Çanakkale'de, Anafartalar bölgesinde, harbin kesin neticesini tayin eden ve iki tarafın da büyük kayıplar verdiği kara savaşlarında, en büyük başarı Albay Mustafa Kemal'e ait olduğu hâlde, cepheyi ziyaret eden Enver Paşa, başka grupları ziyaret edip, yüz bin kişiye varan kuvvetleri kumanda eden Mustafa Kemal'e uğramaz! Bundan çok etkilenen Mustafa Kemal, Ordu Komutanı Liman von Sanders'e istifasını gönderir. Mustafa Kemal'in askerî yeteneklerini çok iyi bilen Sanders, bu istifayı işleme koymaz ve Enver Paşa'ya kendi el yazısı ile yazdığı bir mektupla, Mustafa Kemal'in gönlünü almasını tavsiye eder. Bu mektuptan kısa bir özet verelim: “Ekselansınıza, Albay Mustafa Kemal Bey'in, yazılı bir dilekçe ile hizmetten ayrılmayı dilemiş olduğunu bildirmekle üzüntü duyarım. Bu dilekçeyi destekleyemem. Çünkü Mustafa Kemal Bey'i, vatanın bu büyük savaşında, hizmetlerine muhakkak surette muhtaç olduğu, çok müstesna kabiliyetli, yetkili ve cesur bir subay olarak tanımayı ve takdir etmeyi öğrendim...” 
Sanders'in bu uyarısı üzerine, Enver Paşa Mustafa Kemal Bey'e bir telgraf çekerek gönlünü alır. Çanakkale'deki büyük başarıları İstanbul'da da yankı bulan Mustafa Kemal'in bu başarısını, askerî “Harp Mecmuası”, Mustafa Kemal'in resmini renkli bir kapak hâlinde basarak yayına hazırlar. Fakat Enver Paşa'nın, “Zafer kimsenin değil; Ordunundur” emri üzerine, kapaktan Mustafa Kemal'in resmi çıkarılır ve Irak'ta başarı kazanan Halil Paşa'nın resmi konulur (“Enver Paşa”, Cilt III, s. 262)!
Enver Paşa'ya bu mektubu yazan Mareşal Sanders, Mustafa Kemal'in üstün askerî yeteneklerini çok iyi biliyordu. Anafartalar savaşlarının en kritik anlarından birinde, 7 Ağustos 1915 tarihinde, Ordu Komutanı Sanders'le, Albay Mustafa Kemal arasında bir telefon görüşmesi cereyan eder. Savaş bütün hızıyla devam etmektedir. Fakat Türk cephesinde kumanda karışıklığı had safhadadır. Karar anıdır! Albay Mustafa Kemal durumu bütün açıklığı ile Ordu kumandanlığına bildirmek için telefonun başındadır. Telefonun ucunda konuşan V. Ordu Kurmay Başkanı Kâzım Bey'dir (sonra Paşa). Sanders sordurur: “Hiç çare kalmadı mı?” Mustafa Kemal: “Bütün kuvvetleri benim kumandama vermekten başka çare yok!” Sanders: “Çok gelmez mi?”  Mustafa Kemal: “Az gelir!”
Sanders durumun vahametini anlamıştır ve Mustafa Kemal 8/9 Ağustos akşamı bütün kuvvetlerin Grup Komutanlığına tayin olunur. O sabaha karşı yapılan saldırıda top, tüfek kullanılmayacak, düşman süngü ile, boğaza boğaza yapılan savaşla bulunduğu yerden sökülüp atılacaktır. Enteresandır! 6-10 Ağustos tarihlerindeki I. Anafartalar savaşları, Çanakkale savunmasının  asıl belirleyici savaşları olduğu hâlde, bu savaşlar üzerinde 18 Mart  Deniz Zaferi kadar durulmaz! Peki niçin? Bunun izahını 'Çanakkale'de yalnız Mustafa Kemal mi vardı?' diyenler yapmalıdır! 
Bu savaşlar sırasında Atatürk'ün göğsüne bir şarapnel parçası isabet eder. Fakat göğüs cebindeki saati hayatını kurtarır. Mustafa Kemal, Liman von Sanders'in isteği üzerine bu saati hatıra olarak ona verir. Sanders de,  aile yadigarı saatini Mustafa Kemal'e hediye eder.
21-22 Ağustos'taki II. Anafartalar savaşlarından sonra İngilizler bütün zafer umutlarını kaybederler ve nihayet 19-20 Aralık gecesi Anafartalar ve Arıburnu cephelerini tahliye ederler. Bu tahliyeden 9 gün önce 10 Aralık 1915'te Mustafa Kemal, Ordu Komutanına istifasını vererek Çanakkale'den ayrılır.
Çanakkale'deki birlikleri ziyaretinde Mustafa Kemal'e uğramayan Enver Paşa,  daha sonra, değişik cephelerdeki üstün başarısı sebebiyle, Suriye cephesinde bulunan Mustafa Kemal Paşa'ya şu mektubu yazmak zorunda kalacaktır:
“Yedinci Ordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine, Padişahımız hazretlerinin yüksek şahıslarına ve vazifeye karşı yüksek şahsınız tarafından gösterilen sadakat ve fedakârlığınız dolayısıyla, yüksek şahsınızın Fahrî Yaverlik mesleğine alınmanızı, Padişahımız ferman buyurmuşlardır. Keyfiyeti müjdeler ve bildiririm. 3 Eylül 1918” (“Enver Paşa”, Cilt III, s. 265).
Ne çare ki, artık her şey bitmiştir. Hâlbuki, harbin başlarında Mustafa Kemal'in yaptığı uyarılara kulak verilseydi, her şey çok farklı olabilirdi. Atatürk, Çanakkale muharebelerinin başlamasından hemen sekiz gün sonra, cephede gördüğü aksaklıkları, 3 Mayıs 1915 tarihinde bir mektupla, Enver Paşa'ya yazmaktan çekinmez. Bu mektubunda,  “Vatanımızın müdafaasında kalp ve vicdanları bizim kadar çarpmadığına şüphe olmayan, başta von Sanders olmak üzere bütün Almanların fikirlerine güvenilmemesini” ister.
Mektup, şu sözlerle son bulur: “Bence, bizzat buraya teşrif ederek, umumî vaziyetimizi icabatına göre bizzat sevk ve idare etmeniz münasip olur kardaşım”  (Şevket Süreyya, “Enver Paşa”, Cilt III. s. 253).
Enver Paşa'ya böyle bir uyarıda bulunmak cesaretini gösteren başka bir komutan yoktur. Enver Paşa'ya Suriye Cephesinden, 20 Eylül 1917'de gönderdiği rapor da  önemlidir. Atatürk, bu raporda özetle “İdarede yaşanan çöküntünün önü alınmazsa büyük saltanat binasının bir gün birdenbire çökebileceği; askerî siyasetimizin bir savunma siyaseti olması ve ülke dışında bir tek Osmanlı askerinin kalmaması gerektiği; içinde bulunduğumuz bataklıktan, Almanlarla beraber kurtulmak zarurî ise de, Almanların bu zaruretten ve harbin uzamasından faydalanarak bizi müstemleke hâline sokmak ve memleketimizin bütün kaynaklarını ellerine almak siyasetine muarız olduğu” uyarılarını yapmıştır (Hasan Rıza Soyak, “Atatürk'ten Hatıralar”,  s. 81)!
Birtakım ruh hastalarının yazdığı, tarih kitaplarında Atatürk küçültülmeye çalışılsa da,  Çanakkale kara savaşlarının yıldızı Atatürk'tür.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık