• 04 Şubat 2013, Pazartesi 8:42
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

'AMAN BARIŞ SÜRECİ BOZULMASIN!'
 CNN Türk’te 11 Ocak 2013 akşamı, “Anayasada Türklük”  isimli bir program seyrettik. Anayasamızdaki Türk kimliğinden rahatsız olduğu belli olan bir ‘vatandaş’ ‘Osmanlı, etnik meseleyi ne güzel halletmişti’ diyerek  Osmanlıya övgüler yağdırıyor; Osmanlı’da, kendi kiliselerine bağlı olan Rumların ve Ermenilerin ve diğer unsurların ne kadar rahat ve özgür yaşadıklarından dem vuruyor; sonunda da ‘Ah şu Cumhuriyet yok mu? Her şeyin sorumlusu bu cumhuriyet!’ demeye getiriyordu. Bu tür saçma sapan sözleri bu özürlü zihniyetten duymaya alıştık da, sorumlu makamlarda olanlardan benzer sözleri duymak insanın canını  acıtıyor.

Osmanlı’nın büyük devlet adamlarından Ahmet Cevdet Paşa’nın, “Arif olanlar her şeyi nefsinde tecrübeye kalkışmayarak, içi ibret, nasihat ve tecrübelerle dolu olan tarih okurlar!” sözünü içimiz sızlayarak hatırlıyoruz.

 Tarih bilmeyenlerin tecrübe tahtasına çevirdiği bu devlet, bakalım bu kifayetsiz muhterislerin ellerinde daha ne kadar hırpalanacak?

Evet, Osmanlı, hâkimiyeti altındaki bütün etnik unsurlara dünyadaki bütün milletlerden çok daha büyük bir hoşgörü göstermiştir.  Bunu, başta Türk düşmanı Voltaire olmak üzere birçok Batılı tarihçi itiraf etmektedir. Ne var ki, Jean Paul Roux ve Lamartin gibi Batılı tarihçi ve yazarların  belirttiği üzere, etnik unsurların entegrasyonunda gösterilen gevşeklik, koca imparatorluğun sonunu hazırlayan en önemli etkenlerden de biri olmuştur! Nitekim, Fransız ihtilâlinden sonra tüm dünyaya yayılan milliyetçilik rüzgârları öncelikle Osmanlı’da yaşayan Hıristiyan unsurlarda yankı bulmuş; daha sonra bu dalgaya Müslüman Arnavutlar ve Araplar da katılmışlardır.

Günümüzde ‘Osmanlı döneminde etnik unsurlar bakımından her şey çok iyi, çok güzeldi’ denilerek Osmanlı’daki gibi bir gevşek millet yapısının teşvik edilmesinin sebebi, Haçlı emperyalizminin manipüle ettiği ‘Yeni Osmanlıcılık’  tezgâhıdır. Ne yazık ki, bu oltaya takılanların sayısı da oldukça kabarık! Şu gerçeği her nedense düşünemiyorlar: Batı, Osmanlı’ya bu kadar düşkündü de, Osmanlı’yı niçin yok etti ve şimdi yeniden neden diriltmeye çalışıyor? Balkan felâketini; Musul ve Kerkük’ün bizden nasıl koparılıp alındığını devlet hafızası unutabilir mi? Unutursa buna devlet denebilir mi?

 Evet, Osmanlı’ya karşı başkaldırı bayrağını önce Hıristiyanlar açtı. Sonra bunlara Müslüman Arnavutlar ve daha sonra da Araplar katıldılar. Milliyetçi Arap öğrencilerinin Tıp mektebinde bir cemiyet kurmaları üzerinedir ki, Türk öğrencileri de 1910 yılında Türk Ocağı’nı kurdular. Türk Ocağı, Türk gençleri arasında,  Türklük şuûrunun gelişmesinde çok önemli bir işlev görmüştür.

Hıristiyanların başkaldırısından sonra, Osmanlıcılık ile İmparatorluğun bir arada tutulamayacağı anlaşılınca, bir süre Pan-İslâmcılıkla yani bütün Müslümanların birliği ile imparatorluğun yaşatılabileceği düşünülmüş; bunun olamayacağı görülünce bu defa Pan-Turanizm, yani bütün Türklerin birliği ideali benimsenmişti. Neticede bunun da bir düş olduğu anlaşıldı. Türk Milliyetçiliği işte bütün bu tecrübelerin ışığında olgunlaşmış ve Atatürk ile ete kemiğe bürünmüştür. Bunu önce, yeniden ‘Ümmet’ sentezi yapmaya çalışanların iyi bilmesi gerekir. Kaldı ki, günümüzde bunun arkasında da, Batı’nın teşviki olduğunu biliyoruz!

Atatürk, önceleri ‘Turancı’, sonraları ‘kandaş’  gibi sıfatlarla kendini tanımlayan ve de kısıtlayan bir milliyetçiliğe karşı,  “Kendisini Türk Milletine Mensup Hissedebilmek” gibi antiemperyalist ve barışçı bir milliyetçilik anlayışı ile tüm ülke insanlarını kucaklamasını bilmiştir. Bu anti-emperyalist milliyetçilik anlayışının anti-komünist bir anlayışa dönüşmesi İnönü döneminde olmuştur ve bu da ABD’nin bir tezgâhıdır.

  Evet, Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, Batı’daki gibi ırkçı değildir. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, kan bağını değil, ‘Vatandaşlık Bağını’ esas alan bir Milliyetçilik anlayışını benimsemiştir. “Türkiye Cumhuriyetini kuran halklara Türk Milleti denir” diyerek, millî birliğimizi de son derece sağlam bir temele oturtmuştur ki, Batı emperyalizmini en fazla rahatsız eden şey de işte budur. Çünkü emperyalizmin bu coğrafyada rahatça hükmedebilmesi için, millî bütünlüğü olmayan, istikrarsızlık içinde bocalayan parçalı bir yapının kurulması zorunludur. Etnik milliyetçilik işte bunun için teşvik ediliyor ve kışkırtılıyor; yoksa Kürtleri çok sevdiklerinden; demokrasi ve hürriyet aşklarından ötürü değil. Bunu görmemek için, körlük derecesinde önyargılı olmak; ya da işbirlikçi olmak gerekiyor. Türk milliyetçiliğine ‘ırkçılık’ yaftasını yapıştıranlar, Türk Milliyetçilerini ‘Turancı’ olarak suçlayanlar, ‘Dört ülkede yaşayan Kürtlerin birliğini’ utanmadan, sıkılmadan ve hayasızca, özgürlük ve demokratlık adına savunabiliyorlar!  Televizyonlar, bu zihniyeti savunanlara ekranlarını alabildiğine açabiliyor! Irkçılığın âlâsını yapanlar, yavuz hırsız misali, tarihinin hiçbir döneminde ırkçılık yapmayan bu yüce milleti ırkçılıkla suçluyorlar!

Tamam, bütün bunlar Haçlı emperyalizminin senaryosu gereğidir.  İyi de bu ülkenin millîci aydınları hepten mi yok oldu?  Türklük nasıl bu kadar savunmasız bir duruma düşebildi?

CHP milletvekili  Birgül Ayman Güler Meclis’te yaptığı bir konuşmada, “Türk Ulusu” ve Kürt Milliyetinin” eşdeğerde görülemeyeceğini, kimsenin kendisine ‘Kürt Milliyetçiliğini’ ilericilik ve bağımsızcılık diye yutturamayacağını söyleyince âdeta kıyamet koptu! Daha sonra yaptığı açıklamada, “‘Türk Ulusu’ kavramının etnik bir kavram olmadığını, içinde herkesi barındırdığını, bu nedenle de ‘Kürt Milleti’ kavramıyla bir tutulamayacağını, sözlerinde ırk perspektifi olmadığını” söylemesine rağmen, bırakınız mâlûm grupları, kendi partisinin içinden bile eleştirildi;  ‘Irkçı, faşist, kafatasçıya’ kadar varan bir dizi saçma sapan suçlamanın bir anda muhatabı oldu! Kadıncağızın bir linç edilmediği kaldı! Sayın Güler’in kullandığı kavramlar biraz kafa karışık olsa da, Türk Milleti şemsiyesi altındaki hiçbir etnik unsurun Türk Milleti’nin önüne geçemeyeceğini söylemek istediği bellidir. İşte, kafalarında ‘Türk’ü ve Kürt’ü devleti kuran iki temel unsur olarak gören’ şımarık zihniyet sahiplerine bunu kabul ettirebilmek mümkün değildir.  Nedir bu Türklük düşmanlığı? Nasıl bu hâle gelebildik? Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan acıları yeniden mi yaşayacağız? Bu acıları yeniden yaşayıp yeniden mi millet sentezi yapacağız?  Ne yazık ki, ihtiraslar ve önyargılar sağduyuyu yok etmiş! Ne pahasına olursa olsun ‘Aman Barış Süreci Bozulmasın’ diye ne kadar aşağılık bir psikolojik harp yürütüldüğü meydandadır. Medyanın, Mütareke Dönemi medyasından hiçbir farkı kalmadı. Kürtçe anadilde savunma imkânı sağlayan kanun da Meclis’ten geçti. Batılı ‘dostlar’ bu kanunu ‘Barış yolunda’ tarihî bir adım olarak alkışlıyorlar! Barış mı yoksa çözülme mi? Eğer Batılı ‘dostlar’ bizi alkışlıyorlarsa biliniz ki, mutlaka millî menfaatlerimiz aleyhine bir durum söz konusudur! Ayrıca şunu hatırlatalım: Bu ülkenin resmî dili Türkçedir ve bütün Türk vatandaşlarının bu dili öğrenmeleri zorunludur. İngiltere’de yeni kabul edilen bir kanun gereğince, İngiliz vatandaşı olacakların iyi derecede İngilizce bilmeleri gerekmektedir. Ayrıca bir de İngiltere tarihinden imtihana tabi tutulmaktadırlar!

 Sözde ‘Barış’ adına millî bütünlüğümüz hançerlenmekte ve ülke adım adım bir iç kargaşaya doğru sürüklenmektedir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık