• 13 Ekim 2017, Cuma 8:50
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ALMANYA İLE İLİŞKİLERİMİZ (5)
 Dr. Necip Hablemitoğlu, ülkemizdeki Alman Vakıflarının faaliyetlerini araştırmış; bu yüzden hedef hâline gelmiş ve bunu da hayatıyla ödemiştir.
Bazı Alman Vakıfları, Necip Hablemitoğlu'nun iddiaları için, 'kişilik haklarına saldırıldığı gerekçesiyle' dava açarlar. Fakat Ankara 9. Asliye Mahkemesi 04.12.2003 tarihli kararı ile “Bu vakıflar, kanun hükümlerine uygun olarak kurulmadığı gibi, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden alınmış bir izinleri de yoktur. DPT ve Hazine Müsteşarlığı görev ve yetkileri olmadığı hâlde, vakfa Türkiye'de temsilcilik açma ve faaliyette bulunması için izin vermiştir” gerekçesiyle davaları reddetmiştir (Mustafa Yıldırım, “Sivil Örümceğin Ağında”, s. 583).
Alman vakıfları ülkemizde, ilgililerin anlaşılmaz hoşgörüsü ile, yasa dışı olarak her türlü faaliyette bulunurken, Almanya'da bir şube açmak için 5 yıl mücadele eden Diyanet Vakfımızın talebi Alman makamlarınca reddedildiği hâlde, AKP iktidarının, bir yasa çıkararak, yabancı vakıfların Türkiye'de şube açmalarının önündeki engelleri kaldırdığını hatırlatalım!
Kanal A Haber'de, 29. 4. 2017 tarihinde yayınlanan Yaz-Boz programından not etmişiz: Almanya'nın Ankara'da bir de, sözde, Almanca öğreten bir Goethe Enstitüsü varmış! Cem Özdemir'in başında bulunduğu Heinrich Böll Vakfı'nın başında bulunan zat da, eski Alman Yeşiller Partisi Başkanı Cem Özdemir'miş! Alman Vakıflarının PKK ve FETÖ ile yakın ilişkileri olduğu da iddia edilmekte!
İşte, Batı'ya yıllardır verdiğimiz tavizler, Batı'lı ülkelerde 'Türkiye'yi biraz sıkıştırdıklarında, istediklerini alabilecekleri' duygusunun yerleşmesine yol açmıştır. Günümüzdeki sorunların temel sebebi de budur. Bu yüzden, Türkiye'ye bir türlü, objektif olarak bakamamaktadırlar.
Almanya ile ilişkilerimiz üzerinde biraz durmak gerekiyor. Çünkü, bu ülke ile, I. Dünya Harbi yıllarında bir müttefiklik ilişkimiz var. Bu çok kötü bir hatıra. Çünkü bu müttefiklik bizi I. Dünya Harbi'ne sürükledi ve koca bir imparatorluğu kaybetmemize sebep oldu. Bu ilişkilerin mimarı Enver Paşa'ydı. Onun, ülkeyi Almanya'ya teslim eden basiretsizliği affedilecek gibi değildir. Fakat ne yazık ki, bu pek bilinmez ve ne tuhaftır ki, bilinmesi de istenmez! Çünkü o zaman birçok ezber bozulur! Bu bakımdan, Almanya ile, tarihî ilişkilerimiz üzerinde biraz durmak gerekiyor.
Balkan Harbi ile başlayalım: Enver Paşa'nın ve İttihatçılar içindeki Almancıların pek güvendiği Almanya, bu savaşta Türkiye'yi desteklememiştir. Doğan Avcıoğlu bu konuda şu bilgileri veriyor: “Almanya'nın politikası, Türklerin Avrupa topraklarını terk edip, Anadolu'ya çekilmesidir! Nitekim, Goltz Paşa, daha çok eski tarihlerde, bunu açıkça belirtmiştir. Bu nedenle Almanlar, Türkiye'nin sömürgeleştirmeyi düşündükleri Anadolu topraklarını, Rus ve İngiliz emellerine karşı korumuşlar, Rumeli'nin elden çıkmasına ise seyirci kalmışlardır. Almanya; İngiltere ve müttefikleri gibi, Türkiye'nin Rumeli'den atılmasını beklemiştir. Hattâ, Edirne'nin geri alınmasına karşı çıkmışlar; Almanya dahil büyük devletler Midye-Enez hattının sınır olarak kabulü için Türkiye'ye nota vermişlerdir” (Doğan Avcıoğlu, “31 Mart'ta Yabancı Parmağı”, s. 95).
Bulgaristan Genelkurmay Başkanı Fiçev'in, Sofya'da Askerî Ataşe olan Yarbay Mustafa Kemal'e, “Balkan Harbi'ni Alman subaylarından, bilhassa Goltz Paşa'dan, Osmanlı Ordusu'nun durumu hakkında günü gününe aldığımız bilgiler sayesinde kazandık” sözlerini de hatırlatmak isteriz!
Yazar Ergun Göze'nin belirttiğine göre, Almanya 11 Ağustos 1915'te, Ruslara, “İstanbul'u size verelim, siz münferit sulh yapıp harpten çıkın” teklifinde bulunmuştu (Tercüman, 21 Mart 2006)!
İttihat ve Terakki Cemiyeti, İngiltere hayranıydı. Fakat, Ordu'da Alman etkisi oldukça güçlüydü. Ünlü Mahmut Şevket Paşa, von Der Goltz Paşa'nın öğrencisiydi. Meşrûtiyet hareketi başarılı olunca, Mahmut Şevket Paşa, Goltz Paşa'ya şu telgrafı çekmiştir: “Sadık öğrencilerinizin Osmanlı Hükümeti'ni, meşum istibdadına son vermeye ve Anayasa'yı kabul etmeye mecbur ettiğini, ekselânsınıza hürmetle bildirmekten şeref duyuyorum” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s.38).
Mahmut Şevket Paşa, sonuna kadar Almanların güvendiği bir kumandan olarak kalacaktır. Bundan başka Kayzer II. Wilhelm, dostu Abdülhamid'i çabuk unutarak, Abdülhamid'e karşı dağa çıkan hürriyet kahramanı Enver Bey'i kazanmak için özel çaba harcayacaktır!
İşte, başta Enver Paşa olmak üzere, İttihatçıların kurmay kadrosu, bu Almanya'ya güvenerek Osmanlı İmparatorluğu'nu I. Dünya Harbi macerasına sokacaktır. Hâlbuki, Düyûn-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) Başkanı Sir Adam Block, Türk arkadaşlarını Alman ve İngiliz emperyalizmi konusunda şu sözlerle uyarmaktaydı: “Almanya kazanırsa, siz de Alman sömürgesi olacaksınız, İngiltere kazanırsa, mahvoldunuz” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 33)!
Nitekim, İttihatçı hükümetin savaş kararı almasından sonra, kapitülâsyonları kaldırmasına en büyük tepkiyi, müttefikimiz Alman Büyükelçisi Vangenhaym gösterecektir! Vangenhaym, bizi, “Ruslar, İstanbul'u alırsa size yardım etmeyeceğiz” diye tehdit eder! Fakat, Şevket Süreyya'nın belirttiğine göre, Avusturya Büyükelçisi Marki Pallaviçni'nin tavrı daha da serttir. 27 Ağustos'ta şöyle çıkışır: “Siz bana sormadan, nasıl böyle kararlar alabilirsiniz? Bu kararları tanımıyoruz!”
Hâlbuki, İngiltere Büyükelçisi Sir Edward Grey, 1914 yılı Ağustos ayı ortalarında İstanbul'daki İngiltere Büyükelçisine gönderdiği bir talimatta, Osmanlı'nın bu harbin dışında kalmasını arzu ettiklerini, bunun için de Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü garanti ettiklerini bildirmekte ve kapitülâsyonların kaldırılacağı garantisini vermekteydi (Prof. Mustafa Sıtkı Bilgin, ESAM 2015 yayını, s. 183)!
Fakat, Cumhuriyet kurulduktan sonra Almanya ile karşılıklı menfaate dayanan çok sıcak ilişkiler geliştirmeyi başarmıştık. Meselâ Atatürk'ün bu ülkeye Büyükelçi olarak gönderdiği, İstiklâl Harbi kahramanlarından Kemalettin Sami Paşa, Berlin'de görevinin başında vefat ettiğinde, Almanya ona, sanki bir devlet başkanıymış gibi, muhteşem bir cenaze töreni düzenlemişti.
Almanya, Atatürk nedeniyle, Türkiye'ye büyük bir saygı duymaktaydı. Türkiye'nin yeniden o saygın günlerine dönmesi mümkündür. Fakat bunun için, önce Atatürk'ü iyi anlamalı ve O'nun, içerde, İç Cephe'yi güçlendiren iç politikası ve Türkiye'yi, bölgemizin bir numaralı aktörü yapan dış politikası, Balkan ve Sadabat Paktları çok iyi kavranmalıdır.





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık