• 29 Eylül 2017, Cuma 8:59
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ALMANYA İLE İLİŞKİLERİMİZ (1)
 Almanya ile ilişkilerimiz oldukça gergin. Hatırlanacağı gibi, 16 Nisan Referandumu sürecinde, Cumhurbaşkanımız, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarına video-konferans yöntemiyle hitap etmek istediğinde, buna izin verilmemişti! 'Fakat, NATO'da müttefik olduğumuz Almanya, terör örgütünün elebaşılarından Murat Karayılan'ın, video konferansla konuşma yapmasına, Cemil Bayık'ın bir Alman televizyonunda mülâkatının yayınlanmasına; PKK yandaşlarının Köln'de, açıkça terör örgütü propagandası yapmasına izin veriyor! Bu nasıl müttefiklik?
Erdoğan öfkesi', bu gerçeğin görülmesini engellememelidir.
Sayın Cumhurbaşkanımız öfke kontrolü yapamıyor. Dış ilişkilerde kullanılan dilimizin ise, diplomatik olduğu da söylenemez. Bu durum, dünya kamuoyunu etkilemekte pek mahir olan Türkiye karşıtı küresel güçlerin işlerini kolaylaştırmakta ve onların Türkiye'ye yönelik kara propagandalarını daha da etkili kılmaktadır. Fakat hemen şunu söyleyelim ki, Amerika'nın ve Avrupa ülkelerinin bize karşı olan tavırlarının sebebi, sadece dış politikada kullanılan üslup değildir. Şu çok iyi bilinmelidir ki, Batı'ya taviz vermeyi sürdürdüğümüz ve onların emperyalist yanlarını görmediğimiz sürece bir mesele yoktur. Biraz dik durmaya kalktığımızda, aydınlarımızın, 'Medeniyetin Kıblesi' olarak gördükleri Batı, hemen, kaba ve çirkin emperyalist yüzü ile karşımıza çıkar!
Bunlara taviz verildiği sürece, el üstünde tutulacağımız; dik durmaya kalktığımızda ise, bunların her türlü belden aşağı vuruşlarına muhatap olacağımız bilinmelidir. Nitekim, AKP iktidarının ilk yıllarında, arkasında müthiş bir Batı desteği olduğunu; AKP'nin Kapatma Davası sürecinde Batı'nın, AKP iktidarına nasıl sahip çıktığını hatırlatmak isteriz. Bu destekten bazı örneklere verelim:
Oli Rehn: Dava Avrupa demokrasisinin ilkelerine aykırı.
Almanya Hükümet sözcüsü: Hükümet Yargıtay Başsavcısının Başbakan Erdoğan başta olmak üzere hükümetin vekillerine siyasî yasak getirmek ve AK Parti'yi kapatmak için başvuruda bulunmuş olmasını anlamsız bulmakta ve gelişmeleri kaygıyla izlemektedir. AKP'nin kapatılması için öne sürülen gerekçelerin anlaşılır bir yanı yok.
Claudia Roth: Türkiye'de AKP'nin yasaklanması konusunda bir iddianame sunulmasını gülünç buluyorum.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey: Biz bütün ilgili tarafların demokratik kurum ve değerlere, hukuk kurallarına saygı göstermesi gerektiğini düşünüyoruz. Herhangi bir demokraside seçmenler ülkenin geleceğini belirlerler. Türkiye'de seçmenler 2007'de konuştu!
ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright: Gül ve Erdoğan'ı yakından tanıyorum. Türkiye'nin iç işlerine katışmak istemem ama halkın iradesini nasıl alaşağı edebilirler? Halkın mesajı çok açık.
Hannes Swoboda, AP Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı: Bu delilik. Tamamıyla şoke oldum. Bu Türk insanının iradesine ve demokrasiye tamamen aykırı.
Bu konuda, Newsweek dergisinde yayınlanan, Morton Abromowitz ile Henry Barkey'in birlikte yazdığı makaleden de küçük bir alıntı yapalım: “ABD, olup bitenlere seyirci kalamaz. Tehdit o kadar ciddî ve ABD çıkarları için o kadar zararlı ki, ABD perde arkasında veya gerekirse kamuoyu önünde, AKP'yi devirme girişiminin Türkiye-ABD işbirliğini tehlikeye atacağını ortaya koymalıdır.”
15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrasındaki tavırlarına da birkaç örnek verelim:
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper: “Bizim bazı muhataplarımız ya temizlendi ya da tutuklandı!”
ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph Votel: “Darbe girişiminin ardından, ABD ordusunun Türk Ordusundaki birçok yakın müttefiki hapse kondu!”
Ergenekon ve Balyoz benzeri Kumpas Davalarında Milliyetçi, Ulusalcı Komutanlarımız ve aydınlarımız sahte delillerle tutuklanırken, “Bu davalarda sonuna kadar gidilsin” diyen bu 'Demokrat Dostlarımız', FETÖCÜ'lerin tutuklanması üzerine, utanmadan, sıkılmadan, bize Avrupa değerlerini hatırlatmışlardı!
Evet, Batı, başlangıçta sayın Erdoğan'a hayrandı. Çünkü, bütün istedikleri yapılıyordu! Türkiye'nin bölünmesi için Açılım Süreci işletiliyordu. Esad'a karşı Batı ile işbirliği yapılmaktaydı. Fakat, bugün, Batı'nın uşağı FETÖ'CÜLER devletten temizleniyor. PKK'nın üstüne gidiliyor. Batı ile birlikte olmanın, iktidar ve ülkemiz için yüksek maliyeti meydana çıkmaya başladıktan sonra, Batı'nın hiç hoşuna gitmeyen bir politika değişikliğine gidildi. Şartlar, AKP iktidarını Rusya, İran ve Irak'la işbirliği yapmaya zorladı. 'Kürdistan Koridoru' hesapları bozuldu!
Ne var ki, iktidar Devlet Aklı ile değil, deneme-yanılma yöntemi ile ilerliyor; . Atatürkçü politikalar yeni yeni keşfediliyor! Fakat, şunu hemen belirtelim ki, Atatürk'ten sonra bu, genellikle hep böyle olmuştur!
İktidarın Suriye'ye bakışında kafası hâlâ daha karışık olsa da, hâlâ daha, ülkemizin milî bütünlüğü için Esat'la işbirliği yapılmasının zorunlu olduğu görülememiş olsa da, Suriye'de uzun süre, Batı ile birlikte olunduktan sonra, nihayet, millî çıkarlarımızın Rusya, İran ve Irak'la birlikte hareket etmekte olduğu görülmüş ve Astana Süreci'ne ulaşılmıştır. Silâh sanayinin önemi kavranmış ve bu konuda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. İHA'ları artık biz üretiyoruz. Hem de, silâhlısını (SİHA)! SİHA'lar PKK'nın korkulu rüyası oldu. Nitekim, SİHA'lar konusunda nasıl bir kara propaganda başlatıldığını görüyoruz. Ne yazık ki, Sezgin Tanrıkulu üzerinden CHP'yi de buna alet ettiler. Şeker politikasında da iktidar nihayet daha tutarlı bir yola giriyor. Yıllarca üretim yapılmayan Alpullu ve Susurluk şeker fabrikalarında üretim yeniden başladı. Batı'nın bunları hoş karşılaması mümkün müdür?
Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakanken, BOP Eş Başkanı olarak yaptığı bir konuşmada şöyle konuşuyordu: “Bizim AB perspektifimizin altında bu vizyon vardır. Irak ve Suriye meselesine bakışımız da bunu esas almaktadır. Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika inisiyatifindeki rolümüz buna dayanmaktadır. Burada, bizim bir Eş Başkanlık görevimiz var. Başlattığımız Medeniyetler İttifakı Projesi'nin temelinde de bu vizyonumuz yer almaktadır. Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika projesindeki rolümüz bize özellikle Orta Doğu'da önemli görevler yüklemektedir. Biz bu görevi bir kenara koyamayız. Eğer Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika projesinin hedefi demokrasi ise, insan haklarıysa, hukukun üstünlüğüyse; bu bölgede yaşayan insanların refahı, mutluluğuysa, bu bölgede yaşayan insanların yaşam standartlarının yükseltilmesiyse, Türkiye bu dönemde tribünde kalan bir seyirci olamaz. Muhakkak burada rol üstlenecektir.”
Ne var ki, geç de olsa, millî menfaatlerimizin gereğinin ABD ile değil, Rusya, İran ve Irak'la birlikte hareket etmek olduğu görülmüştür. Buna, Suriye'de katılmalıdır. Fakat, bu konuda iktidarın kafasının karışık olduğu anlaşılıyor. Nitekim, tezkerenin görüşülmesi sırasında, AKP sözcüsü, 'Kendi halkını katleden Esad' söylemini sürdürmüştür!





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık