• 25 Haziran 2012, Pazartesi 9:06
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ÂKİL ADAMLARA GERÇEKTEN İHTİYACIMIZ VAR!
Ülkemiz 30 yılı aşkın bir süredir işbirlikçi terör örgütünün, maddî ve manevî yıkımlarını yaşamaktadır. Bu kalleş örgütü Batılı 'dostlarımızın' desteklediği de bilinmeyen bir şey değildir. Türkiye 'terör sopası' ile Haçlı emperyalizminin istediği tavizleri vermeye zorlanmaktadır. 'Büyük Kürdistan' Haçlı emperyalizminin tarihî hayalidir. Fakat şu işe bakınız ki, terör canavarını besleyen ve büyüten güçler, aynı zamanda 'sorun çözücü' rolüne de soyunabilmekte ve daha da vahimi; bunların ülkemizin bölünmesine hizmet edeceği âşikâr olan 'Çözüm Reçeteleri'ne itibar  edilebilmektedir!
“Canım niye Batı'ya bu kadar düşmansın? Batı artık eski Batı mı? Adamlar artık bizim iyiliğimizi istiyorlar”  diye düşünen saflar olabilir. Bunun cevabını geçen hafta Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un ağzından verdik.  Biz kimseye düşman değiliz.  Batı ile ilişki kurulmasına da karşı değiliz fakat bu ilişkiyi kurarken, Batılıların hakkımızda hangi 'iyilikleri' düşündüğünü hiçbir zaman unutmamak gerektiğini hatırlatıyoruz. Hiçbir şey gizli kalmıyor. Nitekim CIA'nın Türkiye uzmanı Yahudi asıllı Henri Barkey'in, 1 Mart 2003 tarihinde, o 'meşhur' tezkerenin reddinden sonra 26 Mart'ta Utah Üniversitesi'nde verdiği “Felâket ile Flört: Türkiye, Irak ve ABD”  isimli bir konferansta söyledikleri de gizli kalmadı ve Yeniçağ gazetesinde yayınlandı. Konuşmasında, tezkerenin reddedilmesinden Türk Ordusu'nu sorumlu tutan Barkey, ABD için en büyük felâketin, Türk Ordusu'nun PKK terörü ve çıkacak karışıklıkta Türkmenleri korumak için Kuzey Irak'a girmekte ısrar etmesi olduğunu, bu nedenle konuşmasının adını 'Felâket ile Flört'  koyduğunu; AKP'nin AB reformlarında ısrarlı tutumunun ve ABD'nin, 'Türkiye'ye gün vermesi için AB'ye baskı yapmasının' 'Türk Silahlı Kuvvetlerini Kafesleme Plânı' olduğunu söylüyor!
Güvenliğimiz için Ordumuzun Irak'ın kuzeyine girmesi ABD için 'felâket' olarak değerlendiriliyor!  Ve şu işe bakın ki, terörün sona erdirilmesi için biz işte bu ABD'den medet umuyoruz! ABD'nin verdiği 'istihbaratla' terör örgütü ile mücadeleyi sürdürüyoruz. Peki, sonuç ne? ABD'nin bizi sokmadığı topraklardan gelen teröristler 9 Mehmetçiğimizi daha şehit ediyor!
Henri Barkey, tezkerenin reddiyle gerçekleşmeyen Kuzey Cephesi'nin, sırf TSK'nin Kuzey Irak'a girmesinin engellenmesi için düşünüldüğünü de itiraf etmiş! Hatırlatalım: 1.3.2007 tarihinde Kanal Türk televizyonunda yayınlanan bir programa katılan Koalisyon Hükümetinin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel, ABD'nin Irak'a bir askerî harekât düzenleyeceği belli olduğu için, kendi hükümetleri döneminde, 2002 yılında, Cumhurbaşkanının Başkanlığında Çankaya köşkünde toplanarak, ABD'den önce, Irak'ın 50 km. derinliğine, bir kolordu ile girmek kararı aldıklarını açıklamıştı! Barkey'in konuşmasından anlıyoruz ki, ABD'nin Güneydoğu bölgemize asker yığmak istemesinin bir sebebi de ordumuzun Irak'a girmesini önlemekmiş!
Sayın Arslan Bulut'un Yeniçağ da yazdığına göre, 12 Haziran 2011 seçimlerinden on gün önce ABD Ankara Büyükelçiliği siyasî müsteşarlığının ABD'ye gönderdiği  'çok gizli' kriptoda, bölücü örgütün TBMM'ye sokacağı milletvekillerine şunlar tavsiye edilmiş: “Bağımsız Kürt milletvekilleri çok sert muhalefet yaparak, bölgesel özerklik konusunda etkili bir konumda tartışmalı; yerel özerklik, mahallî idareler planlarına işlerlik kazandırmalıdır!”
Bir hükümet yetkilisi “ABD işin içinde” demişti! Daha fazla delile gerek var mı? 'Büyük Kürdistan' hayalinin Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarını kapsadığını tekrar hatırlatalım! Suriye 'hâlledilsin' sıra Türkiye'dedir! CHP bir anda 'Kürt Sorunu'nun çözümü için 'Âkil Adamlar' önerisiyle meydana fırlamıştı! Bölücü Leyla Zana da bir anda 'Barış Meleği' olarak öne çıkarıldı! Aklımıza ister istemez 'Kılavuz ve karga hikâyesi' geliyor!
 Öcalan'ın ev hapsine çıkarılmasına MHP dışında karşı çıkan yok. Hükümet 'Bu konu gündemimizde yok' dese de konunun, daha dün bir Başbakan Yardımcısı düzeyinde dile getirildiğini biliyoruz! Anadilde eğitimin ilk basamağı olarak 'Kürtçe Seçmeli Dil' çalışmalarının başlatıldığını bizzat Başbakan açıkladı! Tabiî sadece Kürtçe değil, yanına garnitür olarak Zazaca, Lazca, Abhazca da eklendi!  Kürtçe yayın yapan TRT Şeş'ten sonra 'Kürtçe Seçmeli Derse' kadar geldik! Peki, buna gerçekten ihtiyaç var mı? Kürtçe bir yabancı dilin özelliklerine sahip bir dil mi? Neden işin uzmanları televizyonlara çıkarılıp, Türkçeden başka bir dilde ana dil eğitiminin yapılıp yapılamayacağının bilimsel olarak tartışılmasına imkan tanınmıyor?  Evet, neden şu mâlûm televizyonlara gerçek uzmanlar değil de, hep yandaşlar çıkarılıyor?
Türk Milleti gerçekten çok alçakça bir Psikolojik Harp'e tabî tutuluyor. Sanki Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir hakkını elinden almışız gibi bir anlayış bu televizyon kanallarının gedikli tartışmacıları tarafından biteviye dile getiriliyor. Allah aşkına bu topraklarda bir Kürt Devleti vardı da Türkler mi yok etti? Kürtçe Anadilde eğitim vardı da bu coğrafyada kurulan Türk Devletleri veya Beylikleri mi bunu ortadan kaldırdı? Şu densizliğe bakın ki, Mardin'de, Osmanlı'dan önce bölgenin hâkimi olan Türk Artuklu Beyliğine izafeten kurulan Artuklu Üniversitesi'nde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü açılıyor! Bölgeden Türklük kazınırken; devlet eliyle bir millet yaratılıyor! Diyarbakır'da resmî dairelere bile Türk Bayrağı asılamadığı iddiaları var! Türk adına karşı bir düşmanlık dalga dalga yayılıyor! Sanki bu isimde bir millet bu coğrafyada devletler kurmamış ve bin küsur yıl bu topraklarda adaletle hüküm sürmemiş gibi! Anayasadan Türk adını çıkarmak istiyorlar!  Hepimiz 'Türkiyeli' olacağız! Artık Mahkemelerde hâkimlerin arkasında 'Türk Milleti Adına' diye bir ibare yer almayacak! Türk Ordusu'na bundan sonra Türkiye Ordusu mu denilecek?
              Bu şaşkınlar, adında Türk olan bütün millî kurumların isimlerini değiştirebileceklerini mi zannediyorlar?
Psikolojik Harp'ten etkilenerek, 'Artık analar ağlamasın, Anadilde Eğitim hakkı verilsin de kan dökülmesi dursun' diye düşünen gafiller çok vahim bir yanılgı içindedirler. 'Bağımsızlığın' son durak olduğu bilinmelidir çünkü bu mesele etle tırnak gibi olduğumuz  Kürtlerimizin değil, Batılı 'dostlarımızın' meselesidir.
Bakınız, 30 milyona yakın Türk kökenli soydaşımızın yaşadığı İran bin yıl Türkler tarafından yönetilmiş bir ülkedir. Ülkenin bir başından öte başına Türkçe konuşarak gidilebildiğini bu ülkeyi ziyaret edenler söylemektedirler. İran'da Türkçe eğitim yoktur! Bulgaristan'da Türklerin partisi koalisyon ortağı bile olmuştur. Bu ülkede de Türkçe Anadilde Eğitim yoktur. Bin yıl yönettiğimiz ve hâlen milyonlarca Türk'ün yaşadığı Irak ve Suriye'de de Türkçe eğitim yoktur ve bu ülkelerde yaşayan soydaşlarımızın Anadilde Eğitim yapılsın diye ayaklanıp, bu devletlerin askerine ve polisine saldırmaları, arkadan kalleşçe öldürmeleri söz konusu değildir! Görüldüğü gibi hakkı gasp edilen bir millet varsa o da Türk Milletidir.  'Kürt Meselesi' Haçlı emperyalizminin yarattığı bir meseledir. Kıbrıs'ta,  kız alıp, kız vermemiş Türk ve Rum Milletini Tek Devlet altında birleştirmek için uğraşan Haçlı Emperyalizmi, binlerce yıldır bir arada yaşayan, etle tırnak gibi olmuş bir milleti bölmek için elinden gelen alçaklığı yapmaktadır!
 'Kürt Meselesi'ni çözmek için Âkil Adamlar arıyorlarmış!  Evet; gerçekten de Âkil Adamlara ihtiyacımız var; fakat Haçlı Emperyalizminin menfur plânlarının uygulanmasına hizmet edecek değil; millete gerçekleri anlatacak ve doğru yolu gösterecek olan Âkil adamlara ihtiyacımız var! Yoksa millet olarak daha büyük felâketlere hazırlıklı olalım.
474 günlük tutukluluktan sonra tahliye edilen, Odatv dâvası sanıklarından Müyesser Yıldız'a, tatile gitmeyi öneren ailesine o, şu asil cevabı vermiş: “Hayır, uyandırılacak bir toplum, kurtarılacak bir vatan var!”
Ey olup biten her şeyi afyonlanmış gibi seyredenler, bu mesaj sizedir!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık