• 18 Temmuz 2019, Perşembe 16:34
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ABD'YE DE RUSYA'YA DA GÜVENİLMEZMİŞ ! (2)

Prof. Özcan Yeniçeri'nin Amerika ve Rusya'yı aynı potaya koyan bir makalesinden  söz ediyorduk. Sayın Yeniçeri “İlişki kuran güçler arasında denge yoksa ilişki tek yanlı işlemek zorundadır”  demiş ve İsmet Paşa'nın 1960'larda söylediği şu sözünü hatırlatmış: “Büyük devletle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer!”
İyi de, Rusya ile Atatürk de ilişki kurmuştu! Hem de, Rusya ile dostluğu bozacak ilişkilere girilmesin diye de vasiyet etmişti! Ayrıca şunu da belirtelim ki, ilişki kurmak başka; ittifak başka şeydir. Atatürk Rusya ile dostluk kurmuş fakat ittifak yapmamıştı! Atatürk Türkiye'si Rusya ile çok iyi ilişkiler geliştirmiş; ancak Rusya'nın peyki de olmamıştır. 
Bugün,  II. Dünya Harbi'nden sonraki, Sovyetlerin Boğazları birlikte korumak tekliflerini ve  -ortada bir tek belge olmadığı hâlde- toprak taleplerini, temcid pilâvı gibi önümüze koyanların,  ülkemizin Amerikan üsleri ile dolu olmasından pek de rahatsız olmadıkları anlaşılıyor! 
 'Sovyet Tehditleri' gerekçesiyle Amerika ile yaptığımız ittifak yüzünden içine düştüğümüz durumu , 'yağmurdan kaçarken doluya tutulmak' deyimi çok güzel ifade ediyor! 
Küçük Amerika olmaya karar veren İsmet Paşa yönetimi, 23 Şubat 1945 tarihinde Amerika ile ilk İkili Antlaşmayı imzaladı. Sonra bunu daha başkaları takip etti.  1951'de de NATO'ya girdik. Amerika ülkemize iyice yerleşti; gizlimiz-saklımız kalmadı!
Demokrat Parti  yönetiminin sonuna doğru,  rahmetli Adnan Menderes'in, Amerika'yı dengelemek için Rusya ile de ticarî ilişkilerimizi  geliştirmeye kalkması üzerine  (1960 yılı Temmuz ayında Menderes Moskova'ya gidecekti)  bir Askerî Darbe ile nasıl iktidardan indirildiğini biliyoruz!  Aynı şeyin daha yumuşak bir şekilde Süleyman Demirel'in de başına geldiğini hatırlatalım!
 Seydişehir Alüminyum,  İskenderun Demir Çelik, İzmir Aliağa Rafinerisi gibi tesisler Demirel zamanında  Sovyetlerden alınan kredilerle kurulmuştu! 
Demirel de 12 Mart 1971 Muhtırası ile düşürülmüştü!
Görüldüğü gibi, Amerika Türkiye'nin milli politikalar uygulamasını istemiyor! Kendisi ne derse yapacak iktidarlar arıyor! 
Diğer taraftan, sayın Yeniçeri'nin  şu tespitlerine aynen katılıyoruz:  “Türkiye ile stratejik müttefik görünümündeki ABD, Türkiye'yi zayıflatmak için elinden geleni yapmaktadır. S-400'le ilgili ABD itirazının gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. S-400 işin bahanesidir. Türkiye S-400 ile ilgili olarak ABD'nin taleplerini karşılasa bile ABD'nin Türkiye'ye karşı olumsuz tavrı düzelmeyecektir.”
Sayın Yeniçeri son olarak şunları söylemiş: “Peki, Rusya'ya güvenilebilir mi? Hayır! Türkiye'yi ABD'nin yörüngesinden kopartarak, kendi etki alanına sokmaya çalışan Rusya'nın, PYD/PKK konusunda görüşleri benzerdir. PYD'nin Rusya'da birden fazla bürosu ve kurumsallaşmış ilişkileri vardır. Ne ABD, Ne Rusya güvenilir konumda değildir.  Ne ABD'den radikal bir kopuş, ne de Rusya'ya radikal bir bağlanış Türkiye'nin lehine değildir.” 
Sayın Yeniçeri, PKK/PYD'nin Rusya'da büroları olduğu gerekçesiyle Amerika ile Rusya'yı aynı potaya koymuş! 
Amerika'nın ve AB'nin kullandığı PKK'yı  Rusya'nın da kullanmak istemesi normal değil midir? 
Ayrıca, Rusya bizim müttefikimiz ve Stratejik Ortağımız mıdır ki, Rusya'nın bu politikasını eleştirmek hakkına sahip olalım? 
Amerika bizim 'Stratejik Ortağımız ve NATO'da müttefikimizdir! AB üyeleri de öyle!  PYD-PKK'yı SDG adıyla Suriye'nin Kuzeyinde eğiten ve donatan; bunlara 20 bin küsur TIR silâh ve teçhizat yardımı yapan ABD değil midir? 
“Rusya ile dostluğumuzu bozmak pahasına, Batı ittifakına katılmasaydık; bu boyutlarda bir PKK Meselesi ile karşı karşıya kalır mıydık? Türkiye tarafsızlık siyasetinden ayrılmayarak, Rusya ile dostluğunu Atatürk dönemindeki gibi sürdürseydi, Rusya bize,  müttefikimiz Amerika'nın attığı kazıkları atar mıydı?” diye sormak isteriz. 
Amerika'nın Akdeniz'e açmak istediği Kürt Koridorunu Rusya'nın desteği ile, Afrin Harekâtını yaparak önlediğimizi de hatırlatmak isteriz!
Bugün, Irak'ın Kuzeyinde oluşan yapı ve yine bugün Suriye'nin Kuzeyinde doğmakta olan devletçik Amerika'nın eseri değil midir? Her iki  oluşumda da, Amerika'dan bağımsız hareket edemeyen iktidarların da  büyük  payı yok mudur? 
Türkiye'nin Rusya ve Bölge Devletleri ile işbirliği jeopolitiğin bir emridir! Bizi Batı ile ittifak bu duruma getirmiştir. Bütün bunları görmezden gelerek, Rusya ile ilişki kurmayı  'Amerika'dan radikal kopuş' diye göstermek bir Türk Milliyetçisine yakışan tavır değildir.
          SURİYE İLE BARIŞMAK ÖNEMLİ!
Rusya ile ilişkilerimizin gelişmesinden korkanlara şu soruyu sormak isteriz: “Türkiye, dostluğu konusunda Rusya'ya  güven verse ve  başta Suriye olmak üzere Bölge Devletleriyle yakın ilişkiler kursa, bu Rusya'yı Türkiye'ye daha fazla yaklaştırmaz mı? 
Amerika'nın Suriye operasyonu başladığında Suriye Devleti'nin yanında yer alsaydık; en azından, sınırlarımızı kapatsak ve buradaki muhaliflere destek olmasaydık, Suriye'deki olaylar bu boyutlara gelebilir miydi? Rusya Suriye'de bu kadar etkin olabilir miydi? Suriye'nin Kuzeyinde SDG böyle bir güce kavuşabilir miydi?
Uzmanlar  Suriye'de bir Kürt Bölgesi olmadığını söylüyorlar. Fakat bizim öngörüsüz siyasetimiz yüzünden, bugün Suriye'nin yüzde kırkında bir Kürt Bölgesi oluşmuş bulunmaktadır! Ayrıca topraklarımızda da 5 milyona yakın Suriyeli sığınmacı barındırılmaktadır! 
 Sayın Cumhurbaşkanının açıklamasından öğrendiğimize göre, Suriye'den gelen sığınmacılar için yaptığımız harcama 37 milyar dolarmış! Bunların toplum hayatımızda oluşturdukları yara bir başka ıstırap kaynağımızdır. Bunların ne olacakları da belli değil. Bize göre yapılması gereken,  derhâl Suriye Hükümeti ile anlaşmak ve bu insanları ülkelerine göndermektir. Artık Suriye bir genel af mı çıkarır ne yapar onu bilemeyiz. Fakat, iktidarın 'MUHACİRUN' diyerek sahiplendiği bu insanlar artık bu ülkede kalmamalıdırlar. Suriye ile ilişkilerimiz artık normale dönmelidir. 8 yıldır, bu bölge ile ticaret yapılamamasından dolayı kayıplarımız acaba kaç yüz milyar dolardır?
Birleşmiş Milletler resmî olarak Şam'daki Esad yönetimini Suriye Devleti olarak tanıyor.  Fakat iktidar,  Suriyeli muhaliflerin İstanbul'da, sözde Suriye Hükümeti adına toplantılar yapmalarına göz yumuyor!  Bu da göstermektedir ki, bu iktidarla, yakın bir zamanda Suriye ile barış umudu bulunmamaktadır. Türkiye-Suriye dostluğunun stratejik öneminin değerlendirilememesi hazindir. 
Bugün Amerika ve AB ülkeleri Doğu Akdeniz'deki menfaatleri için Yunanistan ve GKRY ile birlikte hareket etmektedirler. Bu 'müttefiklerimizin' tavırları bize karşı düşmancadır! Doğu Akdeniz'de Suriye ile birlikte hareket etmek Rusya'yı da bize yaklaştırır. Aslında Mısır'ın da bizimle birlikte olması gerekir. Fakat AKP iktidarının Müslüman Kardeşler takıntısı yüzünden Mursi'yi desteklemesi, bizi devlet olarak Mısır'la karşı karşıya getirmiştir.
Biz, iktidarın Suriye siyasetini eleştirirken, muhalefetin de bu konuda gereken tepkiyi göstermediğini söylüyorduk.  Bu önemli konu milletimize çok iyi anlatılmalıydı. Bu bakımdan CHP'nin millete karşı görevini yerine getirmediği düşüncesindeydik. 
Yeniçağ yazarı sayın Arslan Bulut 12 Temmuz tarihli yazısında,  CHP'nin bu konudaki bir çalışmasından söz etmiş.  CHP'nin iktidar olduğunda yapacakları özetle şöyle:  “CHP iktidar olması hâlinde, Suriye Yönetimi ile en kısa zamanda temas kuracak. İlk bir yıl içinde Irak, İran, Suriye ve diğer bölge ülkeleri ile birlikte Orta Doğu Barış ve İşbirliği Teşkilâtı kurularak, Suriye sorununu, barışı sağlayarak ve Suriye'nin topak bütünlüğünü koruyacak çözecektir.” 
İyi güzel de, bunlar kamuoyuna niçin kapsamlı basın toplantıları ile duyurulmaz? 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık