• 14 Temmuz 2019, Pazar 17:17
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ABD'YE DE RUSYA'YA DA GÜVENİLMEZMİŞ! (1)

Prof. Özcan Yeniçeri, Yeniçağ Gazetesi'ndeki 11 Haziran tarihli,  “Amerika'ya ve Rusya'ya olan Güven” başlıklı makalesinde yaptığı analizde, Amerika ile Rusya'yı aynı kefeye koymuş! Sayın Yeniçeri,  “Birinci Dünya Savaşı sırasında, 'Denize düşen yılana sarılır' diyerek, Almanya'yı dost ilân edip peşine takılanlar, Soğuk Harp sırasında ABD'nin, bugünlerde de Rusya'nın dostluğuna yatırım yapanlar yanılmaktadırlar” diyor.
 Önce bir düzetme yapalım: 'Denize düşen yılana sarılır' sözü, Rusya ile, 1833'te Hünkâr İskelesi Antlaşmasını yapan Padişah II. Mahmud'a aittir. 'Amerika ve Rusya'nın dostluğuna yatırım yapanlar' tespiti de sorunlu bir tespittir!
Evet! Türkiye, Atatürk'ün ölümünden sonra, Atatürk'ün tarafsızlık siyasetini terk ederek, bugünkü iktisadî ve siyasî perişanlığımızın temel sebebi olan Batı ittifakına katılmış;  Sovyet Tehditleri bahanesi ile, Amerika'nın koruyuculuğuna sığınmıştır. Bugün açığa çıkan belgeler Amerika'nın bizi hiçbir zaman korumadığını, aslında Sovyet Tehditlerinin de abartıldığını; Sovyetlerin bize saldırmak gibi bir niyetlerinin olmadığını  ortaya koymaktadır. 
Dünya kamuoyu ve bu güzelim ülkenin insanları Soğuk Harp süresince, 'Rusya'nın dünya barışı için bir tehdit'; Amerika'nın ise 'Hür Dünya'nın koruyucusu' olduğu masalı ile aldatılmıştır!
Ülkemiz hâlen, Amerika'yı da kontrol eden malî güce bağımlı bir durumdadır  ve bu yüzden de Millî bir Ekonomi Plânı uygulayamamaktadır.  Bu sütunlarda zaman zaman vurguladığımız gibi, Türkiye bu bağımlılığı kırabilir.  Fakat bunun  için öncelikle, başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleri ile yakın işbirliği geliştirmek zorundadır ki, ancak bu suretle millî bir ekonomi Modeli uygulayabiliriz.
Bunu geçmişte başarmıştık. Bugün de başarabiliriz. Ancak, şu da çok iyi bilinmelidir ki, bu ülkede Tanzimat döneminden bu yana müthiş bir Batıcı kitle mevcuttur. Bunların yanında, her kesimin içine sızmış Etki Ajanlarının varlığı da bir gerçektir.  Birinciler, 'ülkemizin çağdaş bir ülke olması için çağdaş dünyadan kopmaması gerektiğine' inanırlar! Bunlara göre, Türkiye'nin, millî menfaatlerimiz doğrultusunda bölge devletleriyle yakın ilişkiler kurması 'Medenî Dünyadan Kopmaktır!'
İkincilerin; yani Etki Ajanlarının görevi de,  kamuda, medyada,  ya da Sivil Toplum örgütlerinde bulundukları yerlerde, bu Batı bağımlılığını pekiştirmektir.
 İşin daha da kötüsü, Atatürk'ten sonra Batı ile kurulan bağımlılık ilişkileri yüzünden, aydınlarımızın büyük ölçüde Millî Tarih Şuurundan yoksun olarak, kozmopolit bir düşünce ile yetiştirilmiş olmalarıdır. Bu nedenle, bu kesim, Batı'dan gelen her türlü manipülâsyona açık olduğundan, bunlara millî politikaları kabul ettirmek pek o kadar da kolay değildir. 
Sadete gelecek olursak: Sayın Yeniçeri'nin, Amerika ile Rusya'yı aynı kefeye koyması millî menfaatlerimize uygun değildir.  Çünkü Türkiye, Batı'nın vesayetini kırmadıkça,
l. Ekonomik bağımsızlığını sağlayamaz!  
2. Bölgesinde söz sahibi bir devlet olamaz! 
3. Devlet ve Millet olarak bütünlüğünü koruyamaz!
Sayın Yeniçeri gibi milliyetçi bir ismin, Türkiye'nin menfaatlerine aykırı bir şeyi savunacağını düşünemeyiz.  Ancak o zaman, Amerika ile Rusya aynı kefeye konulamaz. Çünkü, Rusya ve Bölge devletleriyle işbirliği yapılmadan Türkiye bağımsız bir Milli Ekonomi gerçekleştiremez. Bölgesinde söz sahibi bir devlet olamaz. Toprak bütünlüğünü koruyamaz!
 Önce şunu hatırlatalım: Atatürk iki ezelî düşmanımız olan Rusya ve İran'la, tarihin hiçbir döneminde söz konusu olmayan bir dostluk geliştirmiştir. 
Yine hatırlatmak isteriz ki; Taksim'deki Atatürk Anıtı'nda, Atatürk'ün hemen arkasında bulunan iki isimden biri, Ukrayna Generali Firunze, diğeri de Sovyet Rusya'nın ilk Ankara büyükelçisi Aralov'dur! Atatürk bu iki ismin heykeldeki kompozisyona dahil edilmesini bizzat istemiştir.
Bugün, Rusya ile ilişkilerimizin düzelmesinden rahatsızlık duyan Batılı Çevreler ve içimizdeki Batıcılar, II. Dünya Harbi'nden sonra, Sovyetlerin 'Kars ve Ardahan'ı istedikleri' masalı ile bu dostluğu bozmaya çalışmaktadırlar. Bunları anlaşılır şekilde, “Tarihimizin Karartılan Gerçekleri” isimli kitabımızda anlattık. 
Amerika ile bu yakın komşumuzu aynı kefeye koymak bir milliyetçinin yapacağı bir iş değildir. Bu tespit, sadece ve sadece Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmek anlamına gelir! 
Rusya da bizim gibi,  Amerikan Emperyalizminin tehdidi altında olan bir ülkedir.  Ama önce, şu emperyalizm kavramını ele alalım. 
Bilindiği gibi, Avrupa ülkeleri 16. Yüzyıldan itibaren Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkelerinin birçoğunu sömürgeleştirmişler; bu ülkelerin doğal kaynaklarını en vahşi bir şekilde sömürmüşlerdir. 18. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan Sanayi Devrimi, sömürgeciliğin boyutunu değiştirmiş; sanayileşen Avrupa ülkeleri ve bunlara daha sonra katılan Amerika; bu ülkeleri, kendi ürettikleri ürünleri satın almaya zorlayarak,  bu ülkelerin ekonomilerine büyük darbe vurmuşlar;  onları borçlandırarak bu kârlı ticareti sürdürmeye başlamışlardır. Bu sömürünün ne kadar acımasız olduğunu,  John Perkins'in “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabında okuyabilirsiniz. 
Bugün bizim gibi birçok ülke, üretmek için borçlanmak durumundadır! Bu bakımdan Rusya Federasyonu, Emperyalist Avrupa Devletlerinden ve Amerika'dan ayrılmaktadır. Çünkü Rusya üretim kapasitesi olarak, başka ülkeleri borçlandırarak kendi ürettiği ürünleri satın almaya zorlayan bir ülke durumunda değildir! Finans Kapitalin hâkimi Batılı Finans kuruluşlarıdır!
Şunu da hatırlatalım ki, II. Dünya Harbi'nden sonra İngiltere, “Üzerinde Güneş Batmayan Ülke” unvanını kaybetmiş ve yerini Amerika'ya devretmiştir.
 İkinci Dünya Harbi'nden en kazançlı ülke olarak çıkan Birleşik Devletlerin savaş harcamaları 300 milyar doların üzerindeydi. Amerikan iş çevrelerinde, savaş bitince Amerikan ekonomisinin bir durgunluğa girebileceği endişesi hâkimdi. Silâh üretimi sürmeliydi! Bunun için de, yeni gerginlikler gerekliydi! Harry Solomon Truman Başkanlığa seçilince, 'Rus Tehlikesi Var'  sloganıyla 12 Mart 1947 tarihinde, ünlü doktrinini (Truman Doktrini) Kongre'ye kabul ettirmeyi başarır. ABD, bir yandan kendine gerekli olan bir düşmana sahip olmuştur, diğer yandan da bu düşmandan, tüm 'Hür Dünya'yı korumak misyonunu üstlenmiştir! 
Düşününüz ki, daha iki sene önce ABD'nin müttefiki olan Rusya, bir anda ABD'nin düşmanı hâline geliyor! Kaldı ki,  Rusya harp yorgunu! 20 milyonun üzerinde insanını kaybetmiş. Elinde nükleer silâh yok! Harbin yaralarını sarmakla meşgul! Nerde kaldı ki, Batı için bir tehdit oluştursun!
Amerikalı yazar William Blum, Amerika'nın kurduğu bu tezgâhı şöyle tanımlıyor: “Herhangi bir yabancı ülkenin insanları, kurtarılmaya ihtiyaçları olduğunu fark edemeyecek kadar cehaletin karanlığına batar, ya da kurtarma isteğinin altında yatan Amerikan güdülerinin asaletini takdir etmeyi başaramazlarsa, onlara komünizmin cehenneminde yanacakları uyarısı yapılır. Ya da CIA her zaman yaptığı işi yapar. Her şeye rağmen, her durumda kurtarılırlar” (“Haydut Devlet”, s.14)!
Amerika'nın bu 'KURTARMA' operasyonları günümüzde de devam ediyor! Afganistan, Irak, Libya ve Suriye de 'kurtarıldı!' 
Ne yazık ki, aydınlarımızın gözlerine öyle bir perde çekilmiş ki, bu apaçık gerçekleri  bile göremiyorlar.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık