• 05 Nisan 2020, Pazar 15:02
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ABDÜLHAMİD YALANLARI VE GERÇEKLER (2)

Hürriyet'te Ahmet Hakan bir yazısında, Abdülhamid'i çok sevdiğini belirtmiş. Fakat, vesveseli olduğunu ve onun zamanında büyük toprakların kaybedildiğini söylemekten de geri durmamış! 
Görüldüğü gibi, 'Üst Akıl' Sağ'da da, Sol'da da oldukça etkin!
 Sultan Abdülhamid'in vesveseli yani kuruntulu olduğu doğrudur. Ancak, bu ruh hâlinin sebeplerini o dönemin iç ve dış şartlarında aramak gerekir. Abdülhamid'in amcası Sultan Abdülaziz, 31.5.1876 tarihinde, Darbeci Paşalar tarafından tahttan indirilmiş ve 4 gün sonra da 'intihar etti süsü verilerek', öldürülmüştü! 1877-1878 Türk-Rus Harbi sırasında, Ali Suavi, bir darbeyle, V. Murad'ı tekrar tahta çıkarmak istemiş fakat Beşiktaş Muhafızı Hasan Paşa tarafından (Tarihimizdeki meşhur 7-8 Hasan Paşa) öldürülerek, bu teşebbüs bertaraf edilmişti. Ayrıca, Ermeni komitacıların da Abdülhamid'e suikast girişimlerinde bulunduklarını; hattâ Abdülhamid'in bir suikasttan, kıl payı kurtulduğunu biliyoruz. Şimdi, bu teşebbüslerin muhatabı bir Padişahın, vesveseli olmasından daha tabiî ne olabilir? Abdülhamid dönemindeki Jurnalciliği eleştirenlere, bir devlet için istihbaratın ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak isteriz.
Meşrutiyet Döneminde, Meclis-i Mebusan ve Âyan Meclisi Reisliği yapan İttihatçı Ahmet Rıza Bey'in, Abdülhamid'le ilgili şu hatırasını okuduktan sonra, Abdülhamid'in vesveseli olması konusunda daha ölçülü düşünüleceğini umuyoruz: “Japon İmparatoru'nun erkek kardeşi, Sultan Abdülhamid'e konuk gelmişti. Sarayda ziyafet verildi. Âyan Meclisi Başkanı hastaydı, gelmemişti. Ben Padişahın solunda, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa'nın yanına oturdum. Faik Paşa çevirmenlik hizmetiyle Padişahın sağında ayakta duruyordu. Prensle Almanca konuşuyordu. Padişah yemeğin başlangıcından sonuna kadar sofrada bulundu. Japon müziğinden, tarımından, donanmasından söz açtı ve sözleri çevrilene kadar da Hüseyin Hilmi Paşa ve benimle konuşuyordu. Sultan Abdülhamid'in bu bilgili davranışına o akşam hayran olmuştum. O adamda kuruntu hastalığı olmamış olsaydı, yönetimde kalmış olsaydı, milleti mutlu edecekti. Bunu kendisine de söylemiştim. 'Millete istediği meşruti yönetimi ihsan buyurdunuz; tek sevgili padişahsınız. Niçin çıkıp gezmiyorsunuz? Çekiniyorsanız, arabada karşılıklı oturalım, birlikte çıkalım' dedim. 'Daha alışmadım, yavaş yavaş olur' buyurdu; ama yapmadı. Padişahla birlikte gezmeye çıkmak, bir Ermeni kurşununa, bombasına uğramak benim için de büyük bir tehlikeydi” (Ahmet Rıza Bey, “Anılar”, s. 38)!
İttihatçı Ahmet Rıza Bey bile, Padişah'la birlikte gezmenin, Abdülhamid'e düzenlenecek bir suikast endişesiyle,  kendi hayatını da tehlikeye atmak anlamına gelebileceğini belirtiyor! 
ABDÜLHAMİD DEVLET BORÇLARINI ARTTIRMADI, AKSİNE AZALTTI!
Sultan Abdülhamid'e yöneltilen bir başka suçlama da, devlet borçlarını arttırdığı iddiasıdır ki, bu kesinlikle doğru değildir. Mustafa Reşit Paşa'nın 1838 yılında, Padişah II. Mahmud'a, İngiltere ile imzalattırmayı başardığı Serbest Ticaret Anlaşması ile, ithalâtta alınan gümrük vergileri yüzde 12'den yüzde üçe indirilmişti! Bu anlaşma yüzünden, dış ticarette büyük açıklar verilmiştir. Romen tarihçi Jorga, Kırım Savaşı'ndan 20 yıl sonra, 18 milyon 500 bin Sterlin ithalât karşılığında sadece 10 milyon sterlin tutarında ihracat yapıldığını kaydetmektedir (“Osmanlı İmparatorluğu Tarihi”, Cilt V. s. 453)!  Bu durum karşısında İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası, 1880 yılında, yerli yatırımcıların korunması için gümrük duvarlarının yükseltilmesini istemiştir! 
Prof. Haydar Kazgan'ın belirttiğine göre, daha 1844 yılına gelindiğinde, Osmanlı ülkesindeki mevcut bütün altın ve gümüş stokları erimişti! Bunun üzerine, Galata Bankerlerinden Alleon ve Baltazzi tarafından, hükümetin desteği ile Bangue de Constantinople kurularak, bu bankanın aracılığıyla Londra ve Paris üzerinden Tret çekmek sureti ile ithalâta birkaç yıl daha devam edilmesi sağlanmıştır. Fakat bu da uzun sürmemiş ve bu banka, 1848 yılında, biraz da Fransa'da çıkan ihtilâl sebebiyle faaliyetini tatil etmek zorunda kalmıştır. Böylece, 1848 yılından, ilk dış borcun alındığı 1854 yılına kadar, İmparatorluğun dış ticareti, en krizli günlerini yaşayarak, geri kalan altın ve gümüş stoklarını elden çıkararak ancak yürütülebilmiştir (Prof. Haydar Kazgan, “Galata Bankerleri”, s. 174)! 
II. Abdülhamid 1876 yılında Padişah olduğunda, iflâsını ilân etmiş bir ülke devralmıştı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi mâlî meselelerin ele alınmasını bir süre ertelemiş; harp sona erdikten sonra, alacaklı devletlerle pazarlığa oturulmuştur. Mâlî meseleleri çok iyi bilen II. Abdülhamid, borçların çok yüksek bir kısmının faizden müteşekkil olduğunu bilmekteydi. Alacaklılarla yaptığı pazarlık sonucu, borçlarımızda çok önemli bir indirim yapmayı başarmıştır.   
Yayın Koordinatörlüğünü Prof. Sina Akşin'in yaptığı Türkiye Ansiklopedisi'nde, Batı'lı alacaklı devletlerle yapılan sıkı bir pazarlık sonucu, 252 milyon lira olan borçlarımızın, 106 milyon Osmanlı lirasına indirildiği belirtilmektedir ( “Türkiye Tarihi”, Cilt III, s. 168)!
II. Abdülhamid'in, borçların indirilmesi konusunda bir ikinci pazarlığı daha var! Prof. Vahdettin Engin, Osmanlı arşivlerinde bulunan yeni belgelerden anlaşıldığına göre, II. Abdülhamid'in alacaklı devletlerle büyük bir pazarlık daha yaptığını ve bu pazarlık sırasında,  bir Yahudi Devleti kurma peşinde olan Siyonist Thedor Herzl'i de kullandığını ve bu amaçla Avrupalı devletler nezdinde yaptığı teşebbüslerden yararlandığını; 1902 yılında, alacaklı devletlerle anlaşarak, 75 milyon lira tutarındaki borçları 32 milyon liraya indirmeyi başardıktan sonra, Herzl'le görüşmeyi kestiğini belirtmektedir (Prof. Vahdettin Engin, (“Pazarlık”, s. 136). 
Abdülhamid'in 32 milyon liraya indirdiği borçlar, İttihat ve Terakki Diktatörlüğü sona erdiğinde, 400 milyon liraya ulaşmıştır! Sutan Abdülhamid de hatıralarında, devlet borçlarına temas ederek, İttihat Terakki yönetimini eleştirirken, “Benim bıraktığım 30 milyon borcu dört yüz milyona çıkardılar” demektedir (Prof. Vahdettin Engin, “Pazarlık”, s. 122)!./…
Gerçekler bu! Fakat gelin görün ki, bu gerçeklerin ne bizim 'Atatürkçüler' ne de Muhafazakâr kesimin aydınları farkında!
Attilâ İlhan, boşuna “Bizim aydınlar yazarlar ama okumazlar” demiyor!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık