• 22 Temmuz 2019, Pazartesi 16:34
İsaÇolaker

İsa Çolaker

VARLIĞIN ESTETİK İŞARETİ LÂLE

Lale tüm zamanların edebiyatında estetik bir unsurdur. Soğanla yetişip, ilkbaharda çiçek açan zambakgillerden bir çiçektir. Medeniyetimizin çiçeklerinden biridir. Gülden sonra üzerinde çalışılan ve yetiştirilen en iyi çiçeklerimizden biridir.13.y.y.dan itibaren edebiyatımızın her aşamasında yer bulmuştur. Lale kelimesi  Allah lafzının harfleriyle yazılmakta ve sonuçta ebced olarak altı sayısını ele vermektedir. Onun bizim irfanımızdaki yeri bir başkadır. Üzerine yüzlerce metni inşa edilirken, aynı zamanda bir devlet asrının da adı olmuştur. Çiçek medeniyeti olan İslam-Türk medeniyeti lalenin her türlü vasfını zikretmiştir.
Islah edilmiş ilk lale çeşidini, Şeyhü-l İslam Ebussuûd Efendi yetiştirmiştir. Bu özel laleye de Nur-u Adn (Cennetin Nuru ) denmiştir. Saha sonraları yüzlerce çeşit lale üretilmiştir. Osmanlıda kentli bir medeniyet algısı olarak yetiştirilen lale, sonraları imparatorluğun çiçeği haline gelmiştir. Tezyinde, tezhipte, ebruda, şiirde, mimaride aralıksız kullanılagelmiştir. Tezyinatta ve resmi evraklarda hep gül ile birlikte çizilmiştir. Yani Peygamberin gülünün yanına Osmanlının medeniyet idolü lale monte edilmiştir. Lale Allahı, gül de Resulünü  hatırlatır. Ne güzel bir birliktelik ve düşünme biçimi. Harflerle işaret edilen bir olgu dünyası.
 Allahın sessiz kulları yazı dünyamda çok yer tuttuğu kadar, onun çiçekleri de epey yer almaya devam edeceklerdir. Hayvanları yazdığım  kadar çiçekleri ve başka unsurları yazmaya devam edeceğim Çünkü onları da çok seviyorum. İzzet Ali Paşa bir şiirinde lale için şunları söyler:” Mazhar-ı ism-i celal olmasa hakkâ lale / Bulamazdı bu kadar rütbe- i vâlâ lale.” Şirin yorumunda ; lale Allahın ismini gerçekten yansıtmasaydı, bu kadar ilgi göremezdi diyor, şair .Gerçekten de laleye bu kadar manayı yükleyen bir edebiyat anlayışı ve İslami algı, tabii ki onu şiirin mecaz ve mazmun dünyasına oturtacaktı. Yani lale benzetme dünyamızın baş tacı olmuştu.
Eski şiirimizdeki lale metaforu ve incelikleri bir çok şiirde de farklı boyutta tezahür etmiştir. Lale şairi diyebileceğimiz Nedim, lale şiirinin harika örneklerini de vermiştir. Lale devrini en iyi anlatan dönem şiirlerini de o yazmıştır. Halbuki o dönemde de yüzlerce başka şair ve şiir vardır. Nedim şiirlerinde lale tıpkı bir insan gibi aramızda gezmekte ve gönlümüzü hoş etmektedir: “Açıldı, dilberin ruhsarı gibi laleler, güller / Yakıştı zülf-ü huban veş zemine saçlı sümbüller .” diyen şair gönlü , sanki bir çiçek bahçesinde gezmektedir. Sevgilinin güzel yüzü bahar gelince sanki laleler ve güller gibi açmıştır. Püsküllü sümbüllerde sevgilinin saçları gibi güzel kokularıyla zemine saçıldılar ve çok güzel kokuyorlar. Bu güzel lale ve çiçekler şiirinden sonra ;çiçekleri, çocukları, hayvanları sevmeyenlerin medeniyeti olamaz diyorum.
Atalarımızın çiçek, çocuk ve hayvanlara olan düşkünlüğü beni hep mest etmiştir. Lale kelimesi etrafında yapılan söz oyunlarıyla zirve yapmış bir Orhan Murat Arıburnu şiiriyle devam edelim. Laleli şiirinde kısacık kelimelerle neler söyler ozan gönlü: ” Lalelim / Lalelide oturur / Laleli, lale kokar lalelimden / Laleliden geçilir / LALELİMDEN GEÇİLMEZ!” Sevgilisinin güzelliklerini lale kelimesinin değişik kullanımları üstünden ne kadar güzel anlatır ozan. Laleli' de oturan sevgilisini, lale gibi koktuğundan kinaye söz oyunlarıyla ne güzel anlatıyor. Lale türevi kelimelerden sanki lale bahçesi ve semti kuran şair gönlü ne yanık. Yeni şiirin imkanlarıyla çok güzel bir şiir dili.
Lalenin medeniyetimizdeki yeri aynı zamanda isim ve semt adı olarak da görülür. Yerel yönetimlerin lale gibi ömürsüz bir çiçeğe gösterdiği özen beni çok mutlu ediyor. Adıyaman'ın ters lalesini de unutmayalım. Nemrut civarında yoğun görülen ters lale şiire pek konu olmamıştır. Şiirin İstanbul'unda da lale çok yer tutar. Sevgi insanı kolay kolay terk etmez gerçeği gibi , lale de tarihine damga vurduğu İstanbul'u kolay  terk edemez. İstanbul yeniden lalelenmeye başlamıştır. Yerel yönetim her tarafa yüzlerce lale ekmiştir.
 Bakî'de laleyi şiir dilinde iyi kullanan ozanlardandır. Onun şiirlerinde de bir lale bahçesi gezintisi vardır. Hemen her gazel ya da kasidesinde lale tasviri ve yorumu vardır. O laleyi bir adem gibi düşünmektedir:” Komayup lale gibi elden ayağı bir dem  / Mest olup gonca-sıfat çak-i giriban edelim.” Lâleye benzeyen kadehi bir an elden bırakmayıp, mest olup gonca gibi yakamızı yırtalım. Lale günlük yaşamda da kadehe çok benzer. Şair gönlü sevgiliyi lale üzerinden ince belli kadehe ve açmamış gonca halindeki güle gönderme yapar. Çok ince ve güzel bir renk cümbüşü. Cam kadeh, lale, gonca, şarap…  Çiçek adlarını iyi bilmeyen bir kişi, nasıl şiir yazmada zorlanacaksa, lale imgesini iyi kullanamayan da, şiir dili ve  kültürüne sahip olamayacaktır. Medeniyet çiçeğimiz olan lale etrafında söylediklerimi, bir başka yazıda ve bir başka çiçeğimiz etrafında söyleyebilmek dileğiyle, laleli ve bol çiçekli bir yaşamınız olsun. Tam bir bahar yazısı oldu. Şeyhülislam Yahya'dan bir bahar şiiriyle bitirelim: “ Erdi bahar sen yine şâd olmadın gönül / Güllerle lalelerle küşâd olmadın gönül.”


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık