• 27 Eylül 2014, Cumartesi 9:36
İsaÇolaker

İsa Çolaker

KAÇIRILAN YAŞAMLAR
Ülke , uzun zamandır kaçırılan çocukları ve kaybolan yaşamlarını konuşuyor. Bir yan da kaçırılan çocuklar, diğer yan da söndürülen yaşamlar var. Kaçırılan çocuklar meselesinin iki önemli ayağı var. Bir tanesi adi yollarla yaşamı söndürülen çocuk yaşamlarıdır. Ailenin çocuğunu kaçıran ve onu kötü emellerine ulaşmak için kullanan sapık kişilikler bu guruba girer. Diğeri de, çocuklarımızı kaçıran ve onları ideolojik olarak nesne yapan çocuk simsarı örgütlerdir. İkisi de çocuk kaçıran bir anlayışın farklı versiyonlarıdır. Çocuğu tüketen ve nesneleştiren bu anlayışlara bir bakalım .

Çocuklarımızı cinsel obje konusu olarak kaçıranlar , sapık insan yapısının suçlu ortaklarıdır. Yılda beş yüz civarında çocuğumuz bu yolda kaçırılmaktadır. Sübyancı ve sapık tabir edilen bu gurup epey sicili kötü insanlardan oluşmaktadır. Bunlar yasaların açıklarından yararlanan, toplum dışı tiplerden kurulu çetelerden oluşmaktadır. Potansiyel sapık olan bu tiplerin, hadım edilmeleri ve idamını dahi konuşmalıyız En tehlikeli suçlu tipleridir. Toplumu ve insanımızı bu cinsel sapkınlardan bir şekilde korumalıyız. Artık her şehrimizin(!) nur topu gibi azımsanamayacak sapıkları vardır. İnternetin bu suçları örgütlediğini düşünüyorum. Sosyal ortamlarda dahi örgütlü olduklarını görüyorum. Çocuklara musallat olmaları artık, vaka-i adiyeden bir meseledir. Şehirlerin gece ve gündüzleri onların elindedir. Polis bile, onların suç potansiyelini biliyor. Yargının yavaş işlemesi onların elini güçlendirmektedir .

Çocuklarımızın ikinci ve önemli düşmanlarından biriside marjinal ve marksist-leninist sol, apocu yapılanmadır. Daha çok dağa ve varoşlara eleman kazandırmak için yapılan eylemsel çocuk kaçırma yoludur. Şehirdeyse eline molotof, yüzüne kırmızı örgüt bayrağı çekilen çocuklar; önce polisle karşı karşıya getirilir sonra da, pimi çekilmiş çocuk bedeniyle devrime(!) doğru koşturulur. Ölünce de kaçırılan çocuk yaşamı üstünden sokak faşizmi harekete geçirilir. Tam bir çocuk bedeni pazarlığıdır bu. Toplum, bu kaçırma yöntemini artık tanımaktadır. Adi bir kaçırma yöntemi olmadığı için, savunan politik partiler bile vardır . Yani elhamdülillah(!), çocuk kaçırtan marjinal sol partilerimiz bile vardır. Okmeydanı örneği , bunun şehirdeki adıdır. Kurtarılmış bölge olayı, tıpkı on iki eylül öncesi gibi ...

Politik çocuk kaçırmanın ikinci ayağı da, dağa kaçırılan çocuklarımızdır. Daha çok, çok çocuklu ve kontrolü kolay aileleri seçen örgütler ; kaçırdıkları çocukları devrim için devşirirler! Onlar için dağa kaldırılan her çocuk, potansiyel sol devrimcidir! On beş yaşındaki çocuktan da ne devrimci olur? Dağa götürdükleri veya metropollerde kullandıkları gençleri, sol marjinal örgütleri gibi suça bulaştırdıktan sonra, dönüşü olmayan kavganın içine sokarlar. Doksanlı yıllarda benim fakültemde dağa götürülen genç öğrencilerim bile oldu... Hepsinin yaşamı kaçırıldı. Arkadaşları öğretmen oldu, onlarsa toprağa düştüler. Tam bir ölü sevici faşist bir anlayış. Oysa kendilerini de yaşamı önemseyen bir marksist kimlik olarak tanıtırlar! Aman ebeveynler çocuklarınıza sahip çıkınız. Yoksa sizi çakalların çocuk kaçırma kapanı bekliyor. Adana, Mersin illeri politik çocuk kaçırmalarının en yoğun olduğu göç bölgeleridir .

Cinsel sapkınlar, politik çocuk kaçırmalardan sonra üçüncü çocuk kaçırtan yapı ; devletin basiretsiz çocuk yetiştirme politikasıdır. En az yasadışı örgütler kadar sorunlu olan bu yapı, gizli çocuk kaçırtma yolu gibi işlemektedir. Devletin bir kısım liseleri, varoş okulları, yatılı okulların bazıları, sahipsiz devlet alanın çocuk kaçırtma alanı gibi işlemektedir. Buralara toplanan bazı 'sorunlu öğretmenler', öğrencileri örgüt taşeronu gibi yetiştirmektedir. Ana kucağından, devlet şefkatinden uzaklaştırılan ve yalnızlaştırılan varoş gençliği , potansiyel dağ elemanı olabilmektedir. İstanbul, Adana , Mersin, İzmir 'in bazı okulları aynen böyle işlemektedir. Buna, üniversitelerimizdeki örgütlü sendikal yapıların bazıları da aracılık yapmaktadır. Gençleri dağa götüren yapı, devlet kontrolünde ilerlerken, istihbarat güçlerimiz ne yapar ? Bu çocuklar, milletin çocukları değil mi? Diyarbakır belediyesinin önünde bekleşen analar ve çocukları , bizim çocuklarımız değil mi ?

Çocuklarına sahip çıkan devlet, çağdaş devlettir. Bu gerçeğin ışığında olarak onlara sahip çıkalım. Analar ağlamasın . Örgütlerin stalinci yapısına, cinsel sapıklara kaptırılan her çocuk , geleceğimizden çalınan birer tuğladır. Millet, çocuklarla inşa edilir; gençlerle yaşatılır, büyüklerle teşkilatlanır.Yani devlet-millet yaşamının her anında çocuk vardır. Okulda, kütüphanede, sinemada, sporda olması gereken çocuklarımızı şehir eşkıyalarından korumak her Türk yurttaşının görevidir. İktidar da üzerine düşen görevi yapmalıdır. Fazıl Hüsnü Dağlarca'dan çocuk dizeleriyle bitirelim: "Herkes ölürken son anda / Bir çocuk hatırlayacak "Kimse çocukluğunu unutmayacak , vesselam. Çocukça bir yaşamı hak eden 'kaçırılmamış çocuklarımız' olsun .

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık