• 18 Ekim 2019, Cuma 16:47
İsaÇolaker

İsa Çolaker

GÖĞE BAKMA DURAĞI

Rahmetli Turgut Uyar'ın bu başlıklı bir şiiri mevcuttur. Milyon yıldır göğe bakan insanlık neler kazanmıştır? Niçin göğe bakınca, orda durmak aklımıza gelir? Allah'ı niye gökte, kötülüğü niçin yerde ararız? Bu sorular aklımızı, muhayyilemizi kuşatır. Ben de bu yazıya göğe bakma durağı başlığını atarım.” İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım” diyen şair, sevgisine göğü ortak eder. Turgut Uyar'ı göğe çağıran neydi? Göğe yönelmenin değişik nedenleri olduğuna inananlardanım. Uzay, feza, asuman gibi kelimelerle anlatılan gök, insanın evrendeki anlaşılma yeri midir? Anlamakta zorlandıklarımızı göğe mi nispet ederiz. Asumanda bulduğumuz değerler daha sahici değil midir? Allah'ı kelamıyla birlikte, göğe yükseltmez miyiz? Mekandan münezzeh Tanrı'yı, melekleri göğe yükseltmez miyiz? Bakalım gök denince aklımıza neler düşer?
Gök, hüzün ve kederimizi azaltır. Hüznün kaynağı gök derler ama, hüznü yerde aramakta fayda var. Gök bilakis hüznü savuşturma yeridir. ”Mavi gök orda mı/bakıyorsun/kuşlar hazır”diyen Cahit Zarifoğlu göğün uçmağın da yeri olduğunu anlatmak istemez mi? Evet. Sadece kuşlar uçmaz ki, uçan gönüller de vardır.” Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak” diyen büyük Akif, göğe istiklali sığdırmaz mı? Hüzne yakışan göğe bakmak değilse, nedir? Yukarda Allah var diyen millet hafızası, Allahın tanıklığını gökte aramaz mı? Kederlendiğimizde sığınak göğümüzdür. Gök kubbeyi derinliğine nispetle cami kubbesi yapan atalarımız değil midir? Her cami kubbesi, bir gök tasavvurudur. Caminin güzelliği de biraz kubbede değil midir? Hüznümüzü alan göğe yemin eden Allah'tır. Dağa, taşa yemin eden Allah; yarattığı göğe ne anlamlı yeminler etmiştir.
Aşıkları teselli eden gök değil midir? Aşıkları teselli eden gök, iyi bir şiir metaforudur da aynı zaman da! Aşıkların göğe bakması kadar anlamlı bir duruş var mıdır? Yoktur. Çünkü aşık, biraz da göğün altında yer kapan kişidir. Kolay mı, sevdiğine yer tutmak? Aşk Risalesi şiirinde, aşkına mekan arayan Erdem Bayazıt: ”Toprak gibidir /Sen ki bulut gibisin /Ay gibisin güneş gibi bazen” dediği sevgili, niçin bulutlar arasında gezer? Sevginin mekansız olduğunu göstermek için değil mi? Toprak, bulut gibi olan sevgili için aşkına sevgi ışığı niye vermesin? Aşkın teselligahı göktür. Her daim göğe anlam atfeden biri olarak, göğe sığınmakta haksız mıyım? Elimizi göğe açtığımızda avucumuza biraz da iman dolmaz mı? Evet. Haydi göğe desem yanılır mıyım? Hayır. Bakalım göğe baktıkça neler görüyorum, dinle benden ne dinlersen!
Kötü, gamlı düşüncelerimizi yok eden göktür. Karamsarlığımızı alan da orasıdır. Katında yer bulmaya çalıştığımız gök, altında kimleri misafir etmez ki? Islah olası düşünceler, hayta aşıklar, kabahatli kızlar, iflah olmaz sevgililer gök kubbede dinlenmez mi? Tabiatıyla, evet.” Artık güneş görünmez olur, gök bulutludur,/Rahatça dal, ölüm sonu gelmez bir uykudur.” dizeleriyle, ölüm gibi zor bir meseleyi bile, gök bulutlu cümlesiyle anlamlandıran Yahya Kemal, şiirinde gök kubbeyi şahitliğine ortak etmiyor mu? Ölümü karamsarlığın merkezine değil, bir geçişe yoran şairimiz, ne güzel ölüm tasavvuru yapar. Mutasavvir olan, ölümü böyle güzel gören kullarına neler armağan etmez. Gök maviliğini, ölümün kara yüzüne nur edenlere selam olsun. İyi şair, iyi metin kurma böyle bir şeydir. Duaların kıblesi göktür. Duaların ontolojisi göktedir. Duaların sosyolojisini yapsak, her yer göğe çıkar. Dualarını göğe yöneltmek, müminin olmazsa olmazıdır. Her dua göğe çıkar. Dua,d ua büyüyen bir “gök” vardır. Rahmetli İlham Çiçek belki de, Gökekin kitabına isim babalığını gökten mülhem yaptı. “Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm/ Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi.” “Bir gencin ölümü ancak bu kadar sade, içli ve yeni olarak anlatılabilir. Genç kişi, bir “gök ekin”dir. Ölüm, onu biçer. Biraz önce, göğe doğru dimdik duran başak, şimdi yere düşmüş, ayaklar altında eziliyor. Yunusun dilinde gök ekin'de böyledir. Genç ölümler olmasın derim. Ama gök ekin'in öyküsü de böyledir.
Gökyüzünün bir hikayesi de, ayrılanları kavuşturmasıdır. Onları alıştırıp, kalpleri ısındıran gökyüzüdür. Çünkü bütün aşıklar evrenin gök kubbesi altında buluşur. Uzayda boşluk sıfırsa, sevgilinin sığındığı yer birdir. Ona da Tanrı tanıktır. Allahın bir olması kadar gerçek olan aşk, asumanın her zerresinde mevcuttur. Asumanda aradığımız ama, bazen da yerde bulunduğumuz aşk, aşığın gönlündeyse, bunda göğün çok etkisi vardır. Çünkü bütün muhayyile gökle kaimdir. Hayallerin ham hali, gökte hakikate dönüşür. İşte şairin şiiri:” On sekiz bin âlemi seyr eylemek lâzım değil/Her nefesde feyz-i Hak bir özge âlemdir bana” Aldığımız her nefes, yeni bir yaşamın şahididir diyen Nefi, ne güzel ifade etmiş. On sekiz bin alemi barındıran evrende göğün adı mı olur, Hak bunların hepsinin sahibidir. Alemlerin Rabbi olana selam olsun. Gök kubbenin altında, iyi ve güzel bir şükürle yaşamaya devam edelim. Yeri, göğü Yaradana şükürler olsun.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık