• 11 Ağustos 2016, Perşembe 8:57
İsaÇolaker

İsa Çolaker

DİLENMEK
 Dilenmek sosyolojik olarak anlamlandırılabilir ama dinimizde bir geçim temin etme yolu değildir. Geçimini temin etme derdine düşmüş, gücü yeten insana dilenmek yasaklanmıştır. Kazanmaktan tamamen aciz olan ve sosyal devlet desteği alamayan vatandaşların dilenmesine kadim halklarda kötü gözle bakılmaz. Biz de yadırgamıyoruz ve olanca gücümüzle az çok yardım ediyoruz. Ölümle burun buruna ve sokağa terkedilmiş bireyler için dilenmenin sosyolojisi vardır. Toplumsal olarak sokaktaki dilenci sayısının artmasının değişik nedenleri olabilir ama hiçbir şekilde çalışmamayı özendiremeyiz.
Devletin sosyal karakteri o kadar güçlenmesine ve sosyal yardımların onca artışına rağmen dilenme ve dilenci sayısı artıyorsa, orada bir sorun var demektir. Sokak köşelerini tutmuş dilencilerin para talepleri bir tacize ve sosyal bir yaraya dönüşmüş vaziyettedir. Kimse dilenciye para vermiyorum diyemiyor ama dilenme gerçeğini de sorguluyor. Niçin insanlar hala çalışmaktan imtina ediyor? Niye bu kadar sosyal yardıma rağmen dilenci sayısı artıyor? Acaba dilenme batıda olduğu gibi sosyal bir olgu veya sınıfsal bir mesele mi oldu? Hadiste : “Dilenmek kulun en son kazancıdır .” diyor ama ölüm anına kadar da çalışma öğütleniyor. Yani dilenmeyi son çare gören bir din ve çalışmayı öneren bir zihin yapımız varken insanlar niye dileniyor? Hizmet sektörü çalıştırmaya adam bulamıyor.
Bir kimse göre göre yalan söyleyerek nasıl para ister? Örgütlü dilenme yapısı oluşmuş vaziyette. Eline çakma sağlık raporu alan, elini yalandan burkan, ağlayarak özrünü sömüren dilenci müsveddelerini görüyoruz. Bu toplum bunlardan rahatsız. Kabahatler kanunu niye işletilmez. Dilenen toplum, Müslüman toplum olamaz. Üreten ve çalışan bir toplum özlüyorum. Kimsenin yeşil kartını ya da özürlü parasını da sorgulamıyorum. Bunlar sosyal devletin gereği ve çok çağa uygun şeyler . Sadece dilenmenin sokaktaki insanı yorduğunu düşünüyorum. Sapasağlam adamların dilendiğini görmek beni üzüyor ve geriyor. Sadakanın da hayırlı bir eylem olduğunun da bilincindeyim 
Halkımızın tabiriyle, başımızın gözümüzün sadakası için yardım edelim. Seçici olalım. Hak etmeyene ve sokak lümpeni züppelere para vermeyelim. Sadaka verilenden de dua, niyaz, övgü, teşekkür beklemeyelim. Bunlar gönüllü ve içten tavırlar.  Yalaklıkla yapılacak ve oynanacak değerler değil. Sadakanın sahibi Allah'tır. Övgüyü ve mükafatı ondan ve ince bir duyguyla bekleyelim. Bizzat kendi elimizle ve lütufsuz sadaka verelim. Helalden sadaka vermek daha iyidir.
Öğrencilerimize burs vermek ve onlara sosyal donatı temin etmek de yardım ve sadaka olarak düşünülmelidir. Bunu yapan dostlarımı kutluyorum. Zengin olduğunu bildiğimiz ve eline geçen parayı kötü yollarda harcayanlara yardım etmemeliyiz. O zaman kötülüğü örgütlü hale getirmiş oluruz.
Mezarlıklarda parayla Kuran okuyana, elinde küçük Yasin kitapçıklarıyla (!) daire kapılarında din satanlara para vermeyelim ki, bundan vazgeçsin. Belediye ve yerel yöneticiler de dilenme çeteleriyle mücadele etmeli ki, insanımız parasal sadakalarını olumlu yerlere ve STK'lara yöneltsin. Bir önerim de; sadakalarımızı bildik, tanıdık akraba ve dostlarımıza yönlendirmemizdir. Dilenmenin olmadığı, sınıfsız ve sorunsuz bir dünya ütopya değildir ama idelimiz de bu olmalı. Yardımlarımızın örgütlü olduğu Kızılayvari teşkilatlarımız şeffaf olur ve sayıları artarsa, dilenmenin yerel dirençleri de kırılır diye düşünüyorum. Kapımıza gelen dilencilerimiz azarlama işini de bırakalım.  Sorgulanan değerler yok olur. Yani her hal ve zamanda hayır yapalım. Eğer dilenci arkadaşa bir şey vermeyi düşünmüyorsanız, onu ezik ve rencide bir duruma sokma halimiz yok. Allah seni de beni de rızıklandırsın. Çünkü onun bir sıfatı da Rezzaktır .( rızık veren ) Bu yumuşak üslupla dilenciyi yolcu etmeliyiz.
İtibar, zor kazanılan ve kolay yitirilen bir değerdir. Onur herkese lazım olduğu gibi, dilenciye de gereklidir. Bir kere giden onur, geri gelmez. İtibar herkese lazımdır. Onursuz yaşam dilenmeye bile ihtiyaç bırakmaz. Onun için toplumsal kesimlere şefkati elden bırakmayalım. Dilenmenin ve muhtaç sayısının az olduğu bir ülke, çağdaş ve sosyal değerleri iyi yönetmiş bir ülkedir. Sosyal devlet çıpası yükseldikçe, sınıfsal ve kronik dilenmenin azalacağını düşünenlerdenim. Dilenmenin olmadığı bir devlet, ideal ekonomik devlettir! Dünyada örneği oldukça da azdır . Sosyal yardımları iyi olan devletin yurttaşları da mutlu ve huzurlu olur. Sosyal yardımların ve ölüme dönüşecek dilenmenin düşmanı olmak, tipik ırkçılıktır. Yani hiç mi dilenmeyi hak edecek yoksulumuz yoktur? Bunu söylemek zor.
Hayırlı devlet, hayırlı insan yetiştirmek için uğraşır. Dilenci yetiştirmek, devletimizin ve insanımızın kaderi olamaz. Dilenmenin daha az olduğu toplumsal günlerimiz olsun dileğiyle, iyi ve mutlu yaşamlarınız olsun. 
 Günün şiiri : “Ahir yine hâk olur bu tenler / Bilmem niye kibr eder edenler?” Abdullah Vassâf.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık