• 01 Nisan 2016, Cuma 8:55
İsaÇolaker

İsa Çolaker

BURSA'DA ZAMAN
 Bursa'dayız. Rahmetli Tanpınar'ın bir başlığa sığdıramadığı zarif şehirdeyiz. Sevgili öğrencim Edebali Karabıyık'ın daveti ve bir kısım konuşmalar için buradayız. Üstat Mehmet Akif Ersoy'u ve yapıp ettiklerini konuşacağız. Sosyal medyadan haberleştiğimiz değerli öğrencilerimiz Hasan Kapucu ve Ahmet Karaca'yla da buluşuyoruz. Uzun bir otobüs yolculuğuyla vasıl olduğumuz şehir, bizleri derin bir sükunetle karşılıyor. Pek gezi yazmayan birisi olarak, şehrin yavaşlığı, beni yazmanın kucağına itiyor. Beş Şehir'den tanıdığım Bursa'yı ete kemiğe bürünmüş bir halde buluyorum. Onu kendi zaviyemden yazmamak olmazdı. Beni kenti tanımaya davet eden dostlarıma ayrıca teşekkür ederim.
Bursa günlerimizin kısa olması, şehri keşfetmemize engel olmadı. Sn. Hasan Kapucu'nun müdür olduğu İsmail Karasu Kız İmam Hatip Ortaokulundaki buluşmamız tamamen Akif'i anlatmaya matufoldu. Kalabalık öğrenci grubuna yaptığımız konuşma, çok olumlu ve nazik bir taltif töreniyle son buldu. Burada okulun temizliğinin de hakkını teslim etmeliyim. İhl'ye yakışan da budur. Sevgili öğrencim Sosyal Bilgiler öğretmeni Ömer beyle yıllar sonra görüşmek de ayrı bir güzellikti. Okuldaki etkinliğimiz sonrası yaptığımız sohbet, bizi eski günlerin acımasız sarfına götürdü. Okulumuzdan ayrılırken, akşamki konferansımızın yoğun atmosferine girmiştik bile.
Bursa, benim tabirimle yavaş bir şehir. Milyonluk nüfusu ve onun yorgunluğunu hissetmediğiniz bir dinginlikle karşı karşıyasınız."Manevi bakımdan; Büyük Türklerin mezarları ve anıtları ile dolu olan bu şehirde:'Sema düşse, minare ve kubbelerinin üstünde' durarak yere değemez. Ben bu kudsiyyeti için Bursa'yı seviyor ve Bursa'ya gelenlerin yarı Hacı olduklarına inanıyorum." diyen şahsiyet haklıdır. Tam bir Osmanlı-Selçuklu bakiyesi bir şehir Bursa. Tanpınar boşuna' beş şehir'den birisi yapmamış şehri. Ben de yarı hacı oldum demek ki!
Günün akşamında Bursa Büyükşehir Yıldırım Belediyesi davetlisi olarak, Barış Manço Kültür Merkezi salonundayız. Öğrencim Edebali heyecanlı, seyirci az olursa diye dertleniyor. Edebali, ismiyle müsemma bir adam. Heyecanlanma Edebali diyorum; bize 'ezici azınlık' yeter, seyircinin azlığı değil, keyfiyeti önemli diyorum. Aynen de öyle oluyor. Salon nitelikli insanlarla dolu ve biz o ezici azınlığa Akif'i anlatıyoruz. Ne güzel yaptık. İyi ki de buradayız diyorum. Farklı, duyarlı, milli duruşu olan kitlelere Asımın Neslini anlatıyoruz. İnanmış Akif'in Safahat'ını, çilesini, erdemini, yorgunluklarını ve vatan sevgisini anlatıyorum. Protokol ve selamlamayla biten bir konuşmanın akşamında sevgili mihmandarım Edebali'nin misafirhanesinde Tarık Buğra'yı seviyorum. Buğra, Edebali- Emine Hocanın biricik oğludur.
Hamdullah Suphi'nin Bursa tarifiyle yeni günümüze başlıyoruz:"... Geceleri su sesleri içinde uyuyan Bursa, başının ucunda daima ay ışığıyla aydınlanmış gibi duran ak minareleri, her biri birer gufran fevâresi gibi fışkıran Mekke yeşili ihtiyar servileriyle binbir sevgimizin tavaf yeri olan Bursa, dede çınarlarının dallarından sahil sesleri eksik olmayan deniz altına mahsus yeşil karartılarla, türbelerinin, mabetlerinin içinde serin renk dalgaları uyuyan Bursa, ilk bahar olduğu vakit ufuklardan ufuklara tutuşan gelincik bulutlarıyla ovalarına şafaklar devrilmiş gibi görünen Bursa..." Aklımda bu tarif, duygularımda şenlikle şehri keşfe çıkıyoruz. Edebali Hoca bizi; yeşil camii, yıldırım camii, setbaşı, maksem, mahfel kafe, nasuhpaşa hamamı, gazi orhan camii, cumalıkızık, ahmet vefik paşa tiyatrosu, koza-ipek han gibi onlarca yere şahit tutuyor. Biz de tanıklık ettik ki, her şey mükemmel.
Namaz kılma şansına eriştiğim Yeşil Cami tam bir ecdat yadigari. Kale gibi ayakta, cemaatine görevini yapıyor. Ulu Cami, başlı başına bir abide. Tam bir İslam şaheseri. Ecdadın dini, mimariye nakşedilmişse budur. Caminin tezyinatı ve içindeki derinlik ayrı bir hadise. O hatlar, akustik, çizgiler, ışık, ses, mihrap, avlu tam bir İslam şenliği gibi. Gezme bahtiyarlığını yakaladığım Cumalıkızık ve Cinaralığı, ender güzel muhitlerdendi. Ecdadın köyü Cumalıkızıksa, şehri Bursa gibi olur diyorum!
"Bursa'da mevcud mabetlerin ve büyük Türklerin mezarlarının bulunuşu; şehri diğer şehirlere benzemeyen yeni bir hususiyete erdirmiştir: SÜKÛNET! Bursa'da insan yürürken, konuşurken koşarken hatta bağırırken dahi bu sükûneti bozmamak için daima dikkatlidir. Sular çağlayanlarını, bu sükûneti bozmamak için şehrin dışında vücuda getirirler. Yalnız gürültüyü Lodos yapar! Bu da şehrin sıhhati bakımından yararlı bir nefes olduğu için mazur görülür."Rüknettin Akbulut öğretmenimizin tanıklık cümleleri benim Bursa'mı çok iyi anlatıyor. Bir şehrin dereleri de mi sessiz olur? Evet, Bursa'nın göbeğindeki derelerde sessiz! Şehri gizemli ve tarihi kılan bu sessizliğe ve şehrin beyefendi duruşuna selam olsun.
Dönüş yolunda mihmandarım Sn. Ahmet Karaca oldu. Üniversiteden öğrencim olan Karaca, her zaman ki şen haliyle beni sessiz kentten vakarla uğurladı. Ahmet halen bir okulda müdür ve donanımlı bir öğretmen. Ahmet'le hediyeleştik. Hoca ve öğrencisi hayırda ortakmış. Çaylar eşliğinde sohbetle eski günleri ve Amasya'yı konuştuk. Damağımızda hoş sohbetler, kafkas kestane şekeri, iskender kebap eşliğindeki hatıralarla bir Bursa dizesiyle bitirelim:" Yeşil türbesini gezdik dün akşam, / Duyduk bir musikî gibi zamandan/Çinilere sinmiş Kur'an sesini. / Fetih günlerinin saf neşesini/Aydınlanmış buldum tebessümünle." Benim Yeşil Bursa intibalarım bu kadar sahici oldu. Vesile olan dostlara selam olsun. Nasipse yine geleceğim Bursa. Bekle beni.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık