• 29 Mart 2020, Pazar 15:59
İsaÇolaker

İsa Çolaker

BİR TUTAM KİTAPTAN ARTA KALAN

Yazmanın ne kadar hayati olduğunu anlamak için, okumak gerekiyor. Bir başka ifadeyle, okuduğunu anlamak için yazman gerekiyor. Niye yazmaya merak sardığımı ve yazmanın koşullarını soran dostlara böyle söylüyorum. Yazmanın neyi ifade ettiğini ancak, yazmanın unsurlarını ararken anlıyorsunuz. Kalem sahibi bize yazma melekesini bahşetmiş. Bunu azcık okuyanlar hissediyor. Yazının başlangıcı da, bu hassas algıya dayanıyor. Niçin yazarız veya nasıl okursak yazmaya doğru evriliriz? Bunlar, yazmanın has sorularıdır. Bu sorulara cevap aramaya ve yazmanın nasıllığına yoğunlaşalım.
Yazma serüvenini iyi anlatan bir yazara ve dediklerine bakalım: "Şimdiye kadar okuduğum bir tutam kitaptan gözlemlediğime göre, yaşamın iyice içinde olan kişiler, yaşamı yoğuran kişiler, yaşamın ta kendisi olan kişiler, az yiyorlar, az uyuyorlar, ya pek az şeyleri oluyor, ya hiçbir şeyleri olmuyor. Görevmiş, hısım akrabalığın sürdürülmesiymiş, devletin korumasıymış, böyle boş kavramlar yok kafalarında. Gerçekle ilgileniyorlar, yalnızca bir tek eylem tanıyorlar: Yaratmak. Yaptıkları işte kendilerine buyuranlar yok; çünkü yalnızca kendilerine verdikleri sözü yerine getiriyorlar. Tek gerçek verme yolu o olduğu için karşılık beklemeden veriyorlar. "Henry Miller 'in tespitleri oldukça güzel ve anlaşılır değil mi? Sırasıyla metni anlamaya ve yorumlamaya çalışalım.
Yazıcı yaşamın içinde olacak ve az yiyip, az uyuyacak. Çok okuma zorunluluğu bunun sonucunda ortaya çıkıyor. Sufice bir yaşam anlayışı olan her adem , yazmanın biraz feragat ve disiplin olduğunu buradan anlamalıdır. Az yiyip, az uyuyan okurun; yazma eylemine daha yakın olduğunu bir süre sonra anlarız. Onların yazıp ürettikleriyle birlikte belki de az paraları da olabilir! Yazma özgürlüğü elinde olanın , varsın parası olmasın. Ne yazar! O, yazmanın keyfini yaşamaya devam eder. Yazarın bürokrasi ve elitlerle arası da olmaz. Buyurgan bir kafaya sahip olan elitin niye hizmetinde olsun ki? Yazmak sonuç da, yaratıcı bir enginliğin adıdır . Yazan kişinin mal ve meta sahibi olmadığı tezi, yılların doğrularından biridir . Yazarın en rahatsız olduğu sorulardan birisi , ne kazanıyorsun sorusu olsa gerek!
Yazıcı, kendine konu ve alan yaratan insandır. Tabiatın kucağındaki her şey yazıcının tefekkür alanına girer. Miller de öyle söylemi yor mu? Kendine buyruk verilmeden üreten tek kişi, yazarın kendisi olsa gerekir. Çünkü hayal ve tefekkür para istemez. Siz onu oluşturur ve kurgularsınız. Temalar ve konu sizin beyninizin ana malzemeleridir. Paraya ve anamala ne gerek var! Siz kendinize verdiğiniz yazma ve oluşturma sözünü tutun yeter. Şahsen yazmayı kafaya koydum mu, gerisi teferruattır.  Demek ki yazma biraz da, verdiğin kişisel sözü tutma sanatıdır. Öyledir de. Sözünü tutan her kalem erbabı, biraz da kelamın sahibine sadık olmalıdır. Yani yazı bir parça ontolojiktir. Sözün sahibi bunu bekler. Verdiği sözü tutmak, yazarı emanet olan yazmaya verdiği değeri gösterir.
Yazarın devlet denen yapıdan da beklentisi olamaz . O, gerçeği arayan birisidir. Devlet aygıtı bazen, gerçeklerden hoşlanmayabilir. Yazar, katıksız gerçeği arayan ve içindekini yazan adamdır. Belki firen yaptığı anlar, yazmanın özgürlüğüne ket vurduğu anlardır! Her kalem sahibi böyle şeyler yaşayabilir. Duraksamaya da gerek yok. Kendimize verdiğimiz yazma sözünü tutarak yola devam edelim. Önemli olan kendimize verdiğimiz o katıksız yazma sözünü olabildiğince ve özgürce tutmaktır. Yazarın böyle gelgitleri de vardır. Bu iniş çıkışlar, biraz da oluşturma ve yazmanın doğasında var. Miller'in örnekleri bunu doğrular niteliktedir . Bir tutam yazı için bile, azcık hoyratlık yeter diye düşünüyorum . Yazar savrulan ve kendine dönen adamdır.
Yazan kişi bir parça da sosyal yalnızdır. Sizin yazdığınızı en yakın komşunuz da bilmez der Faulkner. Doğrudur da . Belki de bilmemeli insanlar! Bu az bilinirlik, yazarın gücüdür belki? Çok bilinir olsanız, yazma yetiniz de körelebilir mi? Ne dersiniz? Mevlana'yı yakın komşuları, son on yılında keşfedebilmişler. Eş dost, hısım akrabanın sizin serazatlığınıza engel olduğunu biraz da yazmaya başlayınca anlıyorsunuz. Yahu bu konuları ya da politikayı niye yazıyorsun diyen sizin arkadaşınız mıdır?  Tartışılır. İyi arkadaş, sizin yazma iradenize ve kaleminize kuvvet diyendir . Onun için karşılıksız ve çek senetsiz yazmaya çabalarsanız , siz yaratıcı bir yazmaya hizmet etmiş olursunuz .
Göreviniz ya da akademik özgürlüğünüz de, yazmaya engel olmamalıdır. Siz hemhal olduğunuz dertlerle yazmaya devam ediniz, gerisi yazma tahayyülünüze kalmış . Hesabı da Allah'a veririsiniz. Kulları fazla yazıya ortak ederseniz, yazma özgürlüğünüzün zarar gördüğünü anlarsınız. Onun için daha az ortak kişilikler, daha fazla ortak düşünce diyorum. Belki de yazma özgürlüğümüz burada. Karşılıksız, ödünsüz yazmak için bu alanların açık olması gerektiğine inanarak, biraz daha fazla yazmaya ihtiyacımız var diyorum. Velev ki daha az paranız ve dostunuz olacağını bilseniz de yazmaya devam diyorum . Kalemine sağlık Henry Miller, bir yazma serüveni anlatmama imkan verdiğin için. Yaşamın tâ içindeki sahici yazarlara ve okurlara selam olsun. Kalın sağlıcakla .


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık